Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Bayram (!)

A+A-

Torunları toprak atıyordu tabutuna...
Son bahçede...
Sonsuz uykuda...
Torunları hep ordaydı...
Biri hariç...
En sevdiği torunu...
Cebinde O’nun fotoğrafı...

*  *  *

Kocaman bir avluları vardı evlerinin... Hele yortularda doyamazdı kokularına... Evlatları ve yedi torun... Dünyanın en mutlu dedesiydi, o güne kadar... O darbeye, o savaşa...

*  *  *

Altı kardeşin tümü evlendi.
Hiçbir düğünde müzik çalmadı.
Hiçbir düğünde kimse oynamadı.
Altı kardeş evlendi...
Bir kardeşleri hiç yanlarında olamadı.

*  *  *

Anne Teofanu, oğlunu kucakladığı son günü unutmadı hiç...
Larnaka’da kışlada başlamıştı askere...
Darbeyle birlikte Boğaz’a gönderilmişti.
Sonra Kitrea...

*  *  *

“Kocam iki gün önce görmüş, iyi olduğunu söylemişti... Ben de görmek istedim” diyordu...
“Yok” dediler, “tamamdır...”
Ne de olsa askerdi.
“Bir taksi bulur, giderim” dedi...
Gitti...
“Aman oğlum dikkatli ol”...
“Sen beni merak etme anne” diye sarıldı boynuna...

*  *  *
Son kez sarıldığını bilemezdi.
Oğlundan bir daha haber alamadı.
Hep bekledi.
Çocuklarını bir bir evlendirirken bekledi...
Her gün doğumunda bekledi...

*  *  *

Hani kimileri “bayram” derken bekledi...
Onca evlat gibi, ana gibi, kardeş gibi bekledi...
Savaşlara isyanla bekledi, çok dilli acıların kıyısında...
Türkçe bekledi, Yunanca bekledi...
Marşla bekledi, nutukla bekledi...

*  *  *

Babasını toprağa verirken, cebindeki fotoğrafına baktı, evladının... Bir dede kalbinde torununun gülümsemesiyle uzandı sonsuzluğa...

*  *  *

Anne Teofanu, en son 19 Temmuz’da görmüştü oğlu Teofanis’i...
20 Temmuz 1974’te terhis olacaktı.
Hep 20 yaşında kaldı.

*  *  *

Bir cümle, onbinlerin anlamadığı bir gerçeği anlatıyor: Kötülüğün Türkçe ya da Rumcası yok.

*  *  *

19 yaşındaydı Suat...
Askerdi...
İzne çıkmış, evine gelmişti, köyündeydi, Dohni’de...
48 saat nefes alacaktı.
Papazı devirmişlerdi, yollar kapanmıştı, 20 Temmuz‘da savaş başlamıştı.
Kışlaya dönemedi...
Köyde hayat normaldi yine de...
O güne dek...
Birleşmiş Milletler geldi, silahları topladı.
Üç beş av tüfeği, birkaç sten...

*  *  *
Dere akardı köyün ortasından, o dere hayatları bölerdi.
Bir gün geldiler, bu kez tüfekleri değil erkekleri topladılar.
Suat, kardeşini de aldı yanına...
Babası da birlikte...
Oyun gibiydi kardeşi için...
Oyun...

*  *  *

83 adamı ve çocuğu önce okula götürdüler.
“Limasol’a esir kampına gideceğiz” dediler ardından...
Otobüse bindiler, uzun uzun sürdü ‘Kars Otobüsü’nü yabancı şoför...
Dağlara saptı...
Hepsi aşağıya indirildi...
Peşlerinde beş tüfekli kalleş!

*  *  *

Dağlar sustu sonra...
Dereler sustu...
Ağaçlar sustu...
Silahlar konuştu...
Lanet olası silahlar...
83 kişiydiler, geride sadece Suat kaldı...

*  *  *

15 Ağustos’tu...
14 yaşındaydı kardeşi...
O köyde, bir daha hiçbir çocuk oynamadı.
O köyde bir daha hiç bayram olmadı.



 

 

Bu yazı toplam 3155 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar