“Kayıplar” için en kötü aylardan biri: Nisan 1964…
Malta’dan araştırmacı gazeteci Caroline Muscat, yazılarından birinde şöyle diyor: “Gazetecilik özünde manşetlerle ilgili değildir, kaç klik aldığınızla ilgili değildir. Hesap verilebilirlikle ilgilidir. Bu nedenle araştırmacı gazetecilik önemlidir. O nedenle kendi websitem ‘The Shift’i (“Değişim”i) kurdum. Araştırmacı gazetecilik derhal değişiklikleri güvence altına aldığından değil, unutmayı imkansız kıldığı için… Yalnızca yanlışları ortaya çıkarmayı değil, bunun kanıtlarını da koruduğu için. Bunu garantiye aldığı içindir ki yıllar sonra dahi, adaletsizlik kendi tarihçesini sessiz sedasız yazamaz. Gerçek araştırmacı gazetecilik önemlidir…”
İşte bu nedenledir ki Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın “kayıp” edilmiş olduğu Nisan 1964’ün üstünden 62 sene geçmiş olsa dahi, yurdumuz için Nisan 1964’ün korkunç bir ay olduğunu tekrar tekrar yazıp bunu hatırlatmamız gerekir. Neler olduğunu anlatmamız gerekir. Çünkü içinde bulunduğumuz bu ay içerisinde, tam 62 yıl önce pek çok Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum işlerine gitmek için ya da akrabalarına bir ziyaretten evlerine dönerken yollardan alınarak “kayıp” edilmiler, öldürülmüşler ve öyle yerlere gömülmüşlerdi ki, hiç kimsecikler onların kalıntılarına ulaşamayacaktı…
Aradan geçen onca yıl sonra ancak birkaçının gömü yerine ulaşabildik ancak pek çoğu hala “kayıp”tır…
İşte bu nedenle, 22 Mart 2017’de bu sayfalarda yayımlamış olduğumuz bir yazıyı tekrardan buraya almak istiyoruz… Nisan ayındayız ve Nisan 1964, “kayıplar” bakımından korkunç bir aydır yakın tarihimizde, hem Kıbrıslıtürkler, hem de Kıbrıslırumlar açısından… Bundan dokuz yıl önce şöyle yazmıştık bu sayfalarda:
“Nisan 1964’te pek çok Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum “kayıp” edilmişti…Savaş korkunçtur – gençle yaşlı, masumla suçlu, haklıyla haksız, iyi ve kötü arasında hiçbir ayırım yapmaz…Savaş insanları tüketir, hiçbir soru sormaksızın, sorgulamaksızın…Çünkü savaş mantığın uçup gittiği, şiddetin baskın çıktığı andır…Şu veya bu anlaşmazlığını, şu veya bu kompleksini, şu veya bu içten pazarlığını açığa vuran insanlar ve gruplar, gözü dönmüş bir halde şiddet kullanmak üzere harekete geçerler veya geçirilirler… Bunlar, içlerinde besledikleri düşmanlıkları, önyargıları açığa çıkarırlar… Çünkü artık kanunsuzluğun, kanunlar önünde suç işleseler de “suçlu” duruma düşmeyecekleri bir kanunsuzluğun yarattığı savaş denen ortamdadırlar. Burada yeşerirler ve boy atarlar ve akla hayale sığmayacak şeyler yaparlar, başka insanlara zarar verirler, öldürürler, “kaybederler”, ıssız yerlerde toplu mezarlar yaratırlar… Onlara bu ortamı sağlayan, beslendikleri ideolojidir aynı zamanda: Karşısındakini “düşman” gösteren ideoloji… Yaratılmış olan atmosfer, tetiği çekmelerini, bir hayata son vermelerini ya da ırza geçmelerini kolaylaştırır…Bunları yapanlar, bu atmosferi yaratanlarca “kahraman” ilan edilirler, ödüllendirilirler…”
YOLLARDAN ALINIP “KAYIP” EDİLDİLER…
“Öldürmeyi reddedenler, esirlere yardım etmeye çalışanlar dövülebilir, ezilebilir, “korkak” ilan edilebilir… Her iki toplum da yaşadı bunları, hem şiddet sarmalını, hem iyilik yapıp onları kötülüklerden koruyanları… 1963 yılının Aralık ayının son günlerinde başlayan iki toplumlu çatışmalar, 1964’e gelindiğinde devam ediyordu…
Ancak Nisan 1964, “kayıplar” bakımından korkunç bir aydı…Nisan 1964’te pek çok Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum – özellikle bir yerden başka bir yere gitmeye çalışanlar – yollardan alınarak “kayıp” edildi…
Çok değerli bir okurumuzun gömü yerini göstermiş olduğu Theodosis Vurkas, 10 Nisan 1964’te Mora-Kurumanastır civarında Prastyo’ya (şimdiki Dörtyol) tavuk almaya giderken “kayıp” edilmişti. Theodosis Vurkas’tan geride kalanlar, Kömürcü’de bir dere yatağında bulundu… Burasını bir okurumuz bize ve Kayıplar Komitesi’ne bundan tam yedi yıl önce, 2010’da göstermişti… 2017’de cenaze töreni yapıldı, Kayıplar Komitesi’nin gösterdiğimiz alanda yürüttüğü kazılarda ondan ve başka bazı 63-64 “kaybı” Kıbrıslırum’dan geride kalanlar bulunmuştu…”
İBRAHİM GAZİ…
“Onunla ilgili bir yazı kaleme alırken farkettim: Meğer Theodosis Vurkas “kayıp” edilmeden üç gün önce, 7 Nisan 1964’te Mora’dan İbrahim Gazi “kayıp” edilmişti…
İngiliz Üsleri’ndeki R.A.F.’te çalışıyordu, Mora’da da berberlik yapıyordu… Mora’da evliydi ve üç çocuğu vardı… 5 Nisan 1964’te Lefkoşa’da bazı akrabalarına bakmaya gitmiş ve köye dönmemişti… Austin marka aracıyla 7 Nisan 1964’te Lefkoşa’dan Mora’ya gitmek üzere yola çıkmış ve yolda “kayıp” edilmişti…
Acaba Theodosis Vurkas’ın Mora çevresinde kaçırılarak “kayıp” edilmesi, İbrahim Gazi’nin iade edilmesine karşılık bir “değiş-tokuş”ta kullanılmak niyetiyle yapılmış bir hareket miydi? Bunun yanıtını bilmiyoruz… İbrahim Gazi’nin başına neler geldiğini hala öğrenemediğimiz gibi… Theodosis Vurkas, İbrahim Gazi’nin kaçırılıp “kayıp” edilmesine “intikam” olarak mı kaçırılıp “kayıp” edilmişti? Yoksa bu tamamen bir “tesadüf” müydü o günlerde?O günlerde bir toplumdan birileri “kayıp” edildiği zaman, öteki toplumdan birileri kaçırılarak, esir değiş-tokuşu için girişimler yapılırdı. Kimi zaman bu değiş-tokuş gerçekleşir, kimi zaman geç kalınır, kimi zaman hiç gerçekleşmez ve elde kalan “esir” veya “esirler” de öldürülürdü.”
LURUCİNA ÖRNEĞİ…
“Lurucina’da böyle olmuştu… Kaçırılan bazı Kıbrıslıtürkler’e karşılık, iki Kıbrıslırum genç, Goşşi yöresinden kaçırılarak Lurucina’ya getirilmiş ve burada altı ay süreyle esir tutulmuştu.
Esir değiş-tokuşu gerçekleştirilemeyince de bu iki genç, soğukkanlılıkla öldürülerek “kayıp” edilmişti… Onları hala bulamıyoruz ne yazık ki…
Nisan 1964, Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar açısından korkunç bir aydı… Yollardan sokaklardan insanlar “kayıp” ediliyordu…”
NİSAN 1964’TE 32 KIBRISLITÜRK “KAYIP” EDİLMİŞTİ…
“Kayıplar Listesi’nde yalnızca Nisan 1964’te “kayıp” edilmiş tam 32 Kıbrıslıtürk saydım… Bu oldukça büyük bir rakamdır ve o günlerde Kıbrıs’a ne tür bir atmosferin hakim olduğunu gösterir…Nisan 1964 kesinlikle bir “barış” dönemi değil, tam bir kabus dönemiydi…
O günlerde kaç Kıbrıslırum’un “kayıp” edildiğini veya öldürülmüş olduğunu bilmiyorum…Benim bulabildiklerim şunlardır:
Antonos Karolos Griny, Andreas Antoniu Lefku’yla birlikte 18 Nisan 1964’te seyahat ederken “kayıp” edilmişti… Griny’den geride kalanlar Hamitmandrez’de bir toplu mezarda bulunarak ailesine iade edildi…Latça’dan Stavros Dimitriu, 14 Nisan 1964’te Lefkoşa’da bazı Kıbrıslıtürkler tarafından öldürülmüştü – 25 Nisan 1964’te ise Lefkoşa’dan Baf’a otobüsle gitmekte olan beş Kıbrıslıtürk Latça civarında “kayıp” edilmişti… Onların gömü yerini de hala bulamadık…”
SARAYÖNÜ’NDE “KAYIP” EDİLEN KIBRISLIRUM…
“Yollardan sokaklardan Kıbrıslıtürkler’in “kayıp” edildiği gibi, Kıbrıslırumlar da “kayıp” ediliyordu…
Leymosun-Lefkoşa yolunda Hristodulus Demetriu 3 Nisan 1964’te “kayıp” edilecekti… 13 Nisan 1964’te ise Rodolfos Petru ile Konstanti Nikolau Zaharias “kayıp” edilecekti…
Yanlış hatırlamıyorsam Rodolfos Petru 13 Nisan 1964’te Lefkoşa Postanesi’ne gönderilmişti, sanırım Su İşleri Dairesi’nde çalışıyordu ve bisikletle Sarayönü’ne gelmişti… Onun Lefkoşa’da Sarayönü’nde “kayıp” edildiği sanılıyor… (Okurlarıma not: Önceki gün öğrendim ki, Theodosis Vurkas’la birlikte Kömürcü’de kalıntıları bulunanlardan birisi de Rodolfos Petru imiş… S.U.)
Bunlar benim bildiklerim… Yollarda sokaklarda Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın “kayıp” edilmesinde rol oynayanlar, askerler, paramiliter güçler veya polisti… Onları kaçırıp “kayıp” ediyorlardı…Kıbrıslıtürkler, Kıbrıslırumlar’ın oluşturduğu çeşitli barikatlarda “kayıp” ediliyor veya barikatı geçtikten sonra “kayboluyorlardı”…
Kıbrıslırumlar ise özellikle yanlışlıkla Türk kesimine geçecek olurlarsa, genelde “kayıp” ediliyorlardı…Yanlışlıkla Ledra Palace veya Baf kapısından geçmiş olan bazı Kıbrıslırum “kayıplar”ın öykülerini bu sayfalarda yazmıştım…”
BİR SİZDEN, BİR BİZDEN DERKEN…
“Bir grup, bazı insanları kaçırıp “kayıp” edince, bu kez öteki grup “intikam” için veya “değiş-tokuş”ta kullanmak için kaçırıyorlardı…
Kimi zaman bu esir “değiş-tokuşu” gerçekleşiyordu – böylece kaçırılanların canı kurtuluyordu… Ancak kimi zaman “değiş-tokuş”ta ya geç kalınıyor ya da bunun yolu tıkalı oluyordu… O zaman eldeki esirler öldürülüp “kayıp” ediliyordu… Ancak sanırım “intikam” ağır basıyordu… Bir sizden, bir bizden derken, her iki toplumun da tüm bunlardan ağır zarar görüyor, yıllarca kapanmayacak yaralar açılıyordu…Kıbrıs’ta evlatlarımızın işte böylesi şeyler yaşamasını kesinlikle istemiyoruz…İşte tam da bu nedenle barış, kalıcı barış diyoruz…”
(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler… Sevgül Uludağ – 22.3.2017)
“ÇOK ERKEN GİTTİN DEDECİĞİM…”
16 Şubat 2017’de ise, Kömürcü’de kalıntıları bulunarak Leymosun Galohoryosu’nda defnedilen Theodosis Vurka’nın cenaze töreninden notlarımızı, bu sayfalarda yayımlamıştık. “Çok erken gittin dedeciğim” başlıklı bu yazımız, özetle şöyleydi:
“Bir okurumuzun 2010'da bize ve Kayıplar Komitesi'ne gösterdiği yerde, Kömürcü'de kalıntıları bulunan 1964 kaybı Theodosis Vurkas'ın Kalohoryo Leymosun'daki cenaze töreni 12 Şubat 2017 Pazar günü yapılıyor. Bu törene katılmak üzere canyoldaşımla birlikte Leymosun’a gidiyoruz… “Birlikte Başarabiliriz” iki toplumlu kayıp yakınları ve katliam kurbanları örgütünde birlikte gönüllü olarak çalıştığımız, çok değerli arkadaşım, “kayıp” yakını Hristina Pavlu Solomi Patça ve eşi Vassos bizi bekliyor. Hep birlikte Kalohoryo köyüne gidiyoruz…Nisan 1964’te Mora-Kurumanastır yöresinden bazı Kıbrıslıtürkler tarafından “kayıp” edilen Theodosis Vurkas henüz 37 yaşındaydı…
Eleni Hanım’la Theodosis Vurkas’ın beş çocuğu vardı, dört oğlan ve bir kız çocuğu… Çocuklarından Savvas dokuz, Mihalis yedi, Maria dört, Stelyos bir yaşındaydı… En küçük çocukları Andreas ise henüz bir aylıktı…
Theodosis Vurkas, aslen Ayios Yuannis Ağru köyündendi ve ticaretle uğraşmaktaydı… Eleni hanımla evlendikten sonra Kalohoryo köyüne yerleşmişti. Köyünden ve o yöreden sebze toplayarak bunları başka yerlerde satan Vurkas, köyünde satmak üzere başka yerlerden ticari mallar alıp köye getiriyordu… Theodosis Vurkas, köyünde gazlı içecekler de üretmekteydi.
Mora yöresinde “kayıp” edildiği zaman, Mağusa’ya yakın Prastyo (şimdiki Dörtyol) köyüne satmak üzere tavuk almaya gitmekte olduğu tahmin ediliyor. Bir Kıbrıslırum okurumuzun verdiği bilgiye göre, Vurkas “kayıp” edildiğinde Morris Minor Van arabasıylaydı… Bir okurumuza göre Vurkas, Kurumanastır civarında “kayıp” edilmişti… 10 Nisan 1964 günü saat sabah sekizde köyünden Lefkoşa’ya gelen Vurkas, tavuk satın alacağı için Morris Minor Van arabasına kafesler yüklemişti… Köyden Lefkoşa’ya, bir köylüsüyle birlikte gelmişti…
Kalohoryo, Leymosun’dan yarım saat uzaklıkta bir dağ köyü… Kalohoryo’ya gitmek için Ayios Filoksi çıkışını kullanıyoruz ve buradan tırmanıyoruz Trodoslar’a… Palodya’yı geride bırakıyoruz, Yerasa’yı geride bırakıyoruz ve en sonunda Kalohoryo’yu buluyoruz…
Kilise kalabalık, herkes toplanmış, tüm aile, tüm evlatlar, torunlar, tüm tanıdıkları Vurkas’ın, tüm sevdikleri, tüm köylüleri…Evlatları hep ona benziyor…Küçük tabutun yanında duruyor ailesi… Torunu Paraskevi’yle tanışıyorum, evlatlarıyla… Hristina, Theodosis Vurkas’ın en büyük oğlu Savvas’ı tanıyor… Theodosis Vurkas’ın küçük tabutuna bir çelenk de ben koyacağım, onunla veda edeceğim, ailesinin acısını paylaşacağım…
Suçsuz-günahsız, yoldan alınarak “kayıp” edilen bu Kıbrıslı’nın öldürülmesinden duyduğum acıyı onlarla paylaşacağım… Kendi toplumumdan bazı insanlar bunu yapmış olsa dahi, benim bunu asla onaylamadığımı görmelerini umacağım… Bütün bu acıların ortasında Vurkas’ın ailesinin yarasına azıcık merhem olan okurumu saygıyla anacağım…
Küçük kilisede duracak yer yok, üst kata çıkıyoruz Hristina’yla…
Theodosis Vurkas’ın eşi Eleni Hanım, 2013 yılında yaşama veda etmiş… Bir okurumuz bize ve Kayıplar Komitesi yetkililerine Vurkas ve onunla birlikte başka 63-64 “kaybı” Kıbrıslırumlar’ın gömü yerini gösterdiği zaman 2010’du… Yani süreç daha hızlı işleyebiliyor olsaydı, belki de Eleni Hanım kocasından geride kalanların bulunup defnedilmek üzere kendisine iade edildiğini görebilecekti… Ancak bu olmadı… Ancak şimdi, 2017’de Theodosis Vurkas’tan geride kalanlar defnedilmek üzere kilisedeki küçük tabutta ailesine geri veriliyor…Cenaze töreninde, dedesini hiç tanımamış olan Paraskevi Konstantinu Hristodulu konuşmaya başladığında herkes ağlamaya başlıyor… Paraskevi o kadar dokunaklı bir konuşma yapıyor ki…
Theodosis Vurkas’ın torunu Paraskevi Konstantinu Hristodulu, şöyle diyor:
“Çok sevgili dedeciğim,Sana hayranlık beslemeyi, sevgili nineciğimden, senin Eleni’nden, üzüntüsüyle boğuşan o çok değerli nineciğimden öğrendim! Çok erken gittin dedeciğim… Ve nineciğim Eleni kendisini evlatlarınız Savvas, Mihalis, Stelios, Maria ve Andreas’ı tek başına büyütmek durumunda kaldı… Kaç kere dinledim bunu, hatırlıyorum hep: “Çocuklarım bir şey yiyebilsin diye ben aç yatardım kaç defa…” diyordu… Şunu söylediğini de hatırlıyorum: “Gidip ziyaret edebileceğim bir mezarı bile yok, bir yağ kandili yakabileceğim…”
Dedeciğim, bu onun en büyük şikayetiydi, ta ki 14 Ocak 2013’ü şafağına kadar, işte o zaman ruhu göklere yükseldi…Ona veda ettiğimiz gün o kadar güzel ve o kadar sakindi ki… Çok güzeldi… Sanki de bize gülümsüyordu! Nedenini ancak şimdi anlıyorum… Çünkü sen oradaydın dedeciğim, Cennet’in bahçelerinde onu bekliyordun! Bugün de bedenleriniz bir araya gelecek… Bugünden sonra bizim ruhlarımız da dinlenecek…Bana senin bir kahraman olduğunu, bu nedenle gurur duymam gerektiğini söylediler… Ancak kimse bana sordu mu ki??? Ben kahraman bir dede istemiyorum ki… Ben, seninle hatıralarım olsun istiyordum dedeciğim… Senin kollarında geçirdiğim dakikaları hatırlamak istiyorum… Her gün okuldan dönüşümü beklemeni istiyorum, tıpkı sevgili karıcığın, nineciğimin beklediği gibi! Ancak beni tüm bunlardan yoksun bıraktılar dedeciğim…Büyürken insanların senin “kayıp” olduğunu söylediklerini duyuyordum. Anlayamıyordum… Ne zaman ki anladım, o zaman öğrenmek istedim. Nasıl, nerede, ne zaman, neden? Neden??? Neden ninem eşini kaybedip beş evladını tek başına büyüttü? Tek başına… Neden anneciğim babasız büyüdü? Ve ben??? Neden dedemle hiç tanışamadım? Neden?...
Bu acı dayanılmazdır dedeciğim… Ancak 53 yıl aradan sonra en azından sana veda edebiliyoruz! Evlatların, torunların, torun çocukların… Bu senin ailen dedeciğim!!! Tek umudumuz bize hem babalık, hem dedelik yapan sevgili nineciğimizle kol kola bizim koruyucu meleklerimiz olacağınızdır… Tekrar Cennet’te buluşuncaya kadar hoşça kal dedeciğim! Anıların sonsuz olsun!...”
(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler… Sevgül Uludağ – 16.2.2017)







