1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Dikomo’da “kayıplar”ın izinde...
Mert Özdağ

Mert Özdağ

Sıkı tutunun, düşüyoruz!

A+A-

UBP-YDP-DP Azınlık Hükümeti’ni yönetenler de artık çok iyi biliyor ki bu hükümetin halka verecek artık hiçbir şeyi kalmadı.

Belki bir grup partili istihdamı yapılacak, belki birkaç kişiye daha kıyak geçilecek, birkaç yakın dosta daha birkaç arazicik peşkeş çekilecek, bu nedenle de adına “hükümet” dedikleri bu süreç biraz daha uzatılacak.

Ancak toplumun geneli, daha doğrusu kamudan maaş çekenler dışında olanlar avcunu yalayacak.

                                                         ***

En fazla gençlere üzülüyorum.

Güzel güzel eğitimlerini alıp adaya geliyorlar ve karşılaştıkları manzara bu…

Doğan her yeni günde yaşadıkları bu toprak parçasına lanet edecekler.

Bir devletleri olmadığını iliklerine kadar hissedecekler… Sahipsiz…

Devlet denilen yapının aslında iktidara gelen bir grubun yakın çevresine kıyak sağladığı, çıkar ilişkilerinin devasa kurumsallaşmış mekanizması olduğunu görüp eğitim alıp bu adaya döndükleri için kendilerine kızacaklar.

Çünkü devlet denilen bu yapı eğer kamudan maaş çekmiyorsan ve iktidar partisine yakın değilsen seni görmeyecektir.

Senin olmadığını var sayacaktır ve senin çektiklerin, onun ve nemalanan grupların derdi olmayacaktır.

Esas derdin toplumun ezilen, az kazanan, zor durumdaki özel sektör çalışanlarının yaşam kalitesini yükseltmek olan “devletin” sadece kendi maaşına, yandaşının hayat standardına ve çevresine öbek öbek üşüşen niteliksiz insanların oluşturduğu çıkar grupçuklarının üyelerinin hayatın dokunduğunu görecek ve kahrolacaklar. 

Tıpkı şimdi 30’lu, 40’lı yaşlara gelen kuşaklar gibi, şimdinin gençleri de bu adaletsizliği iliklerine kadar hissedecek bu dönemde...

                                                         ***

Önceki gün Başbakanlık önünde Esnaf Odası Koordinatörü Hürrem Tulga’yı dinlerken gözlerim yaşardı örneğin…

Son yılların en güzel açıklamasını yaptı Tulga…

Nihayet dedim içimden, nihayet bunu yüksek sesle Başbakanlık önünde dillendirenler başladı.

Devlet olanaklarını paylaşmadık, sadece bir kesime kaynaklar aktarıldı ve sona geldik dedi özetle Tulga…

Evet özel sektör gerçekten zor durumda…

Özellikle de küçük esnaf, küçük işletmeler…

2 yıldır büyük bir bedel ödüyor işletmelerin sahipleri de çalışanları da…

Maaşlar düşüktü, uzun süre daha düşük kalacak, zira umut da tükeniyor.

Ülkeye gelişlerin artmasıyla ülkenin kalkınacağını sananlar aslında yabancı kalabalıklarının toplumum bütününe değil belli bir kesimine yaradığını anlamalı artık.

‘Yolcu sayısını’ artırmanın ekonomik çarkların dönmesi için yeterli olmadığını görmek için daha neler yaşamamız gerekir?

Çarkları dönenin sadece kumarhaneler olduğunu görmek için?

Bu koşullarda turizm olmayacağını, 2021’de 2019 gibi bir sezon yaşayamayacağımızı hepimiz bilmiyor muyduk?

                                                         ***

Öylesi bir öteki konuma itildi ki özel sektör çalışanları, kelimelerle bu iki yılı anlatmak gerçekten zor…

Bir özel sektör çalışanı olarak çok bedeller ödediğimi açıkça söylemek istiyorum.

Virüs ülkeye girdiğinden beri hep çalıştık!

İnsanların virüsten evlere kapandığı günlerde bile çalıştık biz…

Kendi İhtiyat Sandığı birikimlerimiz bize “destek” diye sunuldu.

Evet, mecbur kaldık ve kullandık.

Ama destek dedikleri aslında kendi paramızdı.

Kendi paramızı bize verenler bununla övündüler TV ekranlarında, utanmadan!

Virüsün girdiği kamu kurumları tümden kapanırken bizler corona temaslısı olduğumuzda bile sırf iş yerimiz geri kalmasın diye evden çalıştık.

Ekonomik olarak da bedeller ödedik.

Ancak devlet denen yapı bizden her şeyi tam olarak geri istedi.

Tüm vergileri zamlı olarak ödememizi dayattı bu devlet, görmezsen geldiği özel sektör çalışanı ve yöneticisine…

Ve şimdi Başbakanlık önünde de dillendirildiği gibi sıfırı tükettik.

                                                         ***

Şimdi ne olacak dediğinizi duyar gibiyim.

Evet birçok insan kredisini vergisini ödemeyecek.

Evet evet artık ödemeyecek noktaya ulaştık.

Ekonomi politikası?

Kısa veya uzun vadeli çözüm önerileri?

Ya da kalkınma planı?

Tek derdi kurultay olan ve birçok konuyu Başbakan Müsteşarı’nın “komitesine” havale eden bir yönetimden hiçbir beklentim yoktur.

Artık dibi görme vaktidir.

Bir taraftan partizanlık hesaplarıyla seçime hazırlan, diğer taraftan da kumarhane patronları ve kamu maaşı çekenler dışında hiçbir kesimi umursamayan bu hükümette ne bunları yapacak kabiliyet, ne topluma verecek güven duygusu, ne de zihniyet vardır!

Ne mi olacak?

Herkes sıkı tutunsun, düşüyoruz.

Hem de hepimiz!

 

Bu yazı toplam 845 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar