1. YAZARLAR

  2. Kutlay Erk

  3. Neyin Güvenliği ve Garantisi Ve Nasıl?!…
Kutlay Erk

Kutlay Erk

Yazarın Tüm Yazıları >

Neyin Güvenliği ve Garantisi Ve Nasıl?!…

A+A-


Kıbrıs Rum siyasetinin tamamı, 1960’dan beri garanti antlaşmasına karşı çıkmış, doğru zaman ve zeminde bundan kurtulmayı vizyon edinmiştir; federal çözümü kabul etmelerinin de acı bir taviz olduğunu hep tekrarlıyorlar… Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu ise Türkiye’nin etkin ve fiili garantisine ihtiyaç duyuyor; nedenleri de geçen hafta bu köşede yayınlanan makalede yorumlanmıştı.

Garantilere karşı olan Kıbrıslı Rumlar ve üçüncü taraflar Kıbrıslı Türklere, “Bu çağda, AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nde hala daha Rumların size saldıracağına, sizi yok etmeye kalkışacağına mı inanıyorsunuz?” sorusunu soruyor; cevabını da kendileri veriyor: “Olmaz öyle şey artık… Rumlar akıllandı.”…

Akıllandılar mı? Öyle bir izlenimi gerçekleri ile ve gerçekçi olarak kanıtlamak henüz gerçekleşmedi. Ama ‘akıllanılır mı?’. “Akıllandılar” demenin siyasi tercümesi “Vizyonlarını terk ettiler” demektir. Yani, örneğin, durumlar Kıbrıslı Rumların adanın yönetimini eline geçirmesine, Kıbrıslı Türkleri en azından ‘azınlık statüsü’ne indirgemesine denk gelse, Kıbrıslı Rumlar “akıllandık, istemeyiz, ne münasebet” mi diyecek, ‘acı taviz’ dedikleri federal yapıyı korumaya mı çalışacak?! Yani uluslararası siyasi ortam denk gelse ve adayı Yunanistan’a bağlayacak bir fırsat ele geçirseler, “akıllandık, istemiyoruz” mu diyecek? Veya Türkiye Kıbrıs’ın kuzeyini kendine bağlayacak uluslararası uygun bir siyasi ortam bulsa, “yok istemem, Kıbrıslı Rumlara ayıp olur” mu diyecek?

Beğenilir veya beğenilmez, ama her ülkenin egemen siyasetinin dondurulmuş belirli vizyonları var; puntuna getiren şansını deniyor. Bugün Ortadoğu’da yaşanan kargaşa, uluslararası emperyalizmin ve onun siyasi yapılanmasının, uygulanamayan Sevr Antlaşması ile dondurulmuş vizyonlarını ısıtmıştır.  İlgili ülkelerin “geçmişte çok savaşlar yaşadık, acılar çektik, sonunda antlaşmalar yaptık; hem çektiklerimizden ders aldık ve akıllandık hem de antlaşmalara uyacağız” dediği de yok… Puntuna getiren eski vizyonlarını canlandırıyor…

Dolayısıyla, ulusal vizyonlarını gerçekleştirmek isteyip de başaramayan ülkelerin siyasetlerinin ‘akıllandığı’nı düşünüp, artık bunun geçerli olmadığını iddia etmek ve onun üzerinden siyasetler geliştirmek geleceğe dair tehlikeli bir tedbirsizlik olacaktır. Onlar, uygun siyasi ortamı yakaladığında eski vizyonlarını buzdolabından çıkarabilecektir. Ve bir ülkenin siyasetinin ödevi de kendi insanlarını geleceğe ekonomik, sosyal ve siyasal olarak ve kendi kimlikleri ve bütünlüğü ile güvenlik içinde geleceğe taşımaktır. Bu ödevi başkalarının ‘akıllandığı’ varsayımı üzerinden yapmaya çalışanlar bir gün görevlerini ihmalin sorumluluğunu taşıyacaklardır ama insanları telef olduktan sonra kaç yazar?!.

Kıbrıs Türk siyasetinin ödevi de, Kıbrıslı Türkler için taşıdığı sorumluluğu başarı ile yerine getirmektir. Kıbrıs sorununa çözüm antlaşmasının Kıbrıslı Türkler tarafından kabulü, birey ve halk olarak güvenliklerinin kuşku götürmez bir şekilde sağlanmış olduğunu görmesi ile mümkündür. En iyi anlaşma sunulabilir ama güvenlikte kuşkuya yer veren bir içerik varsa, “değmez” kavramı hakim olacak; tıpkı çok güzel ve kaliteli ama pahalı bir mal için alıcının “iyi, güzel ama bu fiyata değmez” dediği gibi…

Kıbrıslı Rumların 1960 garantilerinin devamını koşulsuz reddetmesine de empati duymak gerek… Bir halkın güvenliği, diğer halkın güvensizlik hissi üzerine kurulmamalıdır; kurulursa da kendini güvensizlikte hisseden halkın yeraltı silahlı örgütlenmesine girmesi kaçınılmazdır. Bu da barışın en büyük tehdidi olacaktır.

Dolayısıyla, yeni tarz önlemlerle her iki halkın da kendini güvende hissedeceği bir çözümleme bulunmalıdır.

Bu önlemlerin temel kavramı, adada barışın bozulması girişimlerine caydırıcı etkisi olması ve barışın bozulması halinde tarafların ikisinin de kaybedeceği olmalıdır.

Neler olabilir? Örneğin, Federal Kıbrıs’ta tarafların birinin diğerine karşı silahlı saldırıya geçmesi halinde, iki taraf arasında barış yeniden sağlanana kadar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası statüsü dondurulur ve Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ve oluşturucu devletlerine şimdi Kıbrıslı Türklere uygulanan modelde ekonomik ve siyasal izolasyonlar uygulanır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin BM’de ve AB’deki temsiliyeti geçici olarak askıya alınır, karar süreçlerine katılmaz… Çözüm anlaşması ile birlikte, bir de, her an göreve gelebilecek bir BM Barış Gücü, örneğin Kıbrıslı taraflara nispeten dengeli yaklaşım gösteren Nordik ülkelerin askerlerinden kaydi olarak oluşturulur. Ve bu BM Barış Gücü, Kıbrıs’ta silahlı herhangi bir olay karşısında önceden anlaşılmış çok kısa bir süre içinde adaya intikal etme görev ve statüsüne sahip olur. Bu süre içinde adaya intikal etmemeleri halinde Türkiye’nin tek başına doğrudan müdahale edebilme hakkı olur.

Tarafların sorunun çözümü için arabulucuya ihtiyaç duyabilecekleri öngörülerek, kaydi bir arabulucu anlaşmada belirlenir; örneğin Kıbrıs’la hiçbir çıkar ilişkisi olmayan bir Latin Amerika ülkesinin, mesela Peru’nun Dış İşleri Bakanı olabilir, yedeği de Afrika ülkelerinde birinin, mesela Madagaskar’ın Dış İşleri Bakanı olabilir… Ayrıca, Kıbrıs’taki sorun ile ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi’nin herhangi bir karar alma ihtiyacı doğarsa, Konsey’in bu kararını daimi üyeler ve geçici üyeler arasında ayrı ayrı nitelikli çoğunlukla alabilsin, daimi üyelerin veto hakkı da olmasın… Ve bütün bu önlemler için de bir süre konulsun, örneğin yirmi yıl… Sürenin sonunda Kıbrıslı taraflar durum değerlendirmesi yapıp, anlaşmanın bu bölümlerini değiştirmeye birlikte karar versin.

AB’nin dağılabileceğine dair endişeler giderek artmaktadır. Sovyetler Birliği’nin ve sosyalist rejimlerin dağılması sonucu Kafkaslarda Abhazlar’ın ve Osetler’in, Balkanlarda Yugoslavlar’ın ve Çekoslovaklar’ın yaşadığı siyasi ve hatta askeri krizleri, AB’nin dağılması halinde Kıbrıs’ta da yaşamamak, Federal Kıbrıs yapısının devamını tehlikeye atmamak ve 1963 Aralık ayından sonra Kıbrıslı Türklerin yaşadığı siyasi dışlanmışlığı yeniden yaşamamak için, Kıbrıs’ta ayrılıkçı girişimlere imkan vermeyecek önlemler de alınmalıdır. 

Şimdi akla şu soru gelebilir: “Kıbrıs’ta barışın sürdürülmesi için uluslararası toplum bazı hususlarda kendi düzen ve geleneğini değiştirmek zorunda mı bırakılacak?”. BM’nin elli iki yıl görev yaptığı yerden kalıcı olarak gidebilmesi için bazı caydırıcı önlemler almak adına evet…  Konu, tüm taraflar için ‘Akıllandılar yahu’ tezine terkedilmeyecek kadar ciddidir. 1960 garantilerinin yerine geçecek düzenleme, herkesin anlayabileceği belirginlikte ve açıklıkta, ölçülebilir, görev ve görevliler ve zaman süresi açıklıkla tanımlanmış bir şekilde anlaşma metnine yazılmalıdır. Antlaşmanın AB’nin Birincil Hukuku olması Kıbrıslı Türkler için de bir garanti niteliği taşımaktadır; itiraz edenin “akıllandı”ğına inanmak güç olacak…

Antlaşma ile birlikte “Kıbrıs’ta barış engellenemez” sloganı yerini “Kıbrıs’ta barış sürdürülebilir” sloganına versin…

 

Bu yazı toplam 1635 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar