1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Stilloz’da (Mutluyaka) bazı “kayıp” kalıntılarına ulaşıldı…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Stilloz’da (Mutluyaka) bazı “kayıp” kalıntılarına ulaşıldı…

A+A-

KAZILARDA SON DURUM… KAZILARDA SON DURUM…

 

 

m1-099.jpg

Kayıplar Komitesi dün yaptığı yazılı açıklamada Stilloz’da (Stilli-Mutluyaka) bazı “kayıp” kalıntılarına ulaşıldığını ve bu yeni kazı noktasında insan kalıntılarının çıkarılmasına başlandığını bildirdi.

Komiteden yapılan yazılı açıklamada 2019 başından bu yana 16 kişiye ait kalıntıların çıkarıldığı ifade edilerek, ada üzerinde yaşayan tüm toplumlara Komite çalışmalarına destek verme çağrısında bulunuldu.

Açıklamada, Komitenin Kıbrıslırum üye ofisine +357 22 400142 ve Kıbrıslıtürk üye ofisine de +357 22 400181 telefon numaralarından ulaşılabileceği belirtildi.

m2-078.jpg

BİR ZAMANLAR KARMA BİR KÖYDÜ…

Yıllar önce Stilloz’a (Mutluyaka) bir okurumuzun bazı olası gömü yerlerini bize ve Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermek istemesi nedeniyle gitmiştik… On yıl önce de bazı “kayıp” yakınları ve Kayıplar Komitesi yetkilileriyle birlikte yine Stilloz’a gitmiştik…

Stilloz ya da Kıbrıslırumlar’ın deyişiyle Stilli, bir zamanlar karma bir köydü…

O günlerde, bu köyde yaptığımız çalışmalarla ilgili ve köye ilişkin olarak 3 Kasım 2012’de yani bundan yedi yıl önce şöyle yazmıştık:

“30 Ekim 2012 Salı sabahı Kayıplar Komitesi yetkilileri Ksenofon Kallis, Murat Soysal, Okan Oktay ve araştırma görevlisi Mustafa Albayrak’la birlikte Stilloz’a (Mutluyaka) gidiyoruz.

Bir okurum, bu köyde bize bazı olası gömü yerleri göstermek istiyor.

Okurum bir akşam beni aramış ve geçmişte köyde yürütülen kazılarda herhangi bir ize rastlanmadığının konuşulduğu bir ortamda, insaların bazı olası gömü yerlerinden söz ettiğini duymuştu... Kendisinin de artık hayatta olmayan bazı Kıbrıslıtürkler’den dinledikleri vardı... Böylece onunla köyde buluşarak bu yerleri Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermesi konusunda anlaştık ve işte Salı sabahı onunla buluşmaya gidiyoruz.

Ben daha önce bu köye 2009 yılında bazı “kayıp” yakınlarıyla birlikte ve yine Kayıplar Komitesi yetkilileri eşliğinde gelmiştim... 1974’te bu köyden ayrılmayarak köyde kalan bazı çok yaşlı insanların evlatları ya da kardeşleri idi bu “kayıp” yakınları... Kendileri bu köyde yaşayanlardan bazı olası gömü yerleri hakkında bilgi almışlar ve bu yerleri göstermek istemişler, beni de aramışlardı. Böylece Stilloz’a (Kıbrıslırumlar bu köye Stilli diyor) birlikte gitmiştik. Köy kahvesinde oturmuş, onlarla sohbet etmiştik...

Köyden üç yaşlı insan “kayıp”... Bunlar köyde kalmışlar, kaçmamışlar, kaçmak istememişler... “Nasılsa birisiyle herhangi bir kavgamız kalabamız yok, yaşlıyık da, bize tokanmazlar” diye düşünmüşler... Eşleri, kardeşleri ve evlatları köyden ayrılırken onlar köyde kalmakta diretmişler... 1974’te ikinci harekattan sonra “kayıp” edilmişler... “Kayıp” edilen üç yaşlı insandan Yannis Mihail 1894 doğumluymuş yani tam 80 yaşında sivil bir insan, bekarmış... 1900 doğumlu Andreas Karulla tam 74 yaşında bir ihtiyarcıkmış ve evliymiş, evlatları, torunları varmış... 1906 doğumlu Savvas Katsuris de öyle – o da evli, çoluk çocuk ve torun sahibi, 68 yaşında yaşlı bir adammış... Ancak köyden üç yaşlı insanın “kayıp” edilmiş olması, bu köyde yalnızca üç “kayıp” olduğu anlamına gelmez çünkü güneye doğru kaçmakta olan bazı Kıbrıslırumlar da yakalanıp bu köyde öldürülmüş ve “kayıp” edilmiş olabilir. Hiçbirimiz o zaman burada olmadığımıza göre, bu köyle ilgili araştırmalarımızı sürdürmeliyiz...

Bu köyün bir zamanlar karma bir köy olduğunu, 2009’da köye geldiğim zaman hiç bilmiyordum... Kimse de bundan söz etmemişti... Ancak üç yıl sonra, bu gelişimizde, köyün 1958’lere kadar karma bir köy olduğunu, 1958’lerde Kıbrıslıtürkler’in bu köyden ayrıldığını ve ancak 1974’ten sonra köylerine dönebildiklerini öğreniyorum. Bu köye Kıbrıs’ın güneyinden, Leymosun ve Baf yöresinden de göçmenler yerleştirilmiş fakat onlar bu köye 1975 yılının Şubat ayında gelmişler. Geldikleri zaman, orijinal Stillozlu Kıbrıslıtürkler’i bu köye yerleşmiş durumda bulmuşlar...

Köyde bir kilise, bir de cami var... Cami, Kıbrıs’ta gelenek olduğu üzere minaresiz imiş... Ancak çok yakın geçmişte camiye bir minare eklenmiş...

Cami minaresiz olduğu için Planlama ve İnşaat Dairesi, bir ara köyde tamirat yaparken, orasının cami olduğunu anlamadan caminin damındaki kiremitleri söküp almış, tamiratta kullanmış! Sonradan ortaya çıkmış bu binanın cami olduğu!

Köyün dışına çıktığımız ve yüzümüzü köye döndüğümüz zaman, ufukta hem kiliseyi, hem de camiyi görebiliyoruz... Bu da, bu köyde bir zamanlar birlikte bir yaşam olduğunu yansıtıyor...

Okurum bizi bekliyor ve onunla buluşup kahve içiyoruz... Sonra da bizimle bildiklerini, duyduklarını paylaşıyor...

m3-040.jpg

Bize gösterdiği ilk yer, köyün girişinde bir avluda, şu anda kapalı olduğu için görünmeyen bir kuyunun bulunduğu nokta... Bu avluda bulunan evin yerinde geçmişte iki katlı eski bir ev varmış ve bu evin sahibi, okuruma avludaki kuyuya bir papazın atıldığını anlatmış. Kuyuya eğer birisi atılmışsa, bu şahsın ille de “papaz” olması gerekmediği, Kıbrıslıtürkler’in geçmişte her saçlı sakallı insana “papaz” gözüynan bakmış olabileceği üstünde duruyoruz.

Ardından köyün girişindeki çocuk parkına gidiyoruz... Çocuk parkının yakınında bir kuyuya 3-4 tane “kayıp” şahsın gömülmüş olduğu bilgisi var. Okurum bu bilgiyi kimden almış olduğunu da anlatıyor...

Bu park aslında Kıbrıslırumlar zamanında da varmış, hatta parkta, elinde el bombası tutan bir heykel de varmış parkta... Şimdiki parkın yarısı kadarmış – eski parkın sınırları da belli... Çocuk parkı bölümü, sonradan eklenmiş – el bombalı heykel sökülüp yerine bir Atatürk büstü dikilmiş...

Parkın eşiğindeki kuyu büyükçe bir dolap kuyu imiş..

Parktaki büstün arkasındaki alanda da olası bir gömü yeri olabileceği yönünde bazı bilgiler de varmış diye konuşuluyor – nitekim parkın arkasındaki toprak incelendiğinde, iki farklı toprağın varlığı görünebiliyormuş... Biri gonno, diğeri kırmızı toprakmış... Yani bu kırmızı toprak sanki sonradan oraya taşınmış gibi duruyormuş... Parkın arkasındaki bu alan hakkındaki söylentileri Kayıplar Komitesi yetkilileri araştıracak...

Sonra köyün kilisesine gidiyoruz... Kilise, 1921’de yaptırılmış gibi duruyor çünkü kapının üstünde böyle bir yazı var... St. Profitis İlias Kilisesi kuş pisliğiyle çevrelenmiş, kuş pisliklerine basa basa bomboş kiliseye giriyoruz, güvercinler bir anda, hep birden havalanıyorlar ürküp... Bir güvercin, tepedeki pencereye yuvasını yapmış, yuvasında oturuyor...

Kilisede çalınabilecek ne varsa çalınmış, bu kilisenin kapıları bile başka dinlere, başka kültürlere saygı icabı kapatılmamış, han kapısı gibi açık kapılardan kuşlar girmiş içeriye ve bomboş kiliseyi kendilerine mesken edinmiş...

Kilisenin ilginç bir mimarisi var – sanki İspanya’dan esinlenmiş gibi duruyor – duvardaki levhada Başpiskopos Makarios’un bu kiliseyi 1953 yılında kutsadığı yazıyor...

Kilisenin avlusunda mezarlık var ama mezarların üstündeki haçlar sökülmüş, kırılmış, kimi mezar taşları yerlere savrulmuş...

Okurum bizi kilisenin yan tarafında bir odacığa götürüyor – mezarların kırılan haçları bu odacığa yığılmış... Üstüste yığılı haçlara bakıyoruz...

Okurum, bu haçların arasında bir zamanlar bir ayak kemiği gördüklerini, belki de bu odacığın da araştırılması gerektiğini anlatıyor...

Üzerinde 1921 yazılı kilise kapısının bulunduğu yöne gidiyoruz ve kilisenin dışındaki tarlaya gömü yapılmış olabileceğini öğreniyoruz... Bu tarla da kiliseye aitmiş bir zaman... Kayıplar Komitesi’nin bu alanı da araştırması gerekecek...

Sonra köyün dışından geçen dereye doğru gidiyoruz. Bu dere kış aylarında zaman zaman akarmış ama şimdi tek damla su yok, güneş cayır cayır yakıyor zaten... Lefkoşa’dan taşıp da kendine göre derenin içinden bir yolcuk izleyerek taa Mağusa’ya ulaşan lağım suları da işte bu derecikten geçiyormuş...

Okurum bir zamanlar bu dereciğin yanında keçilerini otlatırken, hep bir şey dikkatini çekermiş: Derenin yamacına yerleştirilmiş çinkolar, lamarinalar... “Bu lamarinaların burada ne işi var?” diye düşünürmüş. Sonra bu lamarinaların “espirisini” öğrenmiş. Köyde ölen ya da öldürülen bir şahıs buraya getirilmiş arabacıkla, ceset görünmesin diye üstü de lamarinalarla örtülmüş...

İyi yürekli bu okuruma teşekkür ederek köyden ayrılıyoruz... O, Kıbrıs’ın yaralarını sarmaya çalışan, harika insanlarımızdan biri... Onun insancıllığı, bu topraklarda insanlığın henüz ölmediğini gösteriyor...”

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler – 3 Kasım 2012)

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 781 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar