1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. İki güzel insanı toprağa verirken… (1)
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

İki güzel insanı toprağa verirken… (1)

A+A-

1974’te Galatya’da öldürülerek Galatya gölündeki ikinci toplu mezara gömülen ve toplam altı kişilik toplu mezardan çıkarılarak kimliklendirilen Komikebirli Pavlos Solomi ile oğlu Solomis Pavlu, geçtiğimiz Cumartesi günü Leymosun’da toprağa verildi…

 

sevg-028.jpg

Lazmarinler getiriyor Hristina, feslikanlar demet demet, mersin dalları yemyeşil, tazecik… Güldamlası getiriyor mis kokulu…

Beyaz bir çarşaf seriyor her bir küçük tabutun içine…

Üstüne bu kokulu otları yayıyor… Demet demet mersinler, feslikanlar, güldamlaları ve lazmarinler…

Kayıplar Komitesi’nin ara bölgede, Lefkoşa eski Uluslar arası Havaalanı yakınındaki laboratuvarındayız… Hristina’nın eşi Vasos, evlatçıkları Pavlos, Argiro, George… Pavlos’un kız arkadaşı…

Hristina’nın acısını taşlaştırıp bir heykel gibi duran, yaşadığı o korkunç travmaların yüz hatlarına oyulup donup kaldığı biricik anneciği Panayota Hanım bakıyor Hristina’nın tabutçukları onarmasına…

Bir insan kendi abisini, kendi babasını, onlara ait kemikleri teker teker nasıl yerleştirebilir tabutlara? Hristina işte bunu yapıyor, büyük bir özenle…

Hristina’nın teyzesinin oğluları Kiriakos Paskalis ve Paskalis Paskali ile eşi Hristalla da burada… Kiriakos Paskalis, Londra’dan rötarlı olarak uçup gelmiş bu gün için, cenaze töreni için ama gelebilmiş işte… Karlar altındaki Londra’dan çıkıp buraya uçmuş, bu son veda için eniştesine ve hem yeğeni, hem en iyi arkadaşı olan Solomi’ye… Birlikte tarlalarda koşuşturdukları, birlikte karpuz kesmeye ya da harnıp toplamaya gittikleri Solomi’ye veda etmeye gelmiş… Ondan son bir mektup almış 10 Ağustos 1974 damgalı – Komikebir’den yola çıkmış mektup ve Londra’ya varmış, üstünde bir posta damgası: 10 Ağustos 1974… Bu son mektupmuş Solomi’den ve onu saklıyor kalbinde Kiriakos…

Bugün tarihler 28 Şubat 2018’i gösteriyor, günlerden Çarşamba, sabah saat 09.30’dan beridir laboratuardayız… Kayıplar Komitesi’nin bilim ekibi kazıyla ilgili bilgiler verdiler, fotoğraflar gösterdiler, DNA ve antropolojik analizle ilgili bulgularını anlattılar. 1974’te evlerinden alındıktan sonra Galatya’ya götürülen, esir tutulan ve tahminen 20 Ağustos 1974’te Galatya’da öldürülüp Galatya gölündeki ikinci toplu mezara gömülen, altı kişilik bu ikinci toplu mezardan çıkarılarak kimliklendirilen Komikebirli 42 yaşındaki Pavlos Solomi ve 17-18 yaşlarındaki oğlucuğu Solomis Pavlu’nun “görüş” günündeyiz…

Hristina, kardeşi Solomi’nin kafatasını büyük bir özenle alıp öpüyor – üstünde kurşun delikleri olan kafatasını ve küçük tabuta mersinlerin, feslikanların, güldamlalarının, lazmarinlerin üstüne yerleştiriyor…

Hepimiz Hristina’yı izliyoruz: kol kemiklerini alıyor, omuz kemiklerini bacak kemiklerini… Hem baldırından, hem budundan da vurulmuş kardeşi, kurşun deliklerini görebiliyoruz…

Kafasına sıktıkları iki kurşun yetmezmiş gibi bacaklarından da vurmuşlar… Her birine beşer kurşun sıkmışlar en az, Hristina’nın babası Pavlos’a ve kardeşi Solomi’ye… Solomi’yi hedef alan kurşunlardan biri kafatasını önden sıyırıp geçmiş, öteki kurşun sağdan girip arkadan, ense kökünden çıkmış… Kurşun deliklerini çok net görebiliyoruz…

Sonra hepimiz Solomi’den geride kalanları küçük tabuta yerleştiriyoruz… Sağ elini alıyorum, minik, minicik kemikleri, henüz 17-18 yaşlarında bir toplu mezardan çıkarılmış bu gencin sağ elini alıp avucumda tutuyorum, onunla ilk karşılaşmamız bu… Sağ elinin kemiklerini küçük tabuta yerleştiriyorum…

Hristina sonra babasının kafatasını alıyor, öpüyor ve tabuta yerleştiriyor – gözyaşları sel olup akıyor laboratuvarda…

Babasına da beş kurşun sıkılmış – sol üst kol kemiğinde kurşun deliğini görüyoruz, belinden vurulmuş, sol elinden vurulmuş, parmaklarını uçurmuşlar bu iyi yürekli adamın… Onun sağ ayak kemiciklerini alıyorum avcuma, küçük tabuta yerleştiriyorum özenle…

Galatya gölünde bir toplu mezardan çıkarılan Pavlos’tan geride kalanları toruncukları ve yeğenleri alıp tabuta yerleştiriyorlar – George sağ kaburga kemiklerini toparlıyor, büyük bir özenle ve küçük tabuta yerleştiriyor…

Zeytin yaprakları yakmıştı Hristina bu odaya girdiğimizde ve sevgili babacığı ve sevgili abiciğini tütütmüştü gümüş bir tütsülükte…

Bir kandil yanıyor fotoğraflarının yanında, bir demet çiçek duruyor beyaz ve Hristina ve eşi ve evlatları ve yeğenleri küçük tabutlara tüm kemikleri yerleştiriyorlar…

Sonra tekrar mersin dalları, mis kokulu güldamlaları, demet demet feslikanlar ve lazmarinleri yerleştiriyor Hristina kemiklerin üzerine ve çarşaflarını kapatmadan önce sevgili anneciği Panayotu Hanım’ın seneler önce “Kutsal Topraklar” olarak bilinen Kudüs’ten getirmiş olduğu siyah beyaz baskılı birer örtüyü örtüyor üstlerine… Çarşafları kapatıyor, çarşafların üstüne tekrar kokulu otlar koyuyor…

Tüm bunlar tamamlandığında, Panayota Hanım tütsülüğü alıyor tekrar eline ve küçük tabutlarda yatan, toplu mezardan çıkarılmış sevgili kocası Pavlos ve biricik oğlu Solomi’yi zeytin yapraklarıyla tütüdüyor…

Hep birlikte durmalarını istiyorum küçük tabutların önünde her şey tamamlandıktan sonra ve bir resim alıyorum…

Bir masada Solomi’nin üstünden çıkanlar var: Kanada’dan hediye edilmiş önünde kısa sarı bir zip bulunan kahverengi bir tişört giyiyordu Solomi “kayıp” edildiği zaman… Bu tişörtle çekilmiş bir fotoğrafı bile var… Galatya’daki ikinci toplu mezarda kazılar yapılırken Hristina’yla gidip mezara baktığımızda, Hristina bu tişörtten tanımıştı kardeşini…

Masada kurşuni renkli pantolonu, kemeri de duruyor…

Bir başka masada sandallar var – Hristina bu sandalların kardeşine ait olduğundan emin…

Babasının giysileri çıkmamış üstünden – pamuklu oldukları için toplu mezarda 43 sene içerisinde eriyip yok olmuşlar ama kemeri duruyor, cebindeki çakmağı duruyor, kol saati duruyor, taşlaşmış vaziyette…

Bir sigara içmek için laboratuvarın dışına çıkıyorum, Panayota Hanım da geliyor – Türkçe biliyor, Kıbrıslıtürkler’le yaşamış ömür boyu, yanlarında çalışan çok sayıda Kıbrıslıtürk varmış, özellikle Komikebirli Kıbrıslıtürk kadın işçiler… O günleri anlatmaya başlıyor bana Rumca olarak, birazcık anlayabiliyorum, anlayamadığım yerleri torunu George tercüme ediyor…

“Köy meydanına traktörle gittiğimde” diyor Panayota Hanım, “Kıbrıslıtürk kadınlar koşar gelirdi… “Panayota geldi!” diye… Onlar “Gayi”yle çalışmak istemezdi çünkü biz Kıbrıslıtürk işçilerimize çok iyi ödeme yapardık…”

“Gayi” dediği bugünkü belediye başkanının rahmetli dedesi Ahmet Sennaroğlu…

Panayota Hanım her bayramda, her Noel’de, her Paska’da işçilerine hediyeler götürürdü, tek tek evlerini ziyaret ederek mevsimine göre gönlünden kopan hediyeler…

Pavlos köyde çok sevilir sayılırdı… Köyden ayrılmamasının nedeni, Kıbrıslıtürkler’le hiçbir zaman herhangi bir sorun yaşamamış olmasıydı… Bu yüzden diğer Kıbrıslırumlar gibi kaçmadı… Köyde kaldı…

Köyde bir Kıbrıslıtürk vefat ettiğinde, Pavlos da gider, yardım ederdi mezarın kazılmasına – o denli yakındılar…

Panayota Hanım Türkçe de konuşurdu, bana “Teşekkür ederim her şey için” diyor Türkçe olarak… “Dibode” diyorum ona, “Bir şey değil…”

Bu ikinci toplu mezarın yeri, 2006 yılında kazılan ilk toplu mezarın hemen yanındaydı…

Daha o günlerden çok iyi yürekli bir şahidimiz, bir okurumun çok değerli ailesi Kayıplar Komitesi’nde kazı yürütenlere gitmiş, “Sakın buradan kaçmayasınız ha!” demişti… “Bu kazdığınız toplu mezarın hemen yanında ikinci bir toplu mezar vardır… Ben o günlerde üstünden geçtim traktörümle, tarlama giderken… Çok kötü bir koku vardı, yeni kazılıp örtülmüştü…”

Galatyalı bu aile, yıllarca bu ikinci toplu mezar konusunda çok ısrarcı oldu ve şahidimiz Galatya gölünde yürütülen kazıları birebir çok yakından takip etti…

“Derin kazmaları lazım a kızım” diyordu bana…

“Ne kadar derin amca?”

“Bir dam boyu derindedirler… Ben konuştum gömenlerle…”

Gömenle de konuşmuş, onu teşvik etmişti Kayıplar Komitesi’ne konuşsun, bu yeri bir de o göstersin diye…

“Hristina’nın babası ve kardeşi orada gömülüdür” diyordu bize hep… “Yanlış yeri kazarlar…”

2006’dan beridir uğraş veren bu çok değerli şahidimizin tam da söylediği yerde, tam da tarif ettiği şekilde bulundu ikinci toplu mezar – birincisinin dibinde… Ve tam da söylemiş olduğu derinlikte bulundu bu ikinci toplu mezar… Bu “görüş günü”nde bize sunum yapan arkeolog da iki toplu mezarı yan yana gösteren bir slide’la bunu bir kez daha doğruluyor…

Şahidimizin bu bilgiyi paylaştığı 2006’dan sonra geçmiş tam 12 yıl sonra en nihayet Hristina’nın babası ve kardeşi bulunup defnedilme sürecine giriyor… Bugün yaşamakta olduğumuz bu “görüş” günü, bu sürecin ilk halkası…

 

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 2735 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar