1. YAZARLAR

  2. Süleyman İrvan

  3. Rüşvet skandalı ve gazetecilik etiği
Süleyman İrvan

Süleyman İrvan

Rüşvet skandalı ve gazetecilik etiği

A+A-


Skandal, medyanın sık ve yerli yersiz kullandığı kavramlardan birisi. Google’da “skandal” sözcüğünü yazdığımızda karşımıza çıkan haber başlıklarından bazıları şunlar: İzmir’de tecavüz skandalı; Kreşte dayak skandalı; Türkiye’de domuz eti skandalı; Küfür skandalı spikeri zor durumda bıraktı; Skandal laiklik sorusu; Skandal sözlere yanıt; Bavul skandalı araştırılıyor; Ders kitabı skandalı.
Politik skandallar konusunda çalışmalar yapan John B. Thompson, skandalların temel karakteristiklerini şöyle açıklıyor: 1) Yasaları veya ahlâki değerleri ihlâl eden bir eylem olması; 2) Kapalı kapılar ardında gerçekleşen eylemin açığa çıkarılması veya medya aracılığıyla duyurulması; 3) Açığa çıkarılan eylemin toplumda öfke uyandırması; 4) Açığa çıkarılan eylemin, eylemi gerçekleştirenlerin itibarına tehdit oluşturması.
Yukarıdaki çerçeveyi temel alarak Milletvekili Ejder Aslanbaba olayına bakabiliriz. Ejder Aslanbaba, Başbakan Sibel Siber başkanığındaki koalisyon hükümetinin güvenoylaması öncesinde Meclis kürsüsüne gelerek, “kendisine güvenoylamasında evet demesi ve milletvekilliğinden istifa etmesi” karşılığında 7700 dolar rüşvet teklif edildiğini ileri sürdü. Aslanbaba’nın iddiası, rüşvet tanımına uyuyor kuşkusuz, eğer iddia edildiği gibi gerçekleşmişse. Bunun kararını verebilecek olan da mahkemedir.
Gelelim skandalın medya boyutuna. Milletvekili Ejder Aslanbaba, KKTC Meclisi’nde kürsüye gelerek kendisine rüşvet verildiğini öne sürerken BRT yayındaydı. Dolayısıyla görüntüler sadece Kıbrıs televizyonlarında değil, Türkiye televizyonlarında da yayımlandı. Elbette, iddia edilen eylem, haber değeri çok yüksek bir eylemdi. Bir milletvekili, “rüşvetin belgesi mi olur” sözünü adeta yalanlayarak elindeki dolarları sallıyordu.
Ertesi gün, Yenidüzen de dahil Kıbrıs Türk gazeteleri, koalisyon hükümetinin güvenoyu almasını değil de bu skandalı manşetlerine taşıdılar. Kuşkusuz bunda yadırganacak bir şey yok. Milletvekili olan bir kişi, rüşvetin belgesi dediği dolarlarla üstelik de Meclis kürsüsünden açıklama yapıyordu.
Yenidüzen, geçtiğimiz hafta içinde bu olayı üç kez manşete taşıdı. İlk habere attığı “Ejder yine sahnede” başlığıyla olayı duyurdu. Salı günü, “Rüşvet yargıda” başlığıyla, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer’in konuyla ilgili yasal işlem başlatması için Başsavcılık’tan istemde bulunduğunu aktardı. Haberin başlığı “Rüşvet iddiası yargıda” şeklinde olsaydı daha doğru olurdu. Başlık, sanki rüşvet kesinmiş gibi bir izlenim yaratıyor. Cuma günü ise, “Mecazi Rüşvet (!)” manşetiyle mahkeme sürecindeki gelişmeleri haberleştirdi. Didem Menteş imzalı habere göre, polise ifade veren Ejder Aslanbaba, “siyasetteki yozlaşmaya dikkat çekmek amacıyla belirtilen sözleri mecazi olarak kullandığını” söylemişti.
Gazetecilik etiği açısından bu tür bir skandal nasıl haberleştirilmelidir? Kuşkusuz, bu türden skandallar ancak medyada yer aldığında kamuoyunun bilgisine gelebilir. “Gazetecilerin temel görevi, gerçekleri nesnel bir biçimde çarpıtmadan, sansürlemeden aktarmaktır.” Bu ilke çerçevesinde gazetecilere düşen görev, iddiaları ve iddialara verilen yanıtları olabildiğince nesnel olarak toplumun bilgisine sunmaktır. Kıbrıs Türk medyası büyük ölçüde bu görevini yerine getirmiştir. Kafalarda yanıtsız kalan bazı sorular ise ancak mahkeme süreci sonunda aydınlanabilecektir.
Hassas biçimde gözetilmesi gereken bir başka ilke, “masumiyet karinesi”dir. Medya kuruluşları, yargı kararıyla sabit olmadıkça, yasaların suç saydığı bir eylemi herhangi bir kişiye atfedemez, suçluymuş gibi gösteremez. Bu ilke bağlamında, bazı medya kuruluşlarının etik ilkeyi ihlâl eder biçimde yayın yaptığını söyleyebiliriz.
Dikkate alınması gereken bir diğer ilke ise, “cevap hakkı”nın kulandırılmasıyla ilgilidir. Gazeteciler, suçlanan tarafa aynı haberde, programda cevap hakkını kullandırmak zorundadırlar. “Önce suçlamayı yayımlayalım, eğer cevap gelirse onu da başka bir haber yaparız” şeklindeki anlayış doğru değildir.
Gazeteciler, basın özgürlüğünü toplumun doğru ve tam bilgilenmesi adına kullanmaktadırlar. Topluma karşı sorumlu olduklarını unutmamamalı, yaptıkları haberleri etik süzgeçten geçirdikten sonra yayımlamalıdırlar. Özellikle seçim sürecinde bu etik duyarlılığa daha çok ihtiyaç duyulduğu da unutulmamalıdır.

 

NOT: Yıllık iznimi kullanacağımdan, Temmuz ayı içinde değerlendirme yapamayacağım.

Bu yazı toplam 2564 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar