1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. Ortak Devlet Arayışı ve Ulusun Yansımaları
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yazarın Tüm Yazıları >

Ortak Devlet Arayışı ve Ulusun Yansımaları

A+A-

Kıbrıs Sorununun birden fazla adı vardır ama sorunun karmaşık boyutlarını tanımlamayı bir kenara bırakıp, çeşitli aşamalardan geçtiğini ve farklı biçimler aldığını söylemekle yetineyim.

Ben burada öncelikle iki “ana aşamadan” söz etmek istiyorum: Türk ve Helen ulusları arasında bir sorun olduğu dönem ile, devlet içi ve devlet etrafında bir kavgaya dönüştüğü aşama...

Şimdi bu iki aşamanın günümüzde birbirini nasıl etkilediğine bakalım.

Kıbrıs Rum toplumu adanın Yunanistan ile birleşmesi yönünde seferber olduktan sonra Kıbrıs Sorunu Helen ve Türk ulusları arasında bir soruna dönüşmüştü. Kendilerini Yunanistan ve Türkiye’nin organik parçaları sayan etnik topluluklar Türklük ve Helenizm adına kavgaya tutuşurken, anavatanlar da bütün güçleriyle bu kavganın ayrılmaz parçası haline geldiler.

“Ulus ile Vuslat” dönemi olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde Kıbrıs’ta devlet fikrine zihinlerde yer yoktu.

Daha sonraları, 1960’larda başlayıp 1974’ten sonra hızlanan farklı bir süreç yaşandı. Kıbrıs Rum toplumu ulustan kopup devlete sarıldı. Kıbrıslı Rumlar artık Yunanistan ile birleşmeyi değil, 1964’ten beri ellerinde bulundurdukları Kıbrıs Cumhuriyeti devletini güçlendirmeye soyundular. Bir yandan Kıbrıslı Türklerin devlet kurumlarında olmaması, diğer yandan Yunanistan nezdinde yaşanan düş kırıklıkları ve ayrıca, ortaya çıkan toplumsal ve siyasal çıkarlar Kıbrıslı Rumların devletle barışmasını kolaylaştırdı.

Özellikle 1974’ten sonra Kıbrıs devletini Türkiye’ye karşı bir korunma zırhı olarak gören Kıbrıslı Rumlar, devleti Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya istekli görünmüyorlar. Bunu, bir yandan siyasal ve toplumsal çıkarlarına aykırı bulurken, diğer yandan da Kıbrıslı Türklerin de içinde yer alacağı Kıbrıs devletine Türkiye’nin nüfuz edeceğinden korkuyorlar.

Bu korku ve çıkar sentezi bazı çevreler için mevcut statükoyu çözümden daha cazip kılıyor. Nitekim “en iyi ikinci çözüm statükonun korunmasıdır” tezi son yıllarda sık sık dile getirilmeye başlandı.

Başpiskopos II. Hrisostomos, 12 Temmuz 2017 tarihinde yaptığı bir açıklamada toplumu Kıbrıs Cumhuriyeti devletine sahip çıkmaya davet ederken, “bunu da yitirmeyelim, yoksa kendimize yeni yurtlar aramak zorunda kalacağız” dedi.

Hatırlatmakta yarar vardır; bu türden sözleri ilk defa Annan Planı döneminde Tassos Papadopullos dile getirmişti.  

Bu görüş Kıbrıs Rum toplumunda giderek yaygınlaşıyor.

Açıkçası, ulus-odaklı bir söylemden devlet-odaklı bir söyleme geçildi. Kıbrıslı Rumların artık Yunanistan diye bir dertleri yoktur ama devleti Kıbrıslı Türklerle paylaşama istekleri vardır da denemez.

Bunu ancak bazı şartlar altında kabul edebileceklerini söylüyorlar.

Yunanistan’ın garantör olması ve adada asker bulundurması Kıbrıslı Rumları hiç heyecanlandırmıyor. Bir zamanlar “Anavatan Hellas” diyerek tapındıkları Yunanistan’ın bugün adadan elini ayağını çekmesini rahatlıkla kabul ediyorlar. Fakat aynı şeyi Türkiye’nin de yapmasını istiyorlar ve Kıbrıslı Türkleri devlet ortaklığına ancak bu şartlarda kabul edebileceklerini belirtiyorlar.

Gelgelelim, Kıbrıs Türk toplumu Kıbrıs Rum toplumunun geçtiği süreçlerden geçmedi. Yakın tarihinde Türkiye’den kopamadığı gibi, daha da bağımlı hale geldi. Bu yüzden, bir ayağıyla ulusa basarken, diğer ayağıyla da Kıbrıs devletine basmak istiyor. Hem ulusa biat etmek, hem de Kıbrıs devletinin ortağı olmak istiyor. Daha da önemlisi, Kıbrıs devleti içinde hangi ağırlıkta yer alacağını Türkiye’nin ağırlığının belirleyeceğini düşünüyor.

Yani, Türkiye’nin stratejik çıkarları ile Kıbrıs Türk toplumunun siyasi eşitliği ve güvenliği birlikte ele alınıyor ve eğer sorun çözülecekse, bu temelde çözülmesi savunuluyor.

Asıl dertleri Türkiye olan Kıbrıslı Rumların buna yanıtı ise, “şimdiki durum en iyi ikinci çözümdür” şeklinde oluyor.

Kıbrıslı Rumların Yunanistan’ı evine gönderirken, Türkiye’nin de derhal evine dönmesini talep etmeleri Kıbrıslı Türklere güven vermiyor. Çünkü koşulları ve koşullanmaları gereği kendilerini Türkiyesiz tahayyül edemiyorlar ve ortak bir devlet içinde Kıbrıslı Rumlarla baş başa kalmaktan korkuyorlar.

Korku, güvensizlik/özgüvensizlik ve ulus sentezi, Kıbrıslı Türkler arasında ortak devlet fikrine kuşkuyla bakmaya yol açıyor ve şimdiki durumu “en iyi ikinci çözüm” olarak görenlerin sayısını arttırıyor.

Kısacası, yarım asırdan fazla bir süredir devam eden Kıbrıs Sorunu süreç içinde iki ulus arasında doğrudan bir sorun olmaktan kısmen çıkmıştır belki ama bir biçimde ulus ve devlet karmaşasının esiridir. Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ile Yunanistan’ı eşit uzaklıkta tutmayı önerirken, aslında Kıbrıs devleti içinde güçlü bir konum elde etmeyi düşünüyorlar. Kıbrıslı Türkler ise Türkiye’yi yakınlarda tutarak Kıbrıs  devleti içinde güçlü olabileceklerine inanıyorlar.

Buna, mevcut durum üstünden beslenen çıkar gruplarını ve bu grupların “biz” ve “onlar” kavgasını büyük bir iştahla sürdürme eğilimi içinde olduklarını eklediğimiz zaman, federal devlet fikrinin hangi zorluklarla karşı karşıya olduğunu daha iyi anlarız.

Sonuç olarak, Başpiskopos Hrisostomos “mevcut durum en iyi ikinci çözümdür” derken aslında adanın iki yakasında da yaygın olan bir görüşü dile getiriyor...    

 

 

Bu yazı toplam 1534 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar