1. YAZARLAR

  2. Neşe Yaşın

  3. ZOR VEDALAR
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

ZOR VEDALAR

A+A-

İçim öylesine kırık ki son sıralar. Arka arkaya arkadaş ölümleri fena halde dengemi bozdu sanırım. Sevgül’ün beni uçaktan inişimin ertesi günü İstanbul’da yakalayan acı haberinin ardından Almanya’ya geldiğimin ertesi günü ODTÜ Sosyoloji’den sınıf arkadaşım, canım Mesut Deren’in ölüm haberini aldım. Şimdi bir bahçede ağaçlara, çiçeklere, kelebeklere dalıp hayatı ve ölümü düşünüyorum. Bu iki ölüm sadece son sıralarda gerçekleşenler. Hafıza odaları geçmişteki arkadaş ölümlerinin de kapısını açıyor. Bir arkadaşım söylemişti yas ve yaşama sevinci aynı anda yaşanabilir diye. Sorun şu ki sevdiklerini yitirdikten sonra her yaşama sevincine bir suçluluk eşlik ediyor. Gidenlerin yaşayamadığı günü yaşadığın için bir utanç kaplıyor seni.

Ölüm hep en önemli meselesi olmuş insanlığın. Ölümleri geciktirmek içi yapılan yatırımların daha fazlası başka insanların ölümü için örgütlenen savaş teknolojisine yapılıyor ne yazık ki. Bazen eski yazılarımdan bazı fragmanları Sosyal Medya’da paylaşıyorum ve en az beğeni alanlar pasifist görüşler taşıyanlar, savaş teknolojisine karşı çıkanlar, barış için savaş paradigmasını eleştirenler oluyor. Bunun üzerine düşündüm az önce. Sanırım en önemli mesela aynı kimlik gruplarından olmadıklarımızın ölümlerine karşı duyarsızlık. Kendi etnik grubundan birinin ölümü kolektif bir yas nedeni olurken başkalarının ölümü bu sayaca eklenmiyor.

Türkiye’de Kürt sorunu söz konusu olduğunda sadece bir tarafın ölülerinden söz ediliyor. Diğerleri ana kuzusu ya da insan değilmiş gibi. Kıbrıs’ta da yan tarafımızdakilerin ölümleri ve maddi, manevi kayıplarına duyarsızlık en önemli mesele. Sevgül’ün çalışmaları bu paradigmayı sarstığı için önemliydi. Türkiye’deki sürece de bir Sevgül lazım.

Her ülke kendi ordusunun savunma amaçlı olduğunu söylüyor ve savunma sanayinden söz ediliyor. Bu saldırganlar nereden çıkıyor diye biraz düşünmek lazım. Düşmanın evinde bizim adımız da düşman ne yazık ki. Kurulan saldırgan denge bazı kesimlerin işine geldiği için sürdürülüyor. Ekonomi nasıl bir avuç insanın çıkarı için biçimlendiriliyorsa, savaş sanayi de öyle. Bu yazım da diğer savaş karşıtı yazılarım gibi beğenilmeyecek, naif bulunacak biliyorum bunu ama yazmaya devam edeceğim. Bu meseleleri şairler yazmazsa kim yazacak? Geçmişte aileler savaşa giden çocukları konusunda duyarlı kılınabiliyordu. Şimdilerde savaşlar asker değil de teknoloji odaklı. Barışseverlerin anlatısı da buna göre değişmek zorunda artık.

Ölüm üzerine, kişisel kayıplar üzerine düşünürken yazdım bunları. Dünyadaki sağlık ve bakım krizi beni kaygılandıran. Bunlara daha fazla yoğunlaşılsa ve fonlar ayrılsa ölüm daha zor yenebilir bizi. Ne kadarı komplo teorisi ne kadarı doğru bilmiyorum ama para odaklı her çaba gibi ilaç şirketlerinin bazılarının büyük bir istismar içinde olduğunu tahmin etmemek mümkün değil.

Kaybettiğim arkadaşlarım için içim yanıyor. Her gün yeni kayıp haberleri geliyor kimilerini uzaktan tanıdığımız insanlar için. Başka türlü de olması mümkünmüş gibi gelir hep bana her acı haberin ardından.

Bazen New York Times ya da Guardian’da yeni bulgularla ilgili bir haber okuyorum ve hasta tanışlarım için umutla doluyor içim. Biliyorum ama sürecin ne kadar çetrefil, her gelişmenin özellikle zenginler için ulaşılabilir olduğunu.

Son günlerde Avrupa bürokrasine şahit olmak da epey gerdi beni. Bonn’a geçen gelişimde arkadaşımın bu yıl içinde kaybettiğimiz babası yaşlı bir profesör arkadaşının Üniversite’ye gitmekten vaz geçtiğini çünkü park ücretiyle ilgili makineyi kullanmayı beceremediğini söylemişti. Ken Loach’ın Ben Daniel Blake filmi geliyor aklıma. Internet kullanmayı becermeyen yoksul bir yaşlı adamın emeklilik parasını alma mücadelesini anımsıyorum. Sağlık için bile büyük bir bürokrasi söz konusu.

Her birimizin bir hikayesi var ve bir yerde sona eriyor bu hikâye. Başkalarının hatıralarında nasıl yaşıyoruz ve yaşayacağız; önemli olan bu.

ODTÜ Sosyoloji’den sınıf arkadaşım Mesut dünyanın en beyefendi, munis insanlarından biriydi. Giderken içimizde yaktığı ateş çok güçlü bu nedenle. Hastalığını izliyor, ölümünü bekliyorduk ama niye gitti ki böyle?

Kim bilir daha neler yaşayacak, nelere tanık olacağız biz geride kalanlar. En çok da susmak istiyorum böylesi durumlarda. Kelimelerim utanca bulanıyor. Veda etmeyi hiç becermedim bu hayatta.

Bu yazı toplam 620 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar