1. YAZARLAR

  2. Yaşar Ersoy

  3. Tiyatronun olmazsa olmaz; üç özü
Yaşar Ersoy

Yaşar Ersoy

Tiyatronun olmazsa olmaz; üç özü

A+A-

“Sanat, insanın dünyayı tanıyıp değiştirebilmesi için gereklidir...” Ernst Fischer.

Avusturyalı yazar ve gazeteci Ernst Fischer, “Sanatın Gerekliliği” adlı kitabında sanatın neden vazgeçilmez olduğunu şu sözlerle ifade eder: “Sanat, insanın dünyayı tanıyıp değiştirebilmesi için gereklidir. Ama salt özünde taşıdığı büyü yüzünden de gereklidir sanat"

Bu yaklaşım, sanatın yalnızca estetik bir etkinlik olmadığını, aynı zamanda insanın yaşamı anlamlandırma ve dönüştürme çabasının ayrılmaz bir parçası olduğunu da ortaya koyar.

Sanatın tüm dalları insanın kendini ve çevresini kavrama ve anlamlandırma isteğinden doğar.

Tiyatro ise, bu arayışın en canlı ve doğrudan biçimlerinden biridir. Çünkü tiyatro, insanın insanla yüz yüze geldiği, düşüncelerin, duyguların ve çatışmaların aynı anda üretildiği toplumsal bir sanat alanıdır. Bir roman okuruyla, bir tablo izleyicisiyle sessiz bir ilişki kurabilir, ama tiyatro sahnesinde oyuncu ile seyirci aynı zamanı, aynı mekânı insandan insan can cana paylaşır. Bu canlı buluşma, tiyatroyu yalnızca bir gösteri olmaktan çıkarıp toplumsal bir deneyime dönüştürür.

Fischer’in sözünü ettiği “DÜNYAYI DEĞİŞTİRME” gücü de burada ortaya çıkar.

Brezilyalı tiyatro yönetmeni, yazar ve aktivist *Augusto Boal; "Tiyatro bir devrim provasıdır" der. Tiyatro doğrudan bir devrim yaratmaz, ama insanların düşünme biçimlerini etkileyebilir, empati kurmalarını sağlayabilir ve toplumsal farkındalık geliştirebilir ve değişime, dönüşüme neden olabilir.

Bir oyunda izlenilen adaletsizlik, seyircinin gerçek hayattaki adaletsizlikleri görmesine yardımcı olabilir. Bir karakterin mücadelesi, izleyicinin kendi yaşamına dair yeni sorular sormasını sağlayabilir. Böylece tiyatro, bireyin bilinç dünyasında başlayan değişimin önemli bir aracı hâline gelir.

Ancak tiyatronun değeri yalnızca toplumsal işlevinde değildir. Fischer’in vurguladığı gibi sanat, özündeki büyü yani estetik nedeniyle de gereklidir. Bu estetik büyü, insan ruhunu besleyen, hayal gücünü geliştiren ve yaşamı daha derinden hissetmesini sağlayan bir güç taşır. Yani tiyatro, insanın dünyayı anlama ve değiştirme çabasının sahnedeki yansımasıdır. Aynı zamanda insanın hayal kurma, duygulanma ve ortak bir deneyim yaşama ihtiyacını karşılayan estetik bir sanat alanıdır. O nedenle tiyatro, estetik normlarla insanın kendisiyle, toplumla ve yaşamla karşılaşması, diyalog kurması, yüzleşmesi ve sorgulamasıdır.

Bu nedenle tiyatro, yalnızca eğlendiren değil, düşündüren, bilinç oluşturan ve dönüştüren bir sanat olarak önem  ve işlevsellik taşır.

Tiyatronun bu işlevini yerine getirebilmesi ve seyirciyle sağlıklı ve tutarlı bir iletişim kurabilmesi için üç temel özün varlığına bağlıdır. Bu üç temel öz:

1-            Tarihsel öz.

2-            Toplumsal öz.

3-            Evrensel öz.

Birbirinden ayrı düşünülemeyen bu üç öz, tiyatro sanatının düşünsel ve estetik derinliğini oluşturur. Bu üç özü göz ardı edenler, oyunun hem düşünsel derinliğini hem de estetik gücünü zayıflatmış olurlar.

“Tarihsel Öz” oyunu yaşadığı çağın ve geçmişin birikimine bağlarken, “Toplumsal Öz” onu yaşamın gerçekliğiyle buluşturur... “Evrensel Öz” ise anlatılanları zamanın ve coğrafyanın ötesine taşıyarak bütün insanlığa seslenmesini sağlar.

Bu üç öz, birbirinden bağımsız düşünülemez... Tam tersine, birbirleriyle sürekli etkileşim hâlindedir ve ancak diyalektik bir birlik içinde tiyatro gerçek gücüne ulaşabilir, seyirciye derdini anlatabilir ve seyirciyi değiştirebilir. Tabii, öncelikle oyunun anlatacak bir derdi varsa...

Şimdi tiyatronun düşünsel ve estetik bütünlüğünü oluşturan bu üç temel özü tek tek ele alalım:

1-Tarihsel Öz: Tiyatronun yaşadığı dönemin ve geçmişin birikimiyle kurduğu ilişkidir. Her oyun, ister doğrudan tarihsel bir olayı anlatsın, ister güncel bir meseleyi ele alsın, kendi çağının izlerini taşır. Bir tiyatro eserinin geçtiği dönemin sosyal, ekonomik ve politik yapısını, tarihsel olarak belirleyici olayları ve düşünce biçimlerini sanatsal biçimde, ama tarihsel gerçeklikle uyumlu olarak aktarmasıdır.

İnsanların yaşam biçimleri, düşünce dünyaları, çatışmaları ve hayalleri tarihsel koşullar içinde şekillenir. Sahnede görülen her karakter, aslında belirli bir zamanın ve toplumsal gerçekliğin ürünüdür.

Tiyatro, böylece yalnızca bir hikâye anlatmaz aynı zamanda kendi zamanının ruhunu, dinamiğini de sahneye taşır. İzleyenin, izlediğini, tarihi bir perspektif açısından görmesini sağlar. Eğer “Tarihsel Öz” görünmez kılınırsa es geçilirse o oyun sığ kalır.

Prof.Dr. Sevda Şener; “Güçlü tiyatro eserleri, geçmişi yalnızca yeniden üretmekle kalmaz, bugünü anlamak için tarihle eleştirel bir bağ kurar” der.** Böylece Nazım Hikmet’in vurguladığı gibi “dünü bugüne, bugünü yarına bağlar.”

2-Toplumsal Öz: Tiyatronun doğrudan yaşamın içinden beslenmesinin kaynağıdır. İnsan tek başına değil, toplum içinde var olur. Sınıfsal ilişkiler, ekonomik koşullar, kültürel değerler, siyasal gerilimler ve gündelik yaşamın sorunları tiyatronun temel malzemeleridir. İnsan ilişkilerini ve onun daha iyi yaşama olanaklarını araştırırken toplumsal koşullar bağlamında ele alır. İnsanı ve yaşamını değişkenliği ve gelecekteki olasılığı içinde göstererek eleştirel bir bakışla görmeyi sağlar. Tiyatro insanı anlatırken onu toplumdan kopuk bir birey olarak anlatmaz. Tam tersine toplumsal ilişkiler içinde konumlanan bir varlık olarak göstermeyi işaret eder. Özet olarak, toplumsal değişim dinamiklerini dramatik yapının merkezine alır “Toplumsal Öz.” Yani tiyatro hayata karşı görevini yaparken, toplumla, siyasetle, ekonomi ile ve toplumun içinde yaşayan insanla ilgili bütün sorunlarla etkin bir bağ kurulmasıdır “Toplumsal Öz”

3-Evrensel Öz: Bir oyunun doğru okunması çözümlenmesi, sahnelenmesi ve seyirciyle Ernst Fischer’in yazının girişinde belirttiğim kapsamda buluşması yalnızca tarihsel ve toplumsal özlerle kalırsa eksik kalır. Bu iki özü tamamlayacak olan “Evrensel Öz”dür. Evrensel Öz, tiyatronun insanlığın ortak deneyimlerine ulaşabilme gücüdür. Aşk, korku, adalet, ölüm, yaşama sevinci, korku, kin, nefret, kıskançlık, sadakat, iktidar, özgürlük, sevgi, vicdan, umut ve direnme arzusu çağlar değişse de insanın temel meseleleri olarak varlığını sürdürür. Ve tarihsel, toplumsal koşulların etkisiyle yeni biçimler alır. Yerel bir hikâye, eğer bu ortak insanlık durumlarına dokunabiliyorsa evrensel bir anlam kazanır. Bu nedenle yüzyıllar önce yazılmış bir oyun bugün hâlâ bizi etkileyebilir.

Prof. Dr. Özdemir Nutku, “Evrensel Öz, insanın kendi ile ilgili, kendi varoluşunu değerlendiren bir yaşantıyı var eder” der.

Evrensel Öz, tiyatroyu, belirli bir dönemin veya toplumun sınırlarından çıkarıp genel insani deneyime taşır. Böylece seyircinin, kendi yaşamından bağımsız olarak karakterlerle insani düzeyde bağ kurmasını sağlar. Evrensel Öz’ü skalayan oyunlar, insansızlaşan taklit ve şablondan ibaret oyunlar olarak biçimde kalır.

Kısaca seyircinin tam olarak etkilenip aktif bir duruma gelebilmesi, kendi içinde bir çoğalmaya gidebilmesi ve dönüşüm sağlayabilmesi için, üç özün de değerlendirilmesi dram sanatının esasıdır.

“Tarihsel Öz” olmadan tiyatro köksüzleşir; “Toplumsal Öz” olmadan yaşamdan kopar; “Evrensel Öz” olmadan ise insan kendi sınırlarının dışına çıkamaz.

Gerçek tiyatro, bu üç özün kesişim noktasında doğar. Bir oyunun gücü, yalnızca yazarın, yönetmenin, oyuncuların yeteneğinde, dekorunda, kostümünde ya da teknik olanaklarında değil, anlatmak istediği derdin bu ÜÇ ÖZÜ ne kadar derinlikli ve sahici bir biçimde sahnede kurgulayabildiği oranda ortaya çıkar.

Bu üç özden birinin eksikliği, tiyatro yapıtını tek boyutlu kılar. Yalnızca evrensel olan bir oyun soyut kalır, yalnızca toplumsal olan yüzeyselleşir,    yalnızca tarihsel olan ise bugünden kopar.

Bu nedenle tiyatroda “ÜÇ ÖZ” çok önemlidir ve bir eserin başarısı, bu üç özün diyalektik birlikteliğinden geçer.

*Ezilenlerin Tiyatrosu- Augusto Boal.

** Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi- Prof. Dr. Sevda Şener.

***Yaşayan Tiyatro- Prof. Dr. Özdemir Nutku.

Bu yazı toplam 370 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar