1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Bu Tekke Bahçesi olayı bizi mahvetti…” 1
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Bu Tekke Bahçesi olayı bizi mahvetti…” 1

A+A-

“Kayıp” Vasit Mustafa, 53 yıl aradan sonra bugün Çatoz’da toprağa veriliyor… “Kayıp” Vasit Mustafa’nın kızı Gonce Göksun anlatıyor…

 

 

 

***   “21 Aralık’ta okullarda tören yapılırdı, anma törenleri ve ondan sonra, törenlerden sonra bizleri elele tutuştururlar, götürürler ve Tekke Bahçesi Şehitliği’ni gezdirirlerdi bize. Ve ben bilmeden babamın mezarını ziyaret edermişim meğer… Bilmeden…”

“Kayıp” Vasit Mustafa, bugün Çatoz’da toprağa veriliyor, 53 yıl aradan sonra 1963 “kaybı” sandviççi Vasit Mustafa artık bir kabire kavuşuyor kendi köyünde, sevgili eşi Süheyla Zehra Vasit’in yanıbaşında…

“Kayıp” Vasit Mustafa’nın kızı Gonce Göksun 1958 doğumlu. Babası “kayıp” edildiğinde henüz beşbuçuk yaşındaydı…

Ve hatırlıyor:  “21 Aralık’ta okullarda tören yapılırdı, anma törenleri ve ondan sonra, törenlerden sonra bizleri elele tutuştururlar, götürürler ve Tekke Bahçesi Şehitliği’ni gezdirirlerdi bize. Ve ben bilmeden babamın mezarını ziyaret edermişim meğer… Bilmeden…” diyor.

“Bu Tekke Bahçesi olayı bizi mahvetti” diye konuşuyor…

“Kayıp” Vasit Mustafa’nın kızı Gonce Göksun’la Gönyeli’deki evinde oturup konuştuk…

gonce.jpg

Gonce Göksun’la 1963 “kaybı” babası Vasit Mustafa, rahmetlik annesi Süheyla Zehra Vasit, o günlere dair hatıraları ve babasından geride kalanların Tekke Bahçesi’nde bulunmasıyla ilgili röportajımız şöyle:

SORU: Sevgili Gonce Hanım, 1958 doğumlusun…
GONCE GÖKSUN:
Evet…

SORU: Nerede dünyaya geldiydin? Lefkoşa’da herhalde…
GONCE GÖKSUN:
Lefkoşa’da… İlk iki kardeşi annem hastanede, klinikte doğurdu… Son üç taneyi da Serdarlı/Çatoz’da evde doğurdu… Biz şeher çocuğuyuk… Necdet Ünel Bey’in kliniğinde dünyaya geldim.

SORU: Ondan sonra hep Lefkoşa’da yaşadınız…
GONCE GÖKSUN:
Zaten annem Lefkoşa’ya gelin geldi. Çatoz’dan gelin geldi… Babam da Çatozlu’ydu fakat annesi-babası Lefkoşa’da büyümüş onun. Babaannemin adı Fatma’ydı, dedemin adı Mustafa’ydı. Dedem mannavcılık yaparmış arabada. Rahmetlik nenemin da üçüncü eşiymiş… Nenem üç tane koca almış derdi annem…

SORU: E her birinden birkaç çocuk ettiydi herhalde?
GONCE GÖKSUN:
Etti, etti… Mesela babamlar dört kardeş… Rahmetlik denemin diğer kocasından halam var, Mamülcüler var ya? Onların anneleri olur işte… Meşhur pastacı Mamülcüler’in annesi halam… Ve bir da Kırcal Dekor var, Kırcal’ın babasıyla o halam kardeş. Bir da başka bir kocadan, iki erkek kardeş daha var. Hatta onlardan bir tanesini rahmetlik nenem, besleme vermiş. Annemle giderdik Zafer Sineması’na – eskiden Sevgül Hanım, haftada iki gün meccaniydi sinemalar… Bir gün bir sinemaya giderdik, başka bir gün başka bir sinemaya giderdik… Hatta yazlık sinemalarda bizi yollarlardı da biz çocuklar yer dutardık… Zaten evimiz da hemen sinemaların dibinde, Şakir’in Bahça’daydı…

SORU: Evet, evet… İşte aynı mahalledeydik, ben da Çağlayan’da otururum… Çağlayan Bar’dan içeri…
GONCE GÖKSUN:
Yakın, doğru… Çok yakın… Ve böyle Zafer Sineması’na, kışlığa gittiğimizde sol tarafta bir bakkaliye dükkanı vardı ve annem bize daima derdi, “Bakın, bu adamı görürsünüz? Bu adam sizin amcanızdır…” Nenem küçük yaşta besleme verdiydi onu, adı Mehmet’ti… Ve annem daima bize gösterirdi o adamı: “Bu adam sizin amcanızdır…” derdi ama ben tabii hiç tanışmadım adamnan yani, bu arada onu da söyleyeyim…
Annem ilk Ayluga Kilisesi’nin arkasında Mescit Camisi vardır, Çolakoğlu vardı meşhur, o yolun içine gelin gelmiş annem… Handan Hanım vardı, ana sınıfı orada, hatırlarsan. Ben orada ana sınıfa başladıydım. Annem söylerdi, ilk o evlerde oturmuş. Ve ondan sonra Şakir’in Bahça’ya taşındık, ben sekiz aylıktım Şakir’in Bahça’ya gittiğimizde… Hanaylara gittiydik… Ve 1974 harekatına kadar Şakir’in Bahça’da yaşadık.

SORU: Baban “kayıp” olduğunda sen, beş-beşbuçuk yaşındaydın… Ne hatırlan o dönemden? Daha doğrusu o döneme geçmeden önce, babanı nasıl hatırlan? Nasıl biriydi? Aklında ne kaldı ondan? Ondan sana hatıra ne kaldı?
GONCE GÖKSUN: Babam “kayıp” olduğunda evet beş-beşbuçuk yaşındaydım…
Babamı ben pek hatırlamam. Yalnız böyle bir gece… Babam içkiyi seven bir insandı, hayatı seven bir insandı. Daima söylerler böyle atılıp kapılan bir insandı, örgütteydi, TMT’deydi, büfeleri işletirdi, sandviççilik yapardı, liselerin büfelerini işletirdi, bayram yerlerinde billardo arabası çektirirdi, hatta o arabalardan çok iyi hatırlarım, iki tane bebek… Böyle kocaman, saçlı, büyük bebekler… O zaman çok mühim idi bebek, büyük… O çekilişlerden kaldıydı bize ve o bebeklernan resimlerim var benim…
Ve babam bayram yerlerinde da çekiliş yaptırırdı…

SORU: Sizi da götürür müydü bayram yerlerine?
GONCE GÖKSUN:
Onları hiç hatırlamam çünkü çok küçüktük. Daha doğrusu annem şey derdi daima: “Sekiz sene evli kaldım, sekiz senede beş çocuk doğurdum…”
Ve bizi doğururdu, Serdarlı’ya (Çatoz’a) kızkardeşlerine gönderirdi. Hatta teyzem derdi, “Sizin üstünüzde benim hakkım daha büyük! Ben baktım size!”
O da Serdarlı’da terziydi, yanında 15-20 tane kız vardı, civar köylerden da – adı Fatma’ydı, iki sene önce kaybettik kendini… Gönendere’den, Sütlüce’den, Görneç’ten kızlar gelirdi yanına…

SORU: Terzi çırağı bu kızlar, daha iyi oyalardı çocukları herhalde…
GONCE GÖKSUN
: Onlar bizi koyarlarmış böyle karton kasalara, bir o kaktırırmış, bir o çekermiş… Kızkardeşimle aramız 15 ay. Annemin da o kadar çok işleri vardı… Mesela sandviççilik için tavuk haşlardı, şey yapardı annem Sevgül Hanım, bildiğimiz çips… Çips yapardı… Makinamız vardı böyle, patatesi sürterdik, onu hatırlarım, büyük böyle çinko bir kapta, islimde yağ doldururdu o çinkoyu ve çips kızartırdı ve naylon paketlere kordu… Ve babam satardı…
Dondurma yapardı babam. Sütler böyle buzluklarda…
Mesela 63’te bizim evimizde televizyon vardı, buzluk vardı, o büyük gaz ocaklarından, içinde fırınlı, gaz tüpü içinde saklı, gazocağı vardı. Yani iyiydi durumu babamın… Bir dikiş makinası vardı annemin, böyle kutu içinde, tahta box… Singer… Ve kapağı cevizdendi. Hala daha o dikiş makinası köyde, teyzemde durur.
Yani diyeceğim sana, babam çok yönlüydü annemin anlatması, benim da hatırladığım ve annem bize yetiştirmezdi baksın, bizi hep köye yollardı. Ve teyzelerim işte “Biz baktık size” derdi, ileriki yaşlarda hep öyle söylerlerdi bize. Yani “Benim hakkım daha çok üstünüzde” derdi teyzeciğim, nur içinde yatsın…

SORU: Anneciğin nasıl birisiydi?
GONCE GÖKSUN:
Annem çok şen-şakraktı. Kahkahanın beşi beş paraydı… Tabii o şeyleri atlattıktan sonra. Yani kolay değil, 24 yaşında beş çocuknan dul kaldı, mesela en ufağımız altı aylıktı. Sekiz senelik bir evlilik, yani “koca”nın ne olduğunu anlamadı bile…

SORU: En büyüğünüz kaç yaşındaydı babanız “kayıp” olduğunda?
GONCE GÖKSUN:
En büyüğümüz Filiz, 15 ay aramız, altıbuçuk yaşında da oydu…

SORU: O günlerden ne hatırlan?
GONCE GÖKSUN:
O günlerde bir ağlamaları hatırlarım ben… Halamın evine taşındıydık, o Mescit Sokak’ta iki halam otururdu. Bir tanesi bekardı. Seval… Şimdi o da rahmetlik oldu. Osman Örek’in sekreterliğini yapmış o zaman da… Halam yani eğitimli bir hanımdı. Ben diyorum ki halam burada yaşasaydı, babamın bu “kayıp” olayını çözebilirdi. Yani bu Ayvasıl’a gömülme falan filan… Çünkü Osman Örek’in yanında çalışırdı. Ve bu gizlilikleri belki da aşacaktı. Ondan sonra bir mektup arkadaşı vardı halamın Adana’da, zannedersam 64’te bindi gemiye kaçtı gitti Adana’ya, gitti orada onunla evlendi. Oradan da İngiltere’ye göçetti. İşte iki yıl oldu, onu kaybettik… Ve halam daima derdi bana, “Her haber geldiğinde Gonce, koşturur giderdim…” çünkü düşün camiden Tekke Bahçesi’ne dümdüz bir yoldur çıkaran… Yüksekten böyle bakardık Tekke Bahçesi’ne biz çocukken çarşıya giderdik annemnan ve o Tekke Bahçesi şehitliğine böyle yüksekten bakardık aşağı, kuşbakışı.
Ve halam derdi, “Her haber geldiğinde, koşturur giderdim” derdi… “Ölüleri, yaralıları, bir bir incelerdim” derdi, “baban yok, yok, yok…” derdi. “Abimi bulamadık” derdi.
Ve ben şeyi hatırlarım, işte böyle bir ağlamalar, bağırmalar, çığlıklar… Onları hatırlarım böyle etrafımda. Annem, halamlar… Yani teyzemler, nenem köydeydi, onlar gelemezdi tabii ilk o anda Lefkoşa’ya annemin yanına.

DEVAM EDECEK


“Kayıp” Vasit Mustafa, bugün Çatoz’da toprağa verilecek…

Lefkoşa’da 1963’te Aspava önündeki çatışmalarda bazı Kıbrıslırumlar tarafından vurulup öldürülen ve daha sonra da “kayıp” edilen Vasit Mustafa için bugün köyü Çatoz’da (Serdarlı) cenaze töreni düzenleniyor. “Kayıp” Vasit Mustafa vurulduktan sonra naaşı bazı Kıbrıslıtürk polisler tarafından Lefkoşa Genel Hastanesi’ne götürülmüş ve morga konmuştu. “Kayıp” Vasit Mustafa daha sonra morgta bulunan, Lefkoşa’nın çeşitli yerlerinde öldürülmüş diğer bazı Kıbrıslıtürkler’le birlikte Ayvasıl Kıbrıslıtürk mezarlığı dışında toplu mezarlara gömülmüş, daha sonra da bu alanda 13 Ocak 1964’te Kıbrıslıtürk yetkililer tarafından yürütülen kazılarda bulunarak kimlik tespiti için girişim yapılmaksızın ve ailesine haber verilmeksizin, sessiz sedasız Tekke Bahçesi mezarlığına gömülmüştü.

1963 “kaybı” Vasit Mustafa’dan geride kalanlar, Kayıplar Komitesi’nin Tekke Bahçesi’nde Ayvasıl’dan getirilerek defin yapılmış olan “kayıp” Kıbrıslıtürkler aranırken yürütülen kazılarda geçen yıl başka bir isim altında bir Ayvasıllı’nın mezarında bulunmuş ve kimlik tespiti DNA testleriyle yapıldıktan sonra ailesine haber verilmişti.

“Kayıp” Vasit Mustafa için bugün saat 10.00’da Çatoz Camisi’nde kılınacak cenaze namazı ardından Çatoz mezarlığına ailesi tarafından defnedilecek.

Ailesinin acısını paylaşıyoruz ve Tekke Bahçesi’ne gömülmüş “kayıplar”ın bulunabilmesi için elimizden geleni yapmış olmanın huzurunu yaşıyoruz… Nurlar içinde yat Vasit Mustafa… Artık “kayıp” değilsin… Sevgili eşin Süheyla Zehra Vasit’in yanıbaşında bir kabrin olacak ve seni bunca yıldır çok özleyen evlatların ve seni ancak bir laboratuvarda tanıyan torunların artık seni ziyaret edebilecek… Işıklar içinde uyu…

 

 

Bu yazı toplam 1237 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar