1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Masumiyetini kaybeden ada…10
Dr Filiz Besim

Dr Filiz Besim

SEVGİ POPULİZMİ...

A+A-

 

Son zamanlarda garip bir buruklukla dolanıyorum. Bitmeyen bir yorgunluk... Sürekli bir sorgulama...
Nedir bu halim? Elli yaşın ağırlığı mı? Yoksa sürekli kendimizi tekrarlama eziyeti mi?

Gazeteci değilim, sadece köşe yazarı; yani yorumcu... O da haftada bir. On yıldır ülkeme, coğrafyama, dünyaya dair yorumlar yapıyorum. Bazen coşuyorum, isyan ediyorum; sanki bir yazıyla dünyayı değiştirecekmişçesine heyecanlanıyorum. Adalı deli kanım beni esir alıyor.

Bu minicik adanın minicik yarısını dünyanın merkezi sanıyorum. Tıpkı dünyadaki tüm minik adaların insanları, adalıları gibi..

Kimi zaman ruhumu esaret basıyor, gaza basıp denizleri karaları aşmak, engel çıkarmayan sınırlardan geçerek günler ve aylarca kaybolmak istiyorum.

Farklı dertleri, bambaşka yaşamları, yaşama sevinçlerini keşfetmek, yenilenmek, hep şaşırmak istiyorum.

Hep aynı denizde, hep aynı sorunlar yumağında boğulmaktan ben çok ama çok yorgunum...

Tekrarın, yeknesaklığın miskinliğinden...

Her gün sokağa çıktığımda ayağıma, gözüme dolanan çöpten, pislikten...

Elli yıldır organize edemediğimiz sağlık sisteminden...

Her gün daha çok uçurumun dibine yuvarlanan eğitim sisteminden...

Çözümsüzlüğün yasa tanımazlığına yaslanmış insanlardan...

Barışın kokusundan korkan esirlerden...

Yıllardır sürekli aynı sorunları yazıp, konuşmaktan...

Ben çok yorgunum...

 

DR. MUSTAFA ERBİLEN…

Ve işte bu tür duygular yumağında iki haftadır elime kalem almak istemezken bir mesaj düştü telefonuma...
Bana beni, adalılığımı acıyla sorgulatan...
Dr. Mustafa Erbilen hayatını kaybetti. 77 yaşında...
O hep gülen, sevgi dolu adalı yüzü geldi gözümün önüne... Ve sonra, onunla ilgili anılarım…
1990’ların ilk aylarında gencecik bir diş hekimi olarak adaya döndüğümde, Güzelyurt’ta bir sinema salonundaki toplantıda rastlamıştım ona... Oğlu Dr. Kayhan Erbilen kolejden sınıf arkadaşım olduğu için beni görür görmez tanıdı. Kıbrıs böyle bir şeydi işte. Herkesin herkesi ille bir yerden tanıdığı, garip bir tanıdıklar/akrabalar topluluğu...
Bazen çok güzel, bazen alabildiğince yorucu...
Popülizmin hamuru, ya da mayası...
Sevgili Erbilen o günlerde Sağlık Bakanı idi. “E napan be kız?”’ diye sordu bana o hissedilebilen sevecenliğiyle... “Napayım abi, kliniğin aletlerini sipariş ettim, gelmesini bekliyorum” dedim. O en doğal haliyle “E git Güzelyurt Hastanesinde başla işte...  Evde oturma, elin duracak...” dedi. Ben en şaşkın halimle “Gerçekten mi?” diye alık alık ama bir o kadar da sevinç içinde suratına bakarken, o devam etti. “Gerçekten tabii, hafta içinde de bakanlığa uğra, bir yazıcık vereyim sana...”


Pazartesi günü Güzelyurt hastanesine gittiğimde oradaki doktorlar bu duruma hiç şaşırmamış, gidişimi hiç yadırgamamıştı. “İşte bir volunteer daha”’dediler. Volunteer’in anlamını da o gün orada öğrendim. Fransızca kökenli bu kelime… Yani “gönüllü” demekti. O günlerde hastanelerde birçok gönüllü doktor çalışıyordu, ille ki bir gün “kadrolanırım” umuduyla...

BİR BABA GİBİ…

O gün ben Güzelyurt hastanesinde dördüncü gönüllü hekim olarak çalışmaya başladım. Benden başka bir çocuk doktoru, kadın doğum uzmanı ve cerrah...

Tam iki buçuk sene tamamen gönüllü çalıştım. Kendi insanıma hizmet edebilmenin gailesi ve sevdasıyla... Beni kadrolamak ona nasip olmadı. Ama ben yıllar boyu bu sevgi dolu, muhteşem mütevazı adamı her gördüğümde yüreğim başka türlü bir sevgiyle çarptı. Yok, beni “gönüllü” statüsünde işe aldığı için değil, hep şefkatli bir “baba” gibi beni nerede olursam olayım takip ettiği için... Her başarıda, her zor anımda mutlaka telefona sarıldığı için... Tabipler Birliği Başkanlığı’na aday olduğumda yine ilk destek ondan gelmişti. Hastaneden istifa ettiğimde, yine bana en çok o kızmıştı.

Dr. Mustafa Erbilen benim olduğu gibi bu adada binlerce insanın yüreğine taht kurmuş bir kişiydi. O sevgi dolu bir popülistti. Bu öyle bir davranış ve yaşam şeklidir ki; hem devlet olamamanın, sistem kuramamanın en önde gelen sebeplerinden biri; hem de bu adaya dayanma gücü veren bambaşka bir sevgi nöbeti...

Eğer bir gün gelir de biz adalılar bu “sevgi popülizmi”ni devlet işlerinden ayırabilirsek; işte o gün bu adada adalıların gerçek hakimiyeti başlayacaktır.

Işıklar içinde uyu Mustafa abi... Biz seni, o adalı sevgi dolu yüreğini çok sevdik.

Bu yazı toplam 2411 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar