1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. Azrail Neden Bazen Overtime Çalışıyor?
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yazarın Tüm Yazıları >

Azrail Neden Bazen Overtime Çalışıyor?

A+A-

Azrail, son dönemlerde benim etrafımda fazla mesai yapıyor. Üst üste, ardı ardına alıp götürüyor yakınlarımı. Durmadan, yorulmadan, usanmadan çalışıyor...
Zenon, Nihangül, Sulla, Jus, Kostis, Marios ve Yalçın’ın ardından, Nilgün’ü de alıp gitti...
Oysa hepsinin de daha yapacak çok işi vardı...
Zenon, Kıbrıs’ı birleştirecek ve liberal demokratik değerleri bu kurak-adaya taşıyacaktı...
Nihangül, Türkiye’ye demokrasi getirecekti...
Soulla, Nieztche’nin “üst-insan” etiğini, “köle ahlakından” başka ahlak tanımayan bu adanın hınç- çocuklarına öğretecekti...
Jus, etnik kimliklerin yurttaşlık bilincinin gölgesinde kalacağı Neo-Kıbrıs’ı kuracaktı...
Kostis, Dohni katliamıyla başlattığı yüzleşme çalışmalarını daha da ileriye götürecek, yeni dergiler çıkaracak, aynı cephede buluşturduğu demokratik eğitimcilerle ülkenin siyasi birliği için mücadele etmeye devam edecekti.
Yalçın, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın mirasını koruyarak sosyalizm yolunda ilerleyecek, Kıbrıslı Rum yoldaşlarıyla sosyalist bir Kıbrıs kurmak için çalışmaya devam edecekti.
Marios, 1967 yılında Köfünye saldırısında yer aldıktan sonra kendini yeniden yaratıp milliyetçiliğe ve militarizme karşı başlattığı yürüyüşü sürdürecekti. Sosyalist, birleşik Kıbrıs uğruna emek harcamaya devam edecek, Baf’ta 1964 yılında vurduğu Kıbrıslı Türk’ün ailesini bulup özür dileyecek, Köfünye’de hayatını kurtardığı Kıbrıslı Türk ile tanışacaktı. Ayrıca, kendi hayatını konu alan filmi bitirecektik.

En son sevgili Nilgün’ün (Nilgün Canver’in) kapısını çaldı Azrail.
Nilgün’ü Londra’da tanıdım. İngiliz dili ve edebiyatı okumuştu ve Türk Eğitim Birliği’nde (TEB) çalışıyordu. Kadınların ezilmişliğine son vermek için mücadele ediyor, gençleri eğitiyor, ırkçılık zilletini yeryüzünden silmek için elinden geleni yapıyordu. Son yıllarda yerel yönetimlerde etkili işler yapıyor, İşçi Partisinde faal olarak çalışıyordu. Avrupa Birliği politikalarına soldan müdahale etmek için uğraşıyordu.
Bir yıl önce Londra’da buluştuğumuzda, 60. yaşını nerede kutlayacağımızı konuşmuştuk. Ellinci yaşını İstanbul’da güzel bir doğum günü partisiyle kutlamıştık.
Maalesef altmışını kutlayamadan aramızdan ayrıldı.
Evet, hepsinin de yapacak çok işi vardı...
Ama Azrail bu dilden anlamaz!
Yine de giden kardeşlerimin hepsi, hayata sarıldılar ve bu dünyayı yaşanılır bir yer kılmak için ellerinden geleni yaptılar...
Kısa hayatlarını anlamlandırdılar, anlamlı yaşadılar...

Şu bir gerçektir ki, biz faniler yaşarken “sonlu” olduğumuzu unutuyoruz.
Fakat en çok da iktidar sahibi olanlar bu gerçeği unutuyor...
Onlar, iktidarın büyülediği akıllarına ölümü pek getirmezler.
İktidarın ihtişamı onları bir “sonsuzluk” yanılsamasına sürükler.
Sadece bir an için orada bulunduklarını, ne için ve neden o koltuklarda oturduklarını unutuyorlar.
Gelgelelim, Azrail en kötü oyunu onlara oynar...
Saklandığı köşeden onları izler ve şu ölümlü dünyada ölümsüzmüş gibi yaşamalarını dalga geçerek seyreder...
Genellikle koltukta oturdukları süre içinde onlara pek bulaşmaz!
Çünkü onlar için en büyük acının, ihtişamlarını kaybettikten sonra içine yuvarlandıkları marazi anlamsızlık olduğunu bilir ve onları sırtlanıp götürmeden önce, bu acıyı tatmaları için onlara zaman kredisi açar.
Sefil durumlarına baktıkça zevkten dört köşe olur...
Bu yüzden, acele etmez. Mesaisini part-time’a indirir.

Anlamlı hayatlar yaşayanları alıp götürmek için durup dinlenmeden overtime çalışırken, bu sefillere zaman bahşeder.
Çünkü onların yaşarken öldüklerini bilir...
Ve şunu da bilir ki, ancak anlamlı hayatlar yaşayanlar ölüme meydan okuyabilirler.
Yorulmadan onların peşine düşmesi bundandır... Çünkü onları saltanatına bir tehdit olarak görür...

 

 

 

Bu yazı toplam 1650 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar