1. YAZARLAR

  2. Neşe Yaşın

  3. İnsan Sıcaklığını Yitirmek
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

İnsan Sıcaklığını Yitirmek

A+A-

Engels’in bir sözü diye biliyorum: “Özgürlük zorunluğun aşılmasıdır”. Aklıma gelir ara sıra. Hayat boyunca en önemli derdim özgürlük olmuştur sanırım. Her türlü güvenliği feda etmeye hazır olduğum bir özgürlük arzusu. Engels şöyle demek istemişti devrimcilik yıllarımızdan bir eğitim seminerinden anımsadığım kadarıyla. Kar yağması, üşümek bir zorunluktur ve ateş yakarak zorunluğu aşar ve doğa karşısında yenik düşmez, özgürleşirsin. Hayat bir güvenlik arayışı olduğu kadar bir özgürleşme girişimi de bana kalırsa. Yani özgürlük ve güvenlik iki karşıt değil aslında birbirine el veren durumlar. Avrupa felsefeleri daha çok düalizmler üzerinde durur. Düalizm Descartes’ten de Akıl Çağı’ndan önce de vardı kuşkusuz. Beden ve ruh düalizmi öncelikle. Beynin işleyişi konusunda her geçen gün bir yenisi ortaya çıkan bilimsel bulguların tek bir beden-zihin varlığını öngören tasavvuf geleneğine yaklaşması şaşırtıcı değil mi?

Her yerde sağlık konuşuluyor artık. Geçmişte Kıbrıs’ta bir restoranda bütün masalarda Kıbrıs Sorunu filan konuşulurdu. Şimdi en önemli gündem sağlık. Herkes uzman olmuş bir biçimde, birbirlerine ilaç tavsiyelerinde bulunuyorlar. Arkadaş sohbetleri daha çok neremizin ağrıdığı, hangi besinin neye iyi geldiği filan üzerine. Çok net bir şey var: Pek çok hastalık psikosomatik. Sağlığın bu kadar gündem olması sağlık için de pek hayra alamet değil belki de. Bir yerde bir ağrın varsa başka bir şey düşünemezsin ki diyeceksiniz ve haklısınız. Çok şiddetli olmadığı sürece zihin bazı ağrıları ekarte etmenin bir yolunu buluyor sanki. Geçmişte ruh ağrıları daha çok mu konuşulurdu yoksa bu bir gençlik anısı mı bilemiyorum. Ruhun özgürleşmesi için bedensel zorunlukların aşılması gerekiyor belki de.

Dünya bizi hastalandırıyor ve kâr amaçlayarak onu tedavi sektörünü de oluşturuyor. Bombalanan şehirler karşısında ellerini ovuşturan müteahhitler gibi hastalıkları kara dönüştürmeye çalışan şirketler de var. Toksik bir çağ bu yaşadığımız. Küçük bir azınlığın daha keyifli hayatlar sürmesi, ondan da öte akıl almaz bir güç ve para hırsı için insanın ölüme çağrıldığı bir çağ. Sağlık alanındaki pek çok bilimsel keşif bile ilaç şirketlerinin ambargosu altında. Ekonomik büyüme küçük bir azınlığın güç savaşı demek daha çok da. Küba gibi en azından sağlık konusunda insan odaklı sistemler bile bu kar odaklı anlayışların saldırısı altında.

Nostaljik biri olmadım hiçbir zaman. Geçmiş de pek matah değildi biliyorum bunu. Ama insan sıcağı hiç bu kadar eksik olmamıştı dünyadan. Yapay Zekâ ile sohbet eden inanlar çağındayız.

Büyük bir bakım krizi var dünyada. Geçmişte daha çok da geniş aileler içinde halledilen bu sorun parası olanın ulaşabileceği bir sektöre dönüşmüş durumda. Doğum oranının düşmesi, çocuksuz yaşlıların çoğalması bunu daha da içinden çıkılmaz hale getirecek. Dünyanın en önemli gündemlerinden biri olan bakım sorununa yeterince önem verilmiyor. Sağlık ve bakım yan yana düşünülmesi gereken meseleler zaten. Belki de artık sağlık bakanlıkları yeniden tanımlanıp Sağlık ve Bakım Bakanlığı filan diye isimlendirilmeli ve bakım sorunları için planlamalar yapılmalı. Bakım hizmetleri önemli bir başlık olmalı ülke gündemlerinde.

Gündelik hayat dertleri öylesine yoğun ki kendi özel sorunları içine hapsediyor insanları. Oysa sorunların çözümleri en çok da kolektifler içinde mümkün. New York’ta hamile kadınların özellikle bir semte taşınması, semtteki çocuk ve kreş yoğunluğu, Sosyal Medya üzerindeki dayanışma ağı çok ilginç gelmişti bana. İnsan odaklı olmayan sistemlere karşı insan odaklı dayanışma ağları mümkün her zaman.

Geçmişte her sabah kapıma bir solcu bir de sağcı gazete bırakılırdı. Aboneydim bir süre ikisine de. Onları okuyarak bütün bir ülke gündemi ve ruh haline hâkim oldum sanırdım. Kendimce analizler yapardım. Ülke de dünya da daha kolay kavranır bir yerdi sanki. Yanılsamaydı belki bu ama böylesine kaotik bir gürültü içinde değildim en azından. Ne kadar demode değil mi sabah kapıya bırakılacak gazeteleri beklemek? Yine de hoş bir sıcaklığı var bu hatıranın.

Geçmişin daha güzel olduğunu savunlar biraz da yalınlığı ve insan sıcaklığını özlüyorlar belki de. Bir postacı vardı, sevdiği kıza mektup yazıp kapıya götürürdü. Kızın babasına yakalanmıştı bir keresinde. Pek çok evin kapısında bir yaşlı adam ya da kadın otururdu. Sokakta oynayan torunlarını izlerlerdi. İçimi ısıtırdı bu benim.

Şimdi bunları neden anımsadım bilmiyorum. İnsan olmanın anlamları üzerine yoğunlaştığımdan olmalı. Bunu kendine mesele edinenler bu toksik çağa karşı neler yapabilir? Asıl mesele bu.

Bu yazı toplam 300 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar