1. YAZARLAR

  2. Yücel Vural

  3. Çoğulculuğun, hümanizmin ve bilimselliğin garantisi
Ferdi Sabit Soyer

Ferdi Sabit Soyer

Su sesinin düşündürdükleri

A+A-

Bazı olaylar vardır ki bunlar samimiyet konusunun turnusol kâğıdı olur. Son zamanlarda bunlardan biri SU, diğeri de Protokol meselesi oldu

Su konusunda antlaşma daha oluşmadı. Ama bu konudaki sıkıntı derin bir başka siyasi krizin de ön tetikleyicisidir.

Derin bir siyasi kriz dedim. Çünkü bu salt hükümet bozuldu, başkası olsun, ya da bir başka şey gelişsin meselesi değildir.

Kıbrıs sorununda görüşme sürecinde önemli gelişmelerin yaşandığı bir gerçektir.

Bu öyle bir şey ki çözüm veya çözümsüzlük dönemecine yakın olduğumuz bir noktadayız. Üstelik Orta Doğu ile Doğu Akdeniz'in resmen, "allem kallem" olduğu, daha büyük ve geniş bir savaşın kapı eşiğinde olduğu bir dönemdeyiz.

Böyle bir konjüktürde kimse, çözümsüzlük oluşursa ne olacak, hep oldu zaten, yine eskisi gibi olur demesin.

Çünkü Orta Doğu'nun bu karmaşasında  böylesi  bir gelişmenin eskisi gibi çatışmasızlık ortamında her şeyin bu günkü gibi kalmama olasılığı ciddidir.

Bu konjüktürde, çözümsüzlük köşesinden dönersek; bu konjüktürde, akılda olmayan pek çok  olumsuz gelişmenin, resmen karanlık ve belirsizliklerle  dolu koridoruna girmemiz kaçınılmaz olur.

Böyle bir zamanda maalesef, Kuzey Kıbrıs'ta kısa günün karı için sorumsuzca, siyasi kriz bombasının pimini çekip, atmak isteyen heveslilerin etken olduğu çok açık.

Türkiye açısından baktığımızda, Suriye, Irak krizi ve Türkiye'nin içinde yaşanan acı terör olayları dâhil, savaş ortamı, gelişen ve gerginleşen politik kamplaşmanın yaşandığı  bir dönemdeyiz.

AB süreci, Rusya gerginliği, ABD'nin Rusya ile hem çelişkisi, hem de işbirliği, ayrıca Türkiye'nin ABD ile Orta Doğuya dair oluşan farklılıkları, İslam ülkelerinin yaşadığı acı belirsizlikler. Mezhep gerginlikleri, cepheleşme olayları bunlara tuz biber ekiyor.

Bütün bunların Orta Doğu'da önemli bir stratejik konumu olan adamıza ve bunun iki topluma muhtemel etkilerini göz ardı etmek mümkün mü? 

Ancak sanki bunlar yokmuş gibi biz, Kuzey Kıbrıs'ta kısır ve verimsiz bir tartışma ortamında, tam bir kördöğüşü içinde bulunmaktayız.

Böylesi bir ortamda Koalisyon ortağı UBP, hükümete Çarşambaya kadar süre olarak yorumlanan bir açıklama yaptı.

CB SAYIN AKINCI

Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı, su konusundaki bu karmaşa içinde, "pişmiş aşa su katmak istemem" dedi.

Çoğu bunu kınadı veya alay etti.

Ama ben daha değişik bir açıdan bakmak isterim. Zor ve çetin bir görüşme süreci, bölgenin bu karmaşık ortamında devam ediyor.

CB Sayın Akıncı bir yandan masada Kıbrıs Rum tarafı ile görüşmededir. Öte taraftan Güneyde Mayıs ayında yapılacak olan Milletvekilliği seçimleri var. Bu seçimler nedeni ile Güneyde ister iktidar, isterse muhalefet olsun,  siyasi güçlerin oy hesabı ile yaptığı açıklamaların masaya saldığı zehir var.

Bununla  hem CB, hem de çözümü arzulayan  Kıbrıs Türk Toplumunun demokratik güçleri yüz yüzedir.
Çünkü Güneyden salınan zehrin etkileri, hemen Kuzeye yansımaktadır.  Kuzeyde, görüşme sürecine sıcak bakmayın, statükonun devamına sarılmak isteyen  siyasi güçler ve kuruluşlar hemen kaleme sarılmaktadır.

Karşılıklı demeç savaşlarının başlaması için Sayın Akıncı'yı ve çözümü arzulayan herkesi açıklama yapmaya davet etmektedirler.

Üstelik bu dönemde, çözüm sürecinde katkısı ve desteği çok önemli olan Türkiye çok yönlü bir sıkıntı yaşamaktadır.

Havadan nem kapmaya ve görüşme sürecini zatürre edip, görüşme masasını komaya koymaya ve yoğun bakıma yatırmaya meraklı ve hevesli pek çok güç, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta bulunmaktadır. Bunlar için bu ortam, çok uygun koşullar üretmektedir.

Böyle bir konjüktürde ben, Su konusunda Sayın Akıncı'dan bunun dışında bir açıklama beklemezdim.

EROĞLU- ÖZGÜRGÜN

Baksanıza eski Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu, arka arkaya iki açıklama yaptı. Biri görüşme süreci ile ilgili ve Sayın Akıncı ile Görüşmeci Sayın Özdil Nami'nin çabalarına kuşku getirmeye çalışan bir açıklama.

Ötekisi de SU konusunda," derhal imza atılmasını" talep eden ve siyasi krizi tam bir kaosa sürüklemeyi amaçlayan  bir açıklama.

Kimse bana, UBP Genel Başkanı Sayın Özgürgün'ün Çarşamba’ya kadar süre tanıyan açıklamasını, Sayın Eroğlu'nun Su konusunda "derhal  imzalansın" açıklamasının yol açtığı parti içi baskının tetiklediğini  görmememi söylemesin. Ama bu bariz olguyu dahi ne acıdır ki Kuzeyde yaşayan ve siyaset yapanlar değerlendirmiyor.

Üstelikte Sayın Eroğlu'nun bu açıklaması, "ben olsam hemen imzalardım" diyen, vıcık vıcık yağ kokan ve UBP yönetimini de CTP'ye dönük tahrik eden bir öze sahipti.

Demeci okuyunca, evet, dedim kendi kendime;  işin zor Sayın Hüseyin Özgürgün. İster istemez sertleşecen ve siyasi krize hep birlikte bir adım daha itileceğiz.

Bu arada, evet dedim, yine kendi kendime. Doğru, Sayın Eroğlu, bu metni hemen imzalardın, sonra arkasından da el altından," bunu bana dayattılar ne yapayım" diyerek imzaladığının gereğini yapmazdın. Tam bir kaosa oynardın. Kendine de sol görünümlü destekçiler de bulurdun! Yeter ki para gelsin.

İşte burada Sayın Eroğlu ile onu destekleyenlere ve buna alkış yapan bazı DP'li ve UBP'lilere sormak gerekir.

Evet, söz konusu son metnin özellikle, yerel yönetimlerle ilgili bölümünde bir gelişme olmalıdır. Bu doğru. Ama bu metin; hakkında çok lafazanlık yaptığınız CTP Parti Meclisinin, soruna çözüm getirmeye dönük çabasının sonucunda ortaya çıkmış bir gelişmedir.

Sahi, sizler hangi metni imzalardınız? İlk metni de sorusuz sualsiz, halka hiç bir şey açıklamadan, gizli gizli imzalar mıydınız? Ne acı, ortaya çıkan metinlerin hangisini imzalardın diye bir soruyu kimse, bunlara sormuyor.

"YENİLER" ve TDP

Kendini Yeni Siyasi oluşum diye takdim eden, çok akademik ve bilimsel olduklarını ifade edenlerden de bunu hiç duymadım. Genel bir siyasi faydacılıktan başka bir şey yok açıklamalarında. İlk metinle son arasında fark ve son metinde neyin geliştirilmesi gerektiğine dair bir söz de işitmedim.

Peki, TDP'nin son açıklamasına ne demeli? Erken seçim çağrısı yaptı. Evet, Su konusunda Kıbrıs Türk Toplumu bu önemli olayı kendi toplumsal çıkarlarını yerlerde süründürmeden sonuçlandırmalıdır.

Ancak, Kıbrıs konusunda bu önemli aşamada erken seçim çağrısı yapan TDP, Sayın Akıncı'ya ya da bu konjüktürde çözüme destek mi olur?

Seçimden korkanın canı çıksın. Ama korku en insani özelliktir. Başka şeylerden doğrusu korkarım. Nedir bunlar?

Bakın, Mayıs ayında Güneyde yapılacak milletvekilliği seçiminin, görüşme sürecine bu önemli dönemde saldığı zehirli hava ortadadır. Üstelikte zaman kaybı da açık. Buyurun bir de bunun arkasından Kuzeyde de seçime gidelim.

Böyle bir ortamda tartışılacak olan Su mu olacak?  Ekonomik ve yapısal sıkıntılarımız mı olacak?

Yoksa 2016 içinde ciddi gelişmeleri beklediğimiz Kıbrıs sorununun görüşme sürecinin daha da derin yaralar almasını getirecek olan hamaset dolu demagojilerin etkin olduğu bir ortam  mı olacak?
Böylesi bir ortamda seçim, hamaset ve demagoji dolu  bir kördöğüşü olmaya adaydır.
Evet, SU konusu geliştirilmelidir.

Ama mümkün olabilen iyiye ulaşmak için, sorunun çözümünün tarafı olunmalıdır. Yoksa bu sorundan siyasi başka faydalar çıkartmak için olaya yaklaşmak, en temel sorunumuza da darbe indirmek olur.
Bu CTP içinde geçerlidir.

TÜRKİYE

Türkiye siyaset yapımcıları da bunu çok düşünmek zorundadır. Bölgenin bu karmaşık ortamında, Kıbrıs sorununun bu kritik aşmasında, bu güzel ve önemli yatırımın, "bir inad, bir murat" yaklaşımı ile ve Kıbrıs Türk Toplumunun makul endişelerini göz ardı edecek anlayışla  sonuçlandırmaya çalışmak doğru değildir.

Hemen imzalansın diyen vıcık vıcık yağcıların, hamaset kokan siyasi faydacılıklarının Türkiye- Kıbrıs Türk Toplumu ilişkilerini getirdikleri olumsuz nokta meydandadır. Bu anlayışla, yarım asırdır süren çözümsüzlüğün, Türkiye'nin Dış Politikasına yüklediği yükleri artık görmeleri lazımdır.

Bu konjüktürde Türkiye, çok cephede sorun yaşarken, bir de Kıbrıs Türk Toplumu ile sıkıntı yaşamamalıdır. Bu zor konjüktürde Türkiye ve Kıbrıs Türk Toplumunun ilişkileri; hâkim olan güçlü akraba ile boynu bükük olan yoksul akrabanın, sevgiden yoksun, gönül bağından uzak, sevgisiz, ama çıkara dayalı ilişkisi olmamalıdır.
Demokratik saygının körüklediği, Gönül  bağının sıcaklığı ile bu ilişki gelişmelidir.

Bunun için Su konusunda Kıbrıs Türk tarafının endişelerine dönük olarak  makul açılımları, büyük olan göstermelidir. Üstelik Kıbrıs Türk toplumunun benim için çok acı bir sonuç olan, muhtaç durumunun yol açtığı sıkıntıya dayanarak; Su konusunu, öyle değil deseniz dahi, artık anlam olarak ilişkilendirilen Ekonomik Protokolün imzalanması ile bağlamak ve bunu geciktirmek bilin ki gönül ateşinin korlarının daha da azalmasına ve küllenmesine yol açar.

Evet, bu zor konjüktürde, iç siyasi hesaplar, ya da Kıbrıs sorununda görüşmelerin tıkanması basit statükocu mantığı ile olaylara yaklaşır veya burnumuzun ucunu görmeden bunu besleyecek tutumlar içine girersek.

Ama en önemlisi, temel sorunlarımızdan çıkış yolunu  içerikte değil de; siyah- beyaz  veya yalnızca imzala, imzalama  kısırlığı ile çatışma noktasında tartışır olursak; ne su gibi  aziz oluruz, ne de ekonomik protokolle gökyüzüne uçarız. Türkiye'de  gönül sıcaklığının ısıtmadığı bir ortamda, en temel müttefikini bu zor dönemde sağlıklı değerlendiremez. Üstelikte ne biz, ne adamız huzur bulur. Etrafımızdaki ateşe, biraz daha yaklaşırız.

Bu yazı toplam 1944 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar