Çağıl Günalp

Çağıl Günalp

İgili makama...

A+A-

cakilgunalp@gmail.com

Günümüzde genel kanı; üniversitelerin, ülkelerin, global piyasaların ihtiyacına yönelik uzmanlar yetiştiren kurumlar olması gerektiği yönündedir. Sloven Marksist sosyolog, filozof Slavoj Zizek, “Üniversitelerin rolü” isimli söyleşisinde bu tanıma şiddetle karşı çıkar. Neoliberalizmin bir dayatması olarak üniversitelerin uzmanlar yetiştiren fabrikalara dönüştürülmesini eleştiren Zizek, üniversitelerin bir “fildişi kule” olması gerektiğini belirtir. Kanımca, burada Zizek’in vurgusu akademinin rolünün bağımsız, eleştirel ve bilgi üretimi ekseninde gelişmesi gerektiğinedir. Üniversitelerin ve akademisyenlerin, entelektüel tartışmalarla, yapacağı yayınlarla toplumların aydınlanması/dönüşmesi üzerindeki rolünün bugünkü neoliberal akademi tarafından bertaraf edildiğinedir… “Academic Capitalism” isimli makalede de altı çizildiği gibi, bugünün akademisi, kamu yararını gözetmez ve demokratik, insani değerlerin bilim ve teknolojiye rehberlik etmesini sağlamaz. Yine aynı makalede, bugünün genel akademik dünyasının, dıştan sermaye dağıtımına ve içten de sermaye birikimine bağımlı olduğundan, özgürlük, amaç ve toplum içerisinde bağımsız bir ahlaki güç olarak hareket edebilme becerisinden feragat etmekte olduğuna işaret edilir. Oysa “insani özgürlük ve yeteneklerin arttırılabilmesi için özünde ciddi anlamda demokratik olan bir araştırma ve eğitim sistemine ihtiyaç duyulmaktadır”.

Evet, yukarıda bahsettiğim gibi, bugünün akademik anlayışı, düşünme, tartışma, sorgulama, eleştirme, araştırma ve benzeri birçok zihinsel süreci başarıyla yerine getirmek yerine, kendi “doğrularını”, nesneleştirdiği öğrenciye aktarma ve belletme kaygısı taşır. Öğrencinin sözümona mesleki anlamda yetkinliği ile ilgilenen bu anlayışta bireylerin ahlaki anlamda yetkinliği göz ardı edilir. Oysa ahlaki anlamda yetkinlik, mesleki yetkinlikten daha önemlidir. Aristotle, Plato ve Immanuel Kant gibi ahlak felsefecilerinin tanımından yola çıkarsak; iyi insan erdemli insandır ve erdemli insan mesleki anlamda değil, ahlaki anlamda yetkin insandır. Plato’nun 2400 yıl önce (M.Ö 380) Devlet isimli eserinde vurguladığı gibi, insanın hayatta göreceği iş ne olursa olsun, erdem olmayınca elde edilecek her şeyin, yapılacak her işin sonunda utanç ve kötülük olacaktır.

Neoliberalizm-akademi ilişkisini anlamak için, neoliberalizmin sürdürülebilirliğini ve yaşadığı krizlerden çıkış için ayaklar altına aldıklarını irdelemekte büyük fayda vardır... Gayet açıktır ki neoliberalizm sürdürülebilir değildir ve sürekli olarak içsel krizler ile boğuşmak zorundadır. Neoliberal anlayış, yaşadığı her içsel krizde kemer sıkma politikalarını daha da artırırken, sosyal patlamaların, yeni göç akımlarının, şiddetin, iç savaşların, açlığın yaratılması kaçınılmazdır. En önemli insan hakkı olan sağlık ve eğitimi her krizde daha da pahalı bir mal haline getiren neoliberal anlayış, özellikle global ölçekte 2008 yılında yaşadığı krizde de hedefine emekçilerin yanı sıra üniversiteleri almıştır. Üniversitelerin harçları yükseltilmiş, insanı “insan” yapan beşeri bilimler birçok üniversitede ‘gelir getiren’ bölümler olarak görülmediği için kapatılmıştır.

Evrensel ölçekte akademinin içerisinde bulunduğu bu durumun yerel ölçekte tezahürü nasıldır? Evet, global ölçekte neoliberal anlayışın akademi üzerinde yarattığı tahribat, Kıbrıs’ın kuzeyinde de kendilerini ‘üniversite’ diye tanımlayan birçok kurumda benzer şekilde boy göstermiştir. Akademinin nitel anlamda gelişmesi göz ardı edilmiş, nicel gelişim fetişleştirilmiştir. Birçok üniversite, yetkin ve nitelikli akademisyenleri bünyesinde barındırmak yerine, joker gibi kullanacağı, alakalı alakasız dersleri verdireceği, düşünme yetisi gelişmemiş, sorgula(ya)mayan ve adına akademisyen denilen birçok ‘modern köle’yi güvencesiz bir şekilde sömürme yoluna gitmiştir. Buna ek olarak, global ölçekte prestiji olan üniversitelerden eğitim almış, taşıdığı akademik payenin hakkını veren akademisyenlerin bilgi için bilgi üretimi yapması, ülkenin düşünsel yaşamına katkı koyması gaile edinilmemiştir. Eğitimin özneleri nesneleştirilmiş, öğrenciler sorgulamayan müşterilere, akademisyenler ise yükseköğretim memurlarına dönüştürülmüştür. Sonuç olarak içi boşaltılmış bir şekilde adına ‘üniversite adası’ dediğimiz Kuzey Kıbrıs’taki hiçbir üniversite, son açıklanan sıralamalarda dünya üniversiteleri arasında ilk 1000’e dahi girememiştir. Peki, akademinin içerisinde bulunduğu karanlıktan çıkması nasıl mümkündür? Çözüm nedir? Kapitalist bir devletteki kamu üniversitelerinin bugünkü hali çözüm müdür? Pek tabii değildir. Akademisyen Bülent Somay’ın da bahsettiği gibi, kapitalist bir toplumda devlet de kapitalisttir ve böyle bir durumda devlet üniversiteleri kapitalist olmasının yanında hem bürokratiktir, hem de genel olarak devletin resmi ideolojisi dışına çıkmaz… Tam tersine, üniversite yöneticilerinin muktedirlerle olan kapitalist ve siyasi ilişkilerinden ötürü dolaylı olarak devletin ideolojik aygıtına dönüşür. Lakin, çözüm yine kamu üniversiteleridir… Gerçek anlamda kamusal olabilmiş, nitelikli, özgürlükçü bir akademiyi kendine gaile edinmiş, Zizek’in dediği gibi Fildişi Kule’ye dönüşebilmiş bir kamusal akademi.

Bu yazı toplam 2907 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar