1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Savaşın en acı yüzünü, biz çocuklar gördük… Biz babasız büyüdük…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Savaşın en acı yüzünü, biz çocuklar gördük… Biz babasız büyüdük…”

A+A-

 20 Temmuz 1974’te savaşın ilk günü babasını yitiren Harper Orhon, “Şafak Nöbeti” hakkında duygularını ve düşüncelerini Ali Tufan Kıraç’a bir mektup yazarak anlattı…

 

ade.gif

 

 “Savaşın en acı yüzünü biz çocuklar gördük. Biz babasız büyüdük. Biz şehit çocukları babamızın şehit olduğu gün ve onun devamında ki birkaç günde hatırlandık sırtımız sıvazlandı o kadar. Sonrası acı ve yalnızlıktı. Bu nedenledir ki en başta savaş karşıtı olan kişiler olarak biz şehit çocukları olduk. Bizim acımızı başka çocukların da çekmemesi için bizler barışa inandık. Ancak söz konusu Şafak Nöbeti bu özelliklerle değil, tamamen kışkırtıcı ve eğlence amaçlı bir eylem olarak karşımıza çıkmaktadır…”

 

20 Temmuz 1974’te savaşın ilk günü babasını yitiren Harper Orhon, “Şafak Nöbeti” hakkında duygularını ve düşüncelerini “Şafak Nöbeti”nde dün akşam sahne alması beklenen şarkıcı Ali Tufan Kıraç’a bir mektup yazarak anlattı. Elektronik postayla Kıraç’a bir mektup gönderen Harper Orhon, duygularını sosyal medya sayfasında da paylaştı.

Harper Orhon, şöyle yazdı:

“KIRAÇ’A MAİL ATTIM

“Şafak Nöbeti” hakkında, umarım eline geçer:

Sn. Ali Tufan Kıraç,

Bugün öğrendim ki sözde Şafak nöbeti adı altında yapılacak olan eğlenceye sizi çağırmışlar. Öncelikle belirtmek isterim ki benim Babam ECVET YUSUF 20 Temmuz 1974 savaşının ilk Şehidi ve Kıbrıslı Türklerin en yüksek rütbede verdiği Şehittir.

Şafak Nöbeti sizlerin de bildiği gibi aslında Çanakkale’de yapılan ve Çanakkale’de savaşan insanların çocuklarının atalarını anmak amacı ile yapılan ve bu savaştan sonra oluşan dostluğun anısına içinde eğlence ihtiva etmeyen bir anma programıdır. Sabaha kadar bu insanlar karşılıklı savaşmış insanların belgesellerini görmekte savaşın ne kadar acı dolu bir eylem olduğunu, bir zamanlar karşılıklı bir birlerine kurşun sıkan insanların çocukları gözyaşları içinde yan yana bu kahraman insanların anısını taze tutarak savaş karşıtı ve barış adına güzel bir eylem duruşunda bulunmaktadırlar. Atatürk Çanakkale deniz savaşının yıl dönümünde aşağıdaki konuşmayı yapmıştı . Hitap ettiği kişiler bu savaşta ölen kişilerin annelerine yönelikti. “‘Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır” dedikten sonra yıllardır Türkler’le Anzaklar, Yeni Zelandalılar bu topraklarda anma programı yapmaktadır.

Kıbrıs’ta yapılan bu etkinlik ise bu kutsal ismi kullanarak toplumumuza savaş ,  kan, nefret edebiyatı yaparak en başta orada şehit olan insanların acısının üzerine eğlence düzenlemektedirler. Benim evimde o gün mevlit okunmaktadır. Bugünde sadece Şehit olan benim babam değildir. Onlarca Anadolu toprağındaki evlerde ve Kıbrıs’taki evlerde aynı mevlit sesi ve acısı dillenmektedir. Savaşın en acı yüzünü biz çocuklar gördük. Biz babasız büyüdük. Biz şehit çocukları babamızın şehit olduğu gün ve onun devamında ki birkaç günde hatırlandık sırtımız sıvazlandı o kadar. Sonrası acı ve yalnızlıktı. Bu nedenledir ki en başta savaş karşıtı olan kişiler olarak biz şehit çocukları olduk. Bizim acımızı başka çocukların da çekmemesi için bizler barışa inandık. Ancak söz konusu Şafak Nöbeti bu özelliklerle değil tamamen kışkırtıcı ve eğlence amaçlı bir eylem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sn. Kıraç sizi sırf oraya kalabalık toplamak amacıyla çağırdıklarına adım gibi eminim. Sizin Kıbrıs’ta ve Anadolu’daki tanınmışlığınızı ve sevilmişliğinizi kullanarak oraya kalabalık toplamak niyetindedirler. Çanakkale’deki gibi bir anma programı yapacak olsalar oraya kalabalık değil, bu ülkede gerçekten barışı isteyen kişiler toplanacak ve o şehitlerin de kanı kullanılmadan neden Şehit oldukları topluma ve dünyaya anlatılabilecekti. Ancak gelin görün ki biz şehit çocuklarının babalarının kanını kullanarak o gece sizin de adınız kullanacaklar ve kalabalıklar sizin parçalarınızla eğlenirken ellerinde biraları eğlenmeye gelecekler. Neden bunları yazdım çünkü geçmiş yıllardaki durum da buydu. Türkiye’nin sevilen sayılan, popüler olan sanatçılarının farkına varmadan alet edildikleri durum ne yazık ki budur.

Siz de geleceksiniz… Bu mailin size ulaşıp ulaşmayacağından emin olmadığımdan dolayı Facebook’taki sayfamdan da paylaşacağım.

Umarım bu şovenistlerin kullanıcısı olmazsınız…

Saygılarımla,

Harper Orhon.”

(HARPER ORHON – 18.7.2018)

 


 

 BASINDAN GÜNCEL…

Bianet.org

 

“Kıbrıs’ta "Gazetecilik Sözlüğü"ne kuzey ve güneyden tepkiler…”

 

bb.gif

Ekin Karaca

Kıbrıs’ta gazetecilik yapanlar için hazırlanan ve medyada sıklıkla kullanılan bazı ifadelere “karşı tarafı incitmemek” adına alternatif ifadelerin gerekçeleriyle birlikte sıralandığı “Önem Taşıyan Kelimeler: Kıbrıs'taki Gazetecilik İçin Bir Sözlük” ile ilgili adada ortaya konan tepkileri sözlüğün yazarlarından gazeteci-aktivist Esra Aygın ile konuştuk.

Sözlüğün yayınlanmasının ardından yine sözlük yazarlarından olan Maria Siakalli, Rum kesiminde tehdit ve hakaretlerle karşılaşmış, hatta Türkiye’de yüksek lisans yaptığı gerekçesiyle “ajan” suçlamalarına maruz kalmıştı.

 

 “Güney’de liderlerin çarpıtmaları tetikledi”

Kıbrıs’ın Kuzey’inden genelde olumlu tepkiler gelmesine karşın Güney’den hayli olumsuz tepkiler geldiğine dikkat çeken Aygın, bunun önemli nedenlerinden birinin Güney’de liderlik düzeyindeki söylemler olduğuna dikkat çekiyor.

Kıbrıslı Rum lider Anastiadis'in ve Dışişleri Bakanı’nın sözlükle ilgili çarpıtarak açıklamalar yaptığını ifade eden Aygın ”Sanki bu sözlük tarihi değiştirmeye çalışıyor, inkar ediyor, sanki gazetecilere sansürlü kelime listesi veriyormuş gibi hiç gerçekle ilgisi olmayan açıklamalar yaptılar. Bunun üstüne anaakım medyanın büyük kısmında ve sosyal medyada linç kampanyası başladı” diyor ve ekliyor:

“İki tarafta da Kıbrıs'ın hala savaşmaya devam etmesini isteyenler var ama liderlik düzeyinde bu tarz tepkiler geldiğinde bu insanlar cesaretlendirilmiş oluyor. Bence işin temeli buydu.”

Aygın, liderlik düzeyinde yapılan açıklamaların ifade özgürlüğüne, demokrasiye vurgu yapmasının gerekliliğine dikkat çekerken, barış gazeteciliğinin, gazetecilik etiğinin geliştirilmesi için bu gibi çalışmaların önemine de liderlik düzeyinde önem atfedilmesi gerektiği görüşünde:

“Bunun tam tersi olduğu zaman bu tarz hazır bekleyen faşist gruplar cesaret buluyorlar.”

 

“Kuzey’de tepkiler olumlu”

Peki, Kuzey’den gelen tepkiler nasıldı?

Adanın Kuzeyinden gelen tepkilerin genelde olumlu olduğunu ifade eden Aygın, sözlük çalışmasına katılmayan, ortaya konan fikirleri beğenmeyenler olduğunu ama tepkilerin hep eleştiri düzeyinde kaldığını, hakaret ya da tehdit yaşanmadığını dile getirdi.

Aygın, Kuzey Kıbrıs yönetiminden de ne eleştirel olarak ne de destekleyici herhangi bir açıklama yapılmadığını belirtirken gazetecilerin, basın örgütlerinin ise sözlük çalışmasını olumlu karşıladıklarını ve sahiplendiklerini söylüyor.

 

“Güney’in yaşadıklarını 15 yıl geride bıraktık”

Bu durumu çok olumlu değerlendirdiğini ifade eden Aygın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben bu adayı ve toplumların yapısını bildiğimi sanıyordum. Bildiğimin çok ötesinde bazı gerçekler olduğunu gördüm son dönemde.

“Biz Kuzey'de Kıbrıslı Türkler olarak aslında bugün Rum tarafında yaşananları 15 yıl önce yaşadık. Bu kavgaları 90'ların sonlarında ve 2000'lerde verdik.

“Herhangi bir tabu haline gelmiş bir şeyi yıkmaya çalıştığınızda 90'ların sonunda 20000'lerin başında benzer tepkilerle karşılaşırdınız Kuzey'de. Hakaretler hatta tutuklamalarla karşılaştık.

“Ancak toplum bununla mücadele etti, sokaklara döküldü ve bu durumu kabul etmeyeceğini ortaya koydu.

“Biz o zaman bu kavgayı verdik ve ifade özgürlüğümüzü, resmi söyleme katılmama özgürlüğümüzü, liderliğe katılmama özgürlüğümüzü o zaman tesis ettik.

 

“Kuzey’de Afrika Gazetesine saldırı sonrası tepkiyi gördüler”

“Kıbrıs'ın kuzeyindeki milliyetçi kesimlerin şu an suskun kalmasının önemli nedenlerinden birisi kısa süre önce yaşanan Afrika Gazetesi'ne yapılan saldırıya toplumun verdiği tepki.

“Böyle bir şeyi en son yapmaya çalıştıklarında aldıkları tepkiyi gördüler. 5 bin kişiyi aşkın kişi sağanak yağmur altında o akşam sokaklara döküldü.

“Bu insanların hepsi Afrika gazetesinin okuru ya da destekçisi değildi. Bu insanların derdi ifade özgürlüğümüze ya da bir gazetenin ifade özgürlüğüne bu şekilde saldırılmasıydı. Bu çok açık ve net bir tepkiydi.

 

“Tabularımıza dokunduk”

“Biz tabularımıza çoktan dokunduk. Kıbrıs'ın kuzeyinde artık 74'teki askeri operasyona işgal diyen çok sayıda gazeteci var. Ya da Güney'deki yapıya Kıbrıs Cumhuriyeti diyen çok gazeteci var.

“Bunlar artık bizim için tabu değil. Bunlar bizde de tabuydu ve biz bu tabulara dokunduğumuz için sert tepkilerle karşılaştık.”

 

“Siakalli'ye destek, saldırıların yanında kısıtlı kaldı”

Aygın’a son olarak Maria Siakalli'ye yönelik tehdit ve hakaretler sonrası Güney'den gelen olumlu tepkileri sorduk.

“Tabii ki geldi olumlu tepkiler ama umduğumuz gibi olmadı. Hatta Siakalli’ye Genel Sekreteri olduğu Yazarlar Birliği gibi toplumun en aydın kesimlerinden biri olması beklenen birlik bile sahip çıkmadı. Bazıları meseleyi onun istifasını istemeye kadar vardırdı.

“Belli siyasi partilerden, sivil toplum örgütlerinden gelen destek açıklamaları saldırıların yanında kısıtlı kaldı.”

(BİANET.ORG – Ekin KARACA – 19.7.2018)

Bu yazı toplam 1527 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar