1. YAZARLAR

  2. Yaşar Ersoy

  3. Politik tiyatro
Yaşar Ersoy

Yaşar Ersoy

Politik tiyatro

A+A-

“Biz tiyatroyu çağların aynası olarak değil, çağları değiştirmenin bir aracı olarak görüyoruz.”  Erwin Piscator

Tiyatronun ve tüm disiplinlerinin, etik ve estetik değerlerinin tiyatro olmaktan çıkarıldığı neoliberal post-modern saçma bir zamandan geçiyoruz. Ve biliyoruz ki, bu saçma zamanlarda, devasa bir yozlaşma, bencilleşme yaşanıyor ve a-politikleşme...

Ve böyle bir zamanda her zamankinden daha fazla “TİYATRO”ya ihanet etmemiş bir tiyatro gerekir topluma.

Ve bildiğimiz gibi kapitalizm her şeyi metaya çevirir... Tüm metaları da birbirinden bağlantısız göstergeler dönüştürürken, tiyatroyu da içeriğini boşaltarak salt “gösteri” yani bir performans sanatı haline getirir. Gerçeği ise silikleştirir, görünmez kılar. Böylece tarihsellikten, toplumsallıktan ve kamucu politikalardan uzak kendi liberal politikaları doğrultusunda, sistemin tüm aygıtlarıyla a-politik, ben merkezci bencil bireyi yetiştirir ve yozlaşmanın kapsama alanını genişleterek tiyatroyu da kapsama alanına alır. Seyircinin, tiyatroda, yüzleşme, sorgulama yeteneğini ve değiştirme kudretini de hiçleştirir. Tam da böylesi bir yabancılaşmanın orta yerinde tiyatronun toplumcu içeriğine, tüm disiplinlerine, etik ve estetik değerlerine sahnelenecek oyunlarda müthiş bir görev düşer.

Bu nedenle şu vurguyu yapmak toplumsal bir görevdir; çünkü tiyatro en başından beri politik bir eylemdir.

*“Tiyatro eylemi zorunlu olarak politiktir, çünkü insanın bütün eylemleri politiktir ve tiyatro da bu eylemlerden yalnızca biridir... Tiyatroyu politikadan soyutlamaya çalışanlar bizi temel bir yanlışa sürüklemek istiyorlar ki, bu da politik bir tutumdur...” der Augusto Boal “Ezilenlerin Tiyatrosu” adlı kitabında. 

Benim de anlatmak, öne çıkarmak istediğim de tamı tamına budur!

Tiyatro, doğası gereği toplumsal yaşamın çelişkilerini, sınıfsal çatışmalarını ve insanın tarihsel varoluşunu sahneye taşıyan politik bir sanattır. Bu nedenle "Tiyatroya politika karıştırmayın" söylemi tarafsız bir çağrı değil, egemen ideolojinin kendi politik tercihlerini görünmez kılma çabasıdır.

Egemenler “Tiyatroya Politika Karıştırılmamalıdır” derken, aslında kendi politikalarının sahnede sorgulanmasını, eleştirilmesini ve seyircide bir bilinç geliştirilmesini istememelerinin ifadesidir. Çünkü toplumcu gerçekçi politik tiyatro, sanatın dönüştürücü gücünü halkın emek ve özgürleşme mücadelesiyle buluşturan bir direnç ve aydınlanma eylemidir.

Bilindiği gibi tiyatro, insanlık tarihinin en eski sanat dallarından biridir. Toplumların düşünce yapısını, inançlarını ve siyasal düzenlerini yansıtan bir ayna görevi görür.

“Politik Tiyatro” ise bu yansımanın ötesine geçerek toplumsal sorunları sorgulayan, seyirciyi eleştirel düşünmeye yönlendiren ve değişim için harekete geçirmeyi amaçlayan bir tiyatro anlayışı olarak ortaya çıkar.

Politik Tiyatronun kökenleri Antik Yunan'a kadar uzanır. Antik Yunan tiyatrosunda sahnelenen tragedyalar ve komedyalar, dönemin siyasal yaşamıyla doğrudan ilişkilidir. Özellikle Atina demokrasisinin geliştiği dönemde tiyatro, yurttaşların kamusal meseleleri tartıştığı bir alan haline gelir.

Orta Çağ boyunca tiyatro büyük ölçüde kilisenin etkisi altında kalır ve dini içerikli oyunlar ön plana çıkar.

Rönesans döneminde ise politik içerikli tiyatronun önemli temsilcilerinden biri de William Shakespeare olur. Shakespeare, eserlerinde iktidar mücadelelerini, ihanetleri, yönetim sorunlarını ve siyasi entrikaları ele alır. Ardında Henrik İbsen, Anton Çehov, August Strindberg, Arthur Miller’i sayabiliriz.

Ancak “Politik Tiyatro”nun sistemli ve bilinçli bir sanat anlayışı olarak ortaya çıkışı 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarına rastlar. Sanayi Devrimi'nin yarattığı toplumsal dönüşümler, kentleşme, işçi sınıfının büyümesi, sınıfsal eşitsizliklerin derinleşmesi ve sosyalist düşüncenin yaygınlaşması tiyatro sanatını da etkiler. Bu dönemde tiyatro, toplumsal sorunları görünür kılan ve eleştiren bir işlev üstlenir.

Politik Tiyatro anlayışı özellikle 20. yüzyılda, devrimler çağında var olan bir anlayıştır. Bu anlayışa bağlı sanatçılar arasında Erwin Piscator, Vsevolod Meyerhold, Bertolt Brecht, Dario Fo, Augusto Boal gibi isimleri sayabiliriz. 

Politik Tiyatronun en bilinen ustası Bertolt Brecht şöyle der: “Tiyatroyu politikaya yöneltme onuru özellikle Erwin Piscator’undur. Bu yöneltme olmaksızın benim tiyatro düşünülemezdi.” **

Erwin Piscator, 20. yüzyıl tiyatrosunu derinden etkileyen çalışmaları, 1929 yılında yazdığı “Politik Tiyatro” kitabında yayımlar.

Ancak neoliberal düzende “Politik Tiyatro” ideolojik olarak görmezden gelinmeye, üstü kapatılmaya çalışılır. Ve Politik Tiyatro yapanları “Sanata Politika Karıştırdınız” iddiasıyla suçlamalar getirilir.

Bertolt Brecht Usta’nın ise bunlara cevabı şöyle olur: “Tiyatro aracılığıyla politika yapabilirsiniz; ama politika aracılığıyla tiyatro yapamazsınız!” 

O nedenle tiyatro, daha önce yazdığım gibi tarafını seçmelidir. Brecht bu konuda şöyle yazar “Sosyalist Gerçekçilik” kitabında:

“Bu büyük seçim çağında sanat da seçimini yapmalıdır. Sanat ya körü körüne bir inanışla kaderini bir azınlığa bağlar ve onun aracı olur ya da çoğunluğun tarafına geçerek kaderini ona bağlar. Ya insanları düşlere sürükler ve onları uyutur, bilgisizliği artırır; ya da gerçeklere yönelip bilgiyi çoğaltır. Ya yıkıcı yanı ağır basan güçlere ya da yapıcı ileri güçlere seslenir.”*

Tiyatro sanatını, politik özünden soyutlayarak oyun sahnelemeye çalışmak bile son derece politik bir tutum olduğu hesap edilirse, bireyin toplumsallıktan, tarihsellikten ve politik olmaktan çıkarıldığı zaman, tiyatro acaba ne ölçüde Stanislavski’nin yaşamı yansıtan “Aynası” ya da Brecht’in dünyayı şekillendiren “Çekici” ve Augusto Boal’un “Bir Devrim Provası” olabilir?

Neoliberal post-modern zamanlarda tiyatro yaparken sormamız gerekenler;

1-Toplumsal ilişkilerin, sınıfsal çelişkilerin, çatışmaların olanca çıplaklığıyla yansıtıcısı ve dönüştürücüsü olduğuna inanılan tiyatronun, teori-uygulama bağı üzerinde ne kadar duruluyor ve de sorgulanıyor?

2-Tarih boyunca sınıflı toplumlarda olduğu gibi, neoliberalizm sanatı, edebiyatı ve tiyatroyu, verili sistemin koşullarını değişmez bir mutlaklık içinde mi yoksa değişebilir, dönüşebilir mi sunar?

3-Yapılan tiyatro, seyirciyi bir aydınlanma ve dönüşüm sürecine mi işaret eder, yoksa mevcut düzenden çıkış olamayacağını ve mevcut düzenin insanın kaderi olduğunu ince ince estetize ederek enjekte mi eder?

Politik Tiyatro’nun kitabını yazan Erwin Piscator ise; “Biz tiyatroyu çağların aynası olarak değil, çağları değiştirmenin bir aracı olarak görüyoruz” derken; “Tiyatro çağın karmaşasını gözler önüne sermelidir,” diyen Brecht’e göre de, tiyatro toplumun köklü değişime uğratılmasına hizmet etmeli. Bu nedenle tiyatro sanatının merkezine toplumdan soyutlanmış bireyi değil, tüm toplumsal, tarihsel ve politik yönleriyle insan konulmasını savunur.

Bu durumda Erwin Piscator “Politik Tiyatro” kitabında şöyle yazar: “Bizim için sahnede çizilen insan, toplumsal bir öğe olarak anlamlıdır. Temel olan ne kendisiyle ne de Tanrıyla ilişkisi değil, toplumsal ilişkisidir. Ne zaman görünse sınıfsal ve toplumsal konumu da onunla birlikte yerini alır. Ahlaksal, ruhsal ve cinsel çelişkileri toplumla olan çelişkileridir.”

Politik Tiyatro bağlamında Kıbrıs Türk tiyatro hareketinde ilk oyun ki bu oyun 1980’de dönemin UBP Hükümeti tarafından dört sanatçının işten atılmasına ve Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun kurulmasına neden olan, Genç Oyuncular’ın yazdığı Yaşar Ersoy’un uyarlayıp yönettiği “VATANDAŞ” oyunudur. Elbette bu tarihten sonra başka politik oyunlar da sahnelenir.

Diyeceklerimi toparlarsam, hayatın tek bir zerresi yoktur ki içinde politika ve tiyatro bulunmasın…

Bu gerçeği görmezden gelmeyip, “es” geçmeyen tiyatro, insanı, düşünmeye, yüzleşmeye, sorgulamaya, katılmaya ve değiştirmeye çağırır. Bertolt Brecht’in “Tiyatro” şiirinde çağırdığı gibi;

“Çıkın ışığa

Buluşabilenler

Sevindirebilenler

Değişebilenler”

Böyle bir tiyatro, durmadan ve ısrarla her şeyin aşk, umut, isyan ve hayat olduğunu anımsatır ve söyler… Ve Nazım Hikmet Usta’nın dediği gibi: “Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele!” diye mücadele etmek!..

Bu nedenle tiyatro, aydınlatan ışığında, değişimlere ve dönüşümlere çağıran ve bunun kültürünü yaratan bir toplumsal sanattır ya da hiçbir şeydir!

Biliyorum hemen şimdi, şu an, dediklerime itiraz edenler de olacak!

Bunda olağanüstü bir şey yok, hatta bu neoliberal düzende sıradanlaşmış bir tepkidir bu. Asıl önemli olan, bu tepkilere karşı nasıl durduğumuzdur.

*Politik Tiyatro- Erwin Piscator

** Ezilenlerin Tiyatrosu- Agusto Boal

***Sosyalist Gerçekçilik- Bertolt Brecht

Bu yazı toplam 525 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar