1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Bugün gördüğümüz kadarıyla bu aile dimdik ayakta duruyor ve bu adada barış ve birlikte yaşam uğruna bu yaşanmış olanları affedebileceklerini söylüyorlar, öyleyse bizlerin de buna bir şans tanıması gerekir…” (4)
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Bugün gördüğümüz kadarıyla bu aile dimdik ayakta duruyor ve bu adada barış ve birlikte yaşam uğruna bu yaşanmış olanları affedebileceklerini söylüyorlar, öyleyse bizlerin de buna bir şans tanıması gerekir…” (4)

A+A-

1974’te Galatya’da öldürülerek Galatya gölündeki ikinci toplu mezara gömülen ve toplam altı kişilik toplu mezardan çıkarılarak kimliklendirilen Komikebirli Pavlos Solomi ile oğlu Solomis Pavlu, geçtiğimiz Cumartesi günü Leymosun’da toprağa verildi… Cenaze töreninde ikinci konuşmayı aile adına Kiriakos Paskali yaptı.

Kiriakos Paskali’nin Pavlos Solomi ve Solomis Pavlu’nun 3 Mart 2018 tarihindeki cenaze törenindeki konuşması şöyle:

“Çok sevgili yeğenim,

Senden gelen en son mektup 12 Ağustos 1974 tarihi taşıyordu… Bu mektubu her zaman sakladım ve her zaman saklayacağım… Sen yalnızca benim yeğenim değil, en iyi arkadaşımdın da…

Hem benim, hem de erkek kardeşimin yurtdışında olduğumuzu bildiğinden, sürekli anne-babalarımıza gidip bakmayı kendine görev edinmiştin…

Son mektubunda bana şöyle yazmıştın:

“Komikebir, 9 Ağustos 1974

Sevgili yeğenim Kiriakos merhaba…

Bizler hepimiz iyiyiz ve sizlerin de iyiliğinize duacıyız. Mektubunu alınca çok sevindim şimdi. Bu mektubu kaleme almadan hemen önce evinizden geçtiydim ve anneciğin bana kendilerinin de iyi olduğunu, zaten kendisinin de sana bir mektup yazacağını söylediydi.

Sana o kadar çok şey hakkında yazmak istiyorum ki ama bunu başka bir zamana bırakalım… Hepimizden çok selamlar,

Sevgilerimle,

Solomis Pavlu.”

Bu mektubun zarfının üzerinde Komikebir, 10 Ağustos 1974 damgası var.

Daha sonra konuşabilmek için hiç fırsatımızın olmayacağını bilmiyorduk… Bir daha buluşabilmemiz için aradan 43 yıl geçmesi gerekeceğini bilmiyordum…

Anneciğinin ve kızkardeşinin ısrarları sonucunda nihayet bulunabildin ve şimdi bize geriye, evine döndün.

Babacığın yani eniştemle birlikte bulunmuş olman hiç de sürpriz olmadı benim için… Çok yakın bir aileydiniz ve örnek bir hayatınız vardı.

Kısacık yaşamlarınızda küçük bir rol oynayabilmiş olmakla kendimi şanslı ve gururlu hissediyorum ancak bu kısacık zaman bile sizlerin nazik ve insancıl karakterlerinizi tanımamı sağlamıştı.

İster ekin zamanı olsun, isterse harnıp toplayarak tarlalarda birlikte geçirmiş olduğumuz yaz aylarını hiçbir zaman unutmayacağım…

Gelip beni evden alan traktörün sesini hiç unutmayacağım, böylece üçümüz birlikte denize giderdik… Bizler kıyıda yüzerken, eniştemiz balığa çıkardı… Ve bol bol balık tutmadan asla geri dönmezdi… Beni daha çok etkileyenin ne olduğuna karar veremiyorum, onun balıkçılığı mı yoksa avcılık karizması mıydı bu? Kesin olan tek şey, o bizim idolümüzdü…

Her zaman sana hayrandım ve hayatta senin gibi başarılı olmak istiyordum sevgili enişte… Sen küçük bir tarım topluluğunda ilerici bir çiftçi-girişimciydin ve hem Kıbrıslıtürkler’den, hem de Kıbrıslırumlar’dan çok büyük saygı görüyordun.

Tüm ailemiz karma köyümüzde onca çok saygı görüyor ve saygı gösteriyordu ki, ailemiz her zaman birlikte yaşamaya ve fırsat eşitliğine inanmaktaydı. Ancak ondan sonra yaşananlar böylesi değerlerin hiçbirşeye yardımcı olmadığını ve sayılmadığını, çözümlenmesi 43 sene alacak bir trajedinin başlangıcı olduğunu da kanıtladı ne yazık ki…

Teyzem Panayota tüm hayatını sizleri aramakla geçirdi, sizleri sağ-salim evinize geri getirmek istiyordu… Hiçbir fırsatı kaçırmadı, ister Kıbrıs’ta, ister yurtdışında olsun… Sürekli olarak sizleri evinize geri getirmeye yardımcı olacak kişileri aramayı sürdürdü…

Teyzem Panayota’yı pek çok kez kendini suçlarken, sen eniştemin köyde kalma kararına neden karşı çıkmamış olduğunu sorgularken duydum sonraları… Ancak köyümüzdeki Kıbrıslıtürk toplumuyla arandaki güven ve saygı nedeniyle yine olsa, yine aynı kararı alacağına inanıyorum…

s-17-20180303_111354.jpg

Sevgili yeğenim Hristina’nın ellerimizi uzatıp açık yaraların tedavisine yardımcı olmamız gerektiğini söylediğini işitiyorum… “Yeter artık” diyor… Bugün gördüğümüz kadarıyla bu aile dimdik ayakta duruyor ve bu adada barış ve birlikte yaşam uğruna bu yaşanmış olanları affedebileceklerini söylüyorlar, öyleyse bizlerin de buna bir şans tanıması gerekir.

Ben kişi olarak onların bunu nasıl başarabildiklerini, nasıl affedebildiklerini anlamak için uğraş veriyorum.

Herşey kendi evimizde başladı, kendi Kıbrıslıtürk komşularımız, kendi dostlarımızla…

Aynı zamanda üzücü olan şey, bunların hiçbirinin çok uzun süre boyunca ortaya çıkma ve toplu mezar yerinin bulunması için yardımcı olma cesaretini bulamayışlarıdır.

43 yıllık sessizlik, işlenen suçtan ötürü açılan yaraları derinleştirmiştir.

Ancak kaybedilmiş bu zamanı geri kazanmaya çalışmak için çok geç değildir. Ne yazık ki daha pek çok Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk “kayıp” vardır hala… Yalnızca Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın işbirliği ve bireysel insiyatifleri sayesinde onların sevdiklerine geri dönmelerine yardımcı olunabilir…

Her birimiz sizleri kendimizce çok özledik ve çok uzun zamandan beridir tekrar yeniden buluşma umudunun kırıntılarına sarılıp yaşadık…

Aslında hiçbir zaman gitmemiştiniz ve bundan sonra da hiçbir zaman gitmeyeceksiniz…

Huzurlar içinde yatın… Sizleri her zaman seveceğiz ve sizleri asla unutmayacağız…”

(Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ).

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 732 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar