Uzm. Nilsu Atıcı

Uzm. Nilsu Atıcı

YENİDÜZEN PAZAR YAZILARI

Her Beden

A+A-

Geçtiğimiz hafta Dünya Cinsel Sağlık Günü’nü kutladık. 4 Eylül Dünya Cinsel Sağlık Günü, cinselliği yalnızca enfeksiyonlar, riskler ya da korunma üzerinden konuşmak yerine; beden, sağlık, hak, özgürlük, haz ve adalet ekseninde yeniden düşünmek için önemli bir fırsat sunuyor. Bu yılın ‘Her Beden’ teması ise aslında oldukça güçlü ve kapsayıcı bir mesaj taşıyor: Cinsellik yalnızca belirli bedenlerin, belirli yaşların, belirli kimliklerin ya da belirli yaşam biçimlerinin değildir. Her beden değerlidir, her beden cinselliği deneyimleyebilir ve her beden saygı görmeyi hak eder.

Cinsel sağlık; yalnızca cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmak, gebelikten kaçınmak ya da herhangi bir cinsel işlev sorununun bulunması değildir. Cinsel sağlık, kişinin kendi bedeniyle kurduğu ilişkiden başlayarak ilişkilerine, içinde yaşadığı topluma, sağlık ve eğitim sistemlerine, hatta yasal ve politik düzenlemelere kadar uzanan geniş bir alanı kapsar. ‘Her Beden’ teması da tam olarak bu nedenle dört temel başlık üzerinden bize önemli bir çerçeve sunuyor.

 

  1. Bedenlerimiz ve Kendimiz

Öncelikle bedenimiz bizimdir. Onu tanımak, keşfetmek, barışmak, ne istediğimizi ve ne istemediğimizi bilmek cinsel sağlığın en temel parçalarından biridir.

Cinsellik yaşamın yalnızca belirli bir dönemine ait değildir. Doğumdan çocukluğa, ergenlikten yetişkinliğe, gebelikten menopoz dönemine, hastalıktan yaşlılığa kadar yaşamın farklı evrelerinde bedenimiz değişir; buna bağlı olarak cinselliği deneyimleme biçimimiz de değişebilir. Dolayısıyla cinselliği tek bir ‘ideal beden’ veya tek bir ‘cinsel yaşam’ üzerinden değerlendirmek doğru değildir.

Bedenimiz yalnızca görünüşümüz değildir. Bedenimiz; haz, arzu, dokunma, yakınlık, merak, aidiyet ve kendini ifade etme alanımızdır. Kendi bedenimizi tanımak, sınırlarımızı fark etmek ve cinselliğimizle ilgili kararları kendimiz verebilmek bu nedenle önemlidir. Burada karşımıza çıkan önemli kavramlardan biri cinsel özerklik, yani cinsel ajanstır. Kişinin kendi cinselliğiyle ilgili kararları kendi isteği doğrultusunda verebilmesi; istemediği bir şeyi reddedebilmesi, istediğini ifade edebilmesi ve gerektiğinde fikir değiştirebilmesi anlamına gelir.

Üstelik bütün bedenler aynı değildir. Yaş, cinsiyet, engellilik, hastalık, gebelik, doğum, menopoz, tıbbi tedaviler veya yaşlanma bedenimizi ve cinselliğimizi değiştirebilir. Ancak değişen beden, cinsellik hakkının ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Belki de kendimize sormamız gereken ilk soru şudur: ‘Bedenimde gerçekten kendimi hissediyor muyum?’ Çünkü cinsel sağlığın başlangıç noktalarından biri, kendi bedenimizi utanılacak veya saklanacak bir nesne olarak değil, tanınması ve saygı duyulması gereken bir parçamız olarak görebilmektir.

 

  1. İlişkideki Bedenlerimiz

Bedenimiz bize aittir, cinselliğimizi ilişkiler içerisinde de deneyimleriz. Partnerlerimiz, ailemiz, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, içinde bulunduğumuz topluluklar ve inanç sistemleri; bedenimizi ve cinselliğimizi nasıl algıladığımızı etkileyebilir.

Bazen bu ilişkiler bize destek, güven ve aidiyet sunar. Bazen ise bedenimiz ve cinselliğimiz üzerinde baskı oluşturabilir. Sağlıklı bir ilişkinin temelinde saygı, iletişim, güven ve onay vardır. ‘Evet’ kadar ‘hayır’ da değerlidir. Dahası, kişinin daha önce verdiği bir onayı geri çekebilmesi de en az başlangıçta onay vermesi kadar önemlidir. Çünkü onay, bir kez alınan ve sonsuza kadar geçerli olan bir izin değildir; özgür, gönüllü ve her an değişebilen bir karardır.

Cinsel şiddetin önemli bir bölümünün yakın ilişkiler içerisinde gerçekleştiğini düşündüğümüzde, bu konu daha önemli bir hale gelir. Evlilik, sevgililik, flört veya herhangi başka bir ilişki biçimi kişinin bedeni üzerinde sınırsız bir hak vermez.

‘Her Beden’ demek; çocukların bedenlerinin korunması, erken ve zorla evliliklerin önlenmesi, kadınların bedenleri üzerindeki kararların kendilerine ait olması, engelli bireylerin cinselliklerinin yok sayılmaması, cinsel yönelim veya cinsiyet kimliklerinin ‘düzeltilmesi gereken’ durumlar olarak görülmemesi demektir. Çünkü cinsel sağlık, yalnızca bireyin kendisiyle değil, diğer insanlarla kurduğu ilişkinin niteliğiyle de ilgilidir. Bir insanın bedenine dokunmadan önce sormak, istediğinde durmak, partnerinin sınırlarını dinlemek ve kendi sınırlarının da korunmasını beklemek aslında çok temel bir insanlık meselesidir. Bedenlerimiz ilişkiler içinde olabilir; ancak bedensel bütünlüğümüz hiçbir ilişkide kaybolmamalıdır.

 

  1. Bedenlerimiz ve Etrafındaki Sistemler

Cinsel sağlığı yalnızca bireyin sorumluluğu olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü kişinin doğru bilgiye, sağlık hizmetlerine ve güvenli danışmanlığa ulaşabilmesi yaşadığı toplumun ve içinde bulunduğu sistemlerin sunduğu olanaklarla doğrudan ilişkilidir.

Bir kişinin bedenini tanıyabilmesi için doğru bilgiye ihtiyacı vardır ve korunma yöntemlerine ulaşabilmesi gerekir. Bir bireyin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar açısından test ve tedavi hizmetlerinden yararlanabilmesi gerekir. Gebelik, doğum, menopoz, hastalık veya tıbbi tedavi süreçlerinde ortaya çıkabilecek cinsel sağlık sorunları hakkında konuşabileceği sağlık profesyonellerinin bulunması gerekir. İşte bu noktada kapsamlı cinsellik eğitimi ve erişilebilir cinsel sağlık hizmetleri büyük önem taşır. Cinsellik eğitimi yalnızca ‘cinsel ilişkiden nasıl kaçınılır?’ sorusuna cevap veren bir eğitim değildir. Bedenleri, sınırları, ilişkileri, onayı, cinsiyetleri, cinsel sağlığı, korunmayı, mahremiyeti ve kişinin kendi kararlarını verebilmesini de kapsamalıdır. Üstelik cinsel eğitimin yalnızca riskleri anlatması da yeterli değildir. İnsanlara yalnızca ‘neden korkmaları gerektiğini’ değil, sağlıklı, güvenli, saygılı ve tatmin edici ilişkilerin nasıl kurulabileceğini de anlatmak gerekir. Çünkü cinsel sağlık korku üzerinden değil, bilgi ve güçlenme üzerinden desteklenmelidir.

Hizmetlere erişim de herkes için eşit olmalıdır. Yaş, cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik, sosyoekonomik durum veya kişinin yaşam koşulları sağlık hizmetlerine erişimin önünde engel oluşturmamalıdır. Kısacası cinsel sağlık hakkı, yalnızca kurumların kapısına kadar gelen insanların değil, her bedenin hakkıdır.

 

  1. Bedenlerimiz ve Cinsellik Siyaseti

Ve belki de ‘Her Beden’ temasının en geniş çerçevesi burada karşımıza çıkıyor. Bedenlerimiz yalnızca kişisel değil, aynı zamanda toplumsal ve politik alanlardır.

Nasıl giyineceğimizden bedenimizi nasıl algıladığımıza, cinsellik hakkında hangi bilgileri öğrenebileceğimizden hangi sağlık hizmetlerine ulaşabileceğimize kadar pek çok konu; kültür, medya, teknoloji, hukuk ve politikalar tarafından şekillendirilebilir.

Medya bize ‘ideal beden’ görüntüleri sunabilir. Sosyal medya, gerçek olmayan beden ve cinsellik algıları yaratabilir. İnternet doğrudan bilgiye ulaşmayı kolaylaştırırken aynı zamanda cinsellik konusunda ciddi bir yanlış bilgi kaynağına da dönüşebilir.

Hukuk ve politikalar ise eğitim programlarından sağlık hizmetlerinin kapsamına kadar insanların cinsel sağlıklarını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle cinsel haklar yalnızca özel hayatımızla ilgili değildir. Cinsel haklar insan haklarıdır.

Herkesin kendi bedeni hakkında karar verebilmesi, cinselliği hakkında doğru bilgiye ulaşabilmesi, düşüncelerini ifade edebilmesi, ayrımcılık ve şiddetten uzak yaşayabilmesi ve hakları ihlal edildiğinde adalet arayabilmesi gerekir.

Cinsel adalet ise tam burada devreye girer. Çünkü yalnızca ‘herkesin hakkı vardır’ demek yeterli değildir. Önemli olan, bu hakların gerçekten herkes tarafından kullanılabilir hale gelmesidir. Bir başka ifadeyle; cinsel sağlık konusunda adalet, kimsenin bedeninin diğerinden daha değerli olmadığı bir düzeni gerektirir.

 

Her Beden İçin Daha Sağlıklı Bir Dünya

‘Her Beden’ teması aslında hepimize aynı soruyu yöneltiyor: Bedenlere gerçekten eşit ve saygılı davranıyor muyuz?

Bedenlerimizi yalnızca görünüşleriyle değerlendirmediğimiz, yaş aldıklarında cinselliklerini yok saymadığımız, engelli bireylerin cinsel yaşamlarını görmezden gelmediğimiz, gençleri doğru bilgiden mahrum bırakmadığımız, herkesin bedenleri üzerindeki kararlarına saygı duyduğumuz, çeşitlilikleri bir ‘sorun’ olarak görmediğimiz bir toplum mümkün.

Bunun için cinsellik hakkında daha fazla konuşmaya ihtiyacımız var; ancak bunu bilimsel bilgi, haklar, saygı ve insan onuru temelinde yapmaya ihtiyacımız var. Çünkü cinsel sağlık yalnızca enfeksiyonlardan veya gebelikten korunmak değildir. Kendi bedenini tanıyabilmek, sınırlarını belirleyebilmek, onay verebilmek veya reddedebilmek, doğru bilgiye ulaşabilmek, sağlık hizmetlerinden eşit yararlanabilmek ve ayrımcılık ile şiddetten uzak yaşayabilmektir.

Ve belki de 4 Eylül Dünya Cinsel Sağlık Günü’nden hatırlamamız gereken en önemli şey şudur: Her beden aynı değildir. Her beden değişir. Her beden değerlidir. Ve her beden saygıyı, sağlığı, güvenliği, özgürlüğü ve cinsel hakları hak eder. Çünkü cinsel sağlık, yalnızca cinselliği değil; insan olmanın, bedenimiz üzerinde söz sahibi olmanın ve adil bir yaşam sürmenin de bir parçasıdır.

Her beden için daha bilgili, daha özgür, daha eşit ve daha sağlıklı bir dünya dileğiyle!

 

Bu yazı toplam 703 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar