1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kermiya yöresinde, Grammar School civarında olası gömü yeri bilgisi var…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

Kutu sütüyle tatlandırılan çocukluğumuz…1

A+A-

KIBRIS’TAN HATIRALAR…

Bir zamanlar kutu sütüyle tatlanırdı çocukluğumuz, ekmeğin üstüne kutu sütü dökülürdü, bunu yerdik – tıpkı şekerli ekmek yediğimiz gibi… Annemiz kocaman bir dilim ekmeğin üstüne tereyağı ya da margarin sürer, üstüne şeker serpiştirirdi… Ya da ekmek hafif ıslatılıp üstüne şeker serpiştirilirdi – böylece şekerler ekmeğe yapışırdı… Veya bir kutu sütü ağzımıza dayar, lık lık lık, kutu sütü içerdik… Teneke kutunun iki tarafı üçgen şeklindeki konserve kutu açacağıyla delinir ve bu iki delikten birinden sütün akması kolaylaşırdı… Kutu sütünün o şekerli, kremamsı tadı, başımızı döndürürdü… Ekmeğin üstüne kutu sütü döküp yemek, bir atıştırmalıktı – hızlı bir çözümdü…

Evimizde her zaman kutu sütü olurdu – kutu sütleri küçük teneke kutularda olduğu gibi, büyük konserve kutularda da çıktığı zaman, onlardan da alınırdı evimize…

SÜTLÜ ÇAY…

Rahmetlik anneciğim çayına mutlaka kutu sütü eklerdi – böylece Kıbrıslılar’ın o çok sevdiği “Sütlü çay” ortaya çıkardı…

Sütlü çayı genelde sabahları ve ikindileri içerdik – sabahları kahavaltıda… Akşamüstü de, dayımlar ya da ablam veya komşular misafirliğe geldiği zaman kahveler içildikten bir süre sonra çay faslına geçilirdi. Ama bu çay faslı, Türkiye’nin ince belli çay bardaklarıyla alakası olmayan bir fasıldı – neskafe bardaklarında çay ikramı yapılırdı… Bunun için taa Çin’den ithal edilmiş çay setleri satın alınırdı – bunlar çay fincanı ve çay tabağını içerirdi…

Annemin pek çok çay fincanı ve bunlara eşlik eden çay tabakları vardı – kimileri şeffaf, kimileri porselen çay fincanlarıydı bunlar… En güzel çay fincanları ise, kırıla kırıla ya da sevdiklerine verile verile ancak birkaç tane kalmış beyaz porselenden, üstünde “E R” harfleri olan (“Elizabeth Royal”) çay fincanları ve tabaklarıydı… Bunların üç boyunun da evimizde olduğunu hatırlıyorum. İrice kahve fincanı boyutu vardı, orta boy çay fincanı vardı ve bir de duble boyu vardı ki aklımda kaldığı kadarıyla bu çifte çay fincanı kadar doldurulabilen duble çay fincanını abim kullanmaktaydı…

 

BAHARLI, KARANFİLLİ ÇAYLAR…

Çay yapma serüveni de bir başkaydı – rahmetlik anneciğim çok büyük bir cezveye veya bir çaydanlığa birkaç karanfil, bir parça bahar, çok ender olarak da bazan bir parçacık kuru zencefil atıp bunları kaynatırdı, sonra da bir süzgece koyduğu İngiliz çaylarından Earl's Grey’veya English Breakfast Tea ekler, bu rayihalı çay suyunu üstünden süzüp çayı hazırlardı…

İsteyen bir kaşık kutu sütü eklerdi çayına ya da sade içmek isteyenler, içine şeker eklerdi…

n21.jpg

SÜTLÜ ÇAYA BATIRILAN PEKSEMET…

Sütlü çayının içine rahmetlik anneciğim mutlaka peksemet batırıp yemeyi severdi… Gelen misafirlerine de çeşitli piskotlar, peksemetler ikram ederdi… Kimi zaman peksemetin yanına hellim keser, biraz zeytin koyduğu bile olurdu… Böylece ikindi kahvaltısı gibi bir atıştırmalık olurdu bu…

Annem sağken her ikindin anneme gelen ablam İlkay Adalı, Ramazan zamanlarında taze ve sıcak çörek getirirdi – böylece çörek hellim yenirdi çayın yanında… Eğer mevsim yazsa ve hava sıcaksa, o zaman çay yerine annemin bahçemizdeki Kıbrıs mandarinlerinden yaptığı leymonaddalar içilirdi…

Ablam bazan da Tatlıcı Resa’dan kuru pasta, badem ezmesi veya kok alıp gelirdi bir kutu – bunları da afiyetle yerdik…

Kışın mahallemize rahmetlik Yusuf Dayı gelirdi arabacığıyla ve sıcak salep satardı… İşte o zaman koşar, büyük çay fincanında salep satın alırdık… Annem, salebin üstüne serpiştirilmiş zencefil tozu ve baharatlı bölümünü içerdi, yarısını da bana bırakırdı, ben de aynı fincandan geriye kalanı içerdim…  Soğuk kış gecelerinin vazgeçilmeziydi bu salep… Ama kutu sütüyle yapılan sütlü çay, uzun yıllar boyunca yaz-kış demeden evimizin vazgeçilmeziydi… Kutu sütüyle yapılan neskahveler de çok severek içtiğimiz demirbaş içeceklerimizdendi…

 

KIBRIS’A 1920’Lİ YILLARDA GELMİŞ…

Kutu sütü Kıbrıs’a 1920’li ve 1930’lu yıllarda gelmiş ancak yapılan araştırmalara göre, 1940’lı yıllarda tutunmaya başlamış… O kadar ki o yıllarda Kıbrıslılar her yıl kişi başına iki kilo kutu sütü tüketmekteymişler…

“1881 ile 1946/47 yılları arasında Kıbrıs’a ithal edilen yiyecekler ve Kıbrıs’ta yeme içme alışkanlıklarının değişimi” başlıklı bir çalışma yapan George Kazamias ile Maria Panayiotu, bu konuda İngilizler’in yayınladığı ayrıntılı istatistikleri gözden geçirmişler, nüfus sayımlarına bakmışlar ve kutu sütü ithalatını da ele almışlar… “Cyprus Blue Books”taki istatistikleri kaynak alan Kazamias ve Panayiotu’ya göre yeni gıda ürünlerinin ithalatının gemicilik teknolojisinin gelişmesiyle birlikte kolaylaşması, Kıbrıslılar’ın köylerden kentlere doğru akışı ve kentlerdeki yiyecek-içecek kültürüyle tanışmaları ve 1940’lı yıllardan sonra gelirlerinin artmasıyla birlikte, yeme-içme kültürü de değişmeye başlamış…

1800’lü yılların sonlarında çok küçük bir elit ithal peynir yerken, 1940’lara gelindiğinde yeme-içme alışkanlıkları değişmiş… Kutu sütü, kutu balığı, tuzlu balık (renga), çikolata, kakao gibi Kıbrıs’ta üretilmeyen gıda ürünleri de yeme-içme kültürünün parçası olmuş…

s2-186.jpg

ATAİ KARDEŞLER VE ALASKA…

1960’lı yıllarda Atai Kardeşler Şirketi, “Alaska” marka kutu sütlerini ithal etmeye başlamış… Arkadaşımız Serdar Atai’den bu konuda bilgi istiyoruz ve o da bize şunları anlatıyor:

***  Atai Kardeşler Şirketi’nden önce kurulan Five Brothers Şirketi’nde (Beş Kardeşler Şirketi) beş kardeş vardı: Babam Hüseyin Atai, amcalarım Nurettin, Mehmet, Orhan ve Önder… Alaska marka kutu sütlerini 60’lı yılların ortalarında ithal etmeye başlamışlardı…

***  “Alaska” marka kutu sütlerinin üstündeki sarışın çocuğun resmini, özellikle Mağusa bölgesinde benim resmim olduğunu sananlar vardı. “Hüseyin Atai, kendi oğlunun resmini Alaska kutu sütlerinin üstüne koydu” diyorlardı. Bu konuyu araştırmıştık, aslında Alaska süt fabrikasının müdürü, kendi oğlunun resmini koymuş… Ben de sarışın ve mavi gözlü olduğum için, bana benzetiyorlardı bu çocuğun resmini…

***  Amcam Orhan Atai, BRT’nin kuruluşunda da bulunduydu, onun evinde yapıldıydı ilk yayınlar. Eşi Alman’dı ve 1964’te yengem ikinci yeğene hamileyken İngiltere’ye gittilerdi yerleşip çalışmaya… Amcam Orhan’ın elektronik bilgisi vardı, İngiltere’ye göç edip orada kaldılar.

***  Bunun üzerine Five Brothers Şirketi isim değiştirerek Atai Kardeşler Şirketi olmuştu… Atai Kardeşler Ltd. Şirketi 1980’lere kadar gitmiş, sonra herkes ayrılarak kendi şirketini kurmuştu…

***  Alaska sütleriyle ilgili kişisel bir hatıram da var: Bir gün bir yere gitmiştik, beni bir kadınla tanıştırmışlardı. Ona “Bak bakalım bu Mağusalı’dır, tanıyacak mın? Hüseyin Atai’nin oğludur” demişlerdi kadına. Kadın o zaman “Benim çocuklarım küçüktü, mazgallarda saklanırdık, yiyecek içecek bir şey yoktu. Baban mağazasını açıp Alaska marka kutu sütlerini herkese dağıttıydı… Bunu hiç unutamam… Çocuklarım bu Alaska sütlerini içtiydi, başka çocuklar da…” demişti… Çok duygulanmıştım…

***  Kutu sütü ithalatı 1974’e kadar devam etmişti. 1974 öncesi, Arçelik’i ithal etmeye başlamışlardı, çocuk arabacıkları getirirlerdi, piyano getirirlerdi. Ülker’i da getirirlerdi… Sonra 1975’te TOFAŞ’tan Murat arabaları ithal etmeye başlayınca, gıda işinden vazgeçtilerdi… Ülker markasının ithalatinin de Canatan Kardeşler’e verilmesine yardımcı oldulardı…

Serdar Atai arkadaşımıza Alaska kutu sütleri hakkında verdiği bu bilgiler için çok teşekkür ediyoruz…  Kıbrıs’ta yalnızca “Alaska” marka kutu sütleri yoktu, aynı zamanda Nestle’nin “Nunu” marka sütleri de vardı, Milkmaid de vardı ve sonraları da “Carnation” marka kutu sütleri piyasaya girmişti…

Devam edecek

 

Bu yazı toplam 821 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar