Okan Dağlı ve “Yirmi Üç Asırlık Kent MAĞUSA” kitabı
Okan Dağlı Mağusa kenti üzerine bundan önce başka yayınlarını da okura ulaştırmıştı. Mağusa’ya; tarihine, deyimi yerindeyse taşına toprağına insanına doğasına aşık bir Mağusalı. Bu benim tanımlamam ama, yine de Mağusa kenti kendisi için nasıl bir öneme sahip diye, başlıyoruz sohbetimize.
Ben tabii Mağusa’da doğdum büyüdüm yaşıyorum. Sadece on yıllık bir Tıp Fakültesi eğitimim var İstanbul’da. İstanbul Tıp Fakültesini bitiridim, ihtisas yaptım on yıllık ara oldu. O aranın dışında sürekli Mağusa’da yaşadım. Buralarda bu sokaklarda doğduk büyüdük okula gittik, lise hayatımız, daha sonraki iş hayatım, siyasi görevlerde bulunduğum Belediye Meclis üyeliği ve Milletvekili dönemlerimde hep Mağusa’da oldum başka bir yere yerleşmedim. O açıdan Mağusa benim için anlamlı doğup büyüdüğüm kent, aidiyat hissettiğim bir kent. Taşına dokunmak Mağusa’nın gerçekten çok farklı hisler yaratıyor bende çünkü yaklaşık yedi asırlık bir kale kentinin içinde yaşıyoruz ve o kale kentinin içinde de dünya kadar anıtsal eserlerimiz vardır. Her birinin yedi yüz yıl önce ve sonrasında yapıldığını düşünürsek kendimizi böyle mistik bir ortamda gizemli ortamda hissetmemiz gayet doğal ve gelenlere bunu anlatınca ve o taşlara dokunup onları yaşamaya başlayınca gerçekten etkileniyor insanlar da bundan. Gelenler yine gelmeye çalışıyor. Yani Mağusa böyle bir yer benim açımdan.

Okan Dağlı “Yirmi Üç Asırlık Kent MAĞUSA” kitabını yedi ana başlığa ayırmıştı. Dosya 1 olarak başladığı zaman; “Mağusa Kalesinin Geçilmez Önemli Kapıları, Surlar, Burçlar, İçkale ve Saray,” Dosya 2’de; “İnançlar, Kiliseler ve Hamamlar.” Dosya 3’te; “Kent Belleği.” Dosya 4; “Kanayan Yara Maraş.” Dosya 5; “Turizm ve Ekonomik Değerler.” Dosya 6; “Kent ve Kamusal Yaşam.” Doysa 7 ise “En Hüzünlü Şubat...” Aslında farklı farklı dosyalar görünse de hepsi birbiriyle bağlantılı...
Mağusa’da tabii sadece tarihini, tarihi eserlerini anlatmak önmemli ama, ben sanat tarihçisi olmadığım için en azından farklı kaynaklardan okuduğum Mağusa’daki eski eserlerle ilgili, kaleyle ilgili bilgileri Türkçeleştirip insanların bilgisine sunmak istedim. Ve onları bir şekilde birçok makaleden ve kaynaktan yararlanarak Mağusa Kalesinin anlamı, önemi, kale içindeki eserlerin dönemleri, nasıl yapıldığı, neyi temsil ettiğini yazmaya çalıştım bir dosyada.
Ondan sonra bir başka dosyada özellikle hangi dini inançların Mağusa’dan gelip geçtiğini. Mesela Bektaşiliğin bile izleri var Mağusa’da. Bu gene özel bir kaynaktan tararken bulduğum bilgiydi onu da paylaştım. Yani Bektaşilikten önce de Hristiyanlığın bile yasak olduğu dönemlerde ya da yeraltı kiliselerinin bulunduğu, o kiliselerin ne anlama geldiğini not düştüm.
Bir başka dosya hemen yanı başımızda Maraş konusu yıllardır tartışılıyor. İşte kapalı mı açık mı açıldı mı ne oluyor falan Maraşla ilgili. Bir Maraş dosyası yaptım.
Bir başka dosyada günümüzde neler oluyor bu kentte, değer veriyor muyuz, sahip çıkabiliyor muyuz. Eski Eserler Dairesine ait yapılar var, Vakıflar İdaresine ait yapılar var, Belediyenin kontrol ettiği yapılar var. Hükümetin sorumlu olduğu yapılar var. Bunlar ne durumdadır, bunlara müdahale edilebiliniyor mu, korunabiliyor mu. Bunlarla ilgili durumumuz nedir. Onların bir fotoğrafını çektim ve yapılan çalışmaları anlattım.
Gerçekten de son 3-4 yılda bu konularda duyarlı bir Belediye Başkanımız var ve kendine ait olmasa da, yani sorumluluğu kendine ait olmasa da, Eski Eserler Dairesinin, Vakıflar İdaresinin bu tarihi yapılarını kendi imkanlarıyla, kendi ustalarıyla kendi bütçesinden bir para ayırarak restore etmeye, ayakta tutmaya, düşen taşlarını yerine koymaya çalışıyor. Bu önemlidir bizim için Mağusa’da. Çünkü bugüne kadar yapılmadı. Bu çalışmalarını gören Avrupa Birliği ve UNDP belediyenin bu yönüyle çalışan ekiplerine katkı yapıyor. Araç katkısı malzeme katkısı yapıyor. Bugüne kadar Mağusa’da aslında yaklaşık bir on beş senedir AB ve UNDP de çok anıtsal esere ve surlarımızın restorasyonuna ciddi bir katkıda bulundular. Milyonlarca Eurolar harcadılar. Fakat hep bizden şikayet ettiler. Biz gelip restore ediyoruz sağlamlaştırmasını yapıyoruz ama siz üstündeki otu bile kesmekten acizsiniz. O zaman sizlere artık bunları yapmayacağız çünkü koruyamıyorsunuz bizim yaptıklarımızı dediler.

İşte tam da bu noktada belediye bugüne kadar yapılan restorasyon çalışmalarının temizlenmesini, eserleri ayakta tutmayı ve o günkü yapılan çalışmaların heba olmamasını sağlamaya başladı. Ve tabii bu kurumları da motive etti çünkü finans sağalayan başka kurumlar da var avrupa’dan. Gelip mesela son Snt. George Katedralinden, Otello’nun karşısında bulunan yıkık bir kilisemizi ki, Mağusa’nın ilk kilisesiydi bu. Hatta surlar yapılmadan önce bu kilse yapılmış. Onu Fransa’da kurulan bir vakıf tabii bunlar Lüzinyan eseri Fransızların kendi soylarından gelen insanların yaptığı eserler olduğu için, gelmiş bu kurum buna ciddi bir para ayırmış ve restore ettirmiş. En son Mağusa’da bizim dışımızdaki milletlerin ve kurumların yaptırdığı restorasyon bu olmuştur. Onun için biz onların yaptırdıkları bu restorasyonları temizledikçe onlara baktıkça motive oluyorlar. Şimdi gelmişler demişler tamam bize bir yer daha önerin biz restore edelim ve Osmanlı hamamlarını restore etmek için proje aşamasında onu üstlenmişler.
Yani sürekli böyle dört-beş yıldır hareket var ve ben bunları da not etmek istedim, onları yazdım.
Bir başka dosyada da en son tabii Mağusa’da ciddi bir kırılma anı yaşadık ve hala daha kendimizi toparlayamıyoruz. Kentimizden voleybolcu çocuklarımızın ve ailelerinin Adıyaman’da deprem sonrası bir binanın altında kalması ve resmen bir cinayete kurban gitmeleri. Bu kentin en parlak çocuklarının ve onların öğretmenlerinin ve ailelerinin bir kısmının da kaybedilmesine tanıklık ettik. Onları anlatan bir yazımla da kitabımı tamamladım.






