1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kirli savaş”ta bir milletvekili neden öldürüldü?
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kirli savaş”ta bir milletvekili neden öldürüldü?

A+A-

Ulus Irkad

Bu yazıma “Milletvekili Cengiz Ratip-öğretmen Turgut Sıtkı ve Baf-Poli bölgesinde misilleme ve provokasyonlar, Hirsofu-Arodez ve Poli bölgelerinde insanlar arasında dayanışma” başlığı koydum  çünkü bu konuların irdelenmesi, bu acılı adanın geçmişine ışık tutulması önemlidir – geçmişte neler olup bittiğini anlamaksızın, sağlam bir gelecek kurulamaz çünkü…

1964 yılında Baf Bölgesinde birçok olay, provokasyon ve insan hakları ihlalleri olmaktadır. Baf merkezde de olaylar olmakta ve insanlar ölmektedir. Bölgede meydana gelen olaylar birbirlerinin devamı gibidir ve olaylarda misilleme emareleri de vardır. Şunu kabul etmek lazımdır: İhlaller tek taraflı değildir ve her iki taraf da bu psikolojik savaşı sürdürmektedir.

Örneğin o dönemlerde 7 Mart 1964 Cumartesi, Çarşı Olayı’nı görüntüleyen bir filimde (Youtube’da videosu vardır) maalesef Kıbrıslıtürkler’in bir saldırısı ile çarşı yeri allak bullak olarak gösterilmekte ve en az yedi Kıbrıslırum’un öldürüldüğü gözlenmektedir. 500’e yakın Kıbrıslırum da esir alınıp Mutallo’ya taşınmıştır. Video’da görüldüğü gibi yerlerde insan ve hayvan cesetleri görülmektedir. Arkasından da 9 Mart 1964 tarihinde bu defa da Baflı Kıbrıslırumlar bir misillemeye geçmişlerdir. Misilleme üstüne misilleme… Bir bizden bir onlardan… Hatta bazen bir bizden on onlardan siyaseti veya psikolojik harbi sürüp gitmektedir. Kirli savaşın en belirgin özelliği budur. Hatta kirli savaşın bir başka belirgin özelliği masum insanların öldürülmesidir ki bu savaşı veya çatışmayı daha da belirgin ve daha da şiddetli ortama sürüklemektedir. Dikkat edilirse tüm bölgelerde de ve bilhassa Baf’ta olanlar bunlardır. Bir bizden bir onlardan misillemesinde özel harp tekniğinin kullanıldığı barizdir. Bu hareketlerin Rumlar’dan veya Türkler’den gelmesi de önemli  değildir çünkü her iki taraftaki etkin olan yeraltı güçleri aynı merkezi eğitimden geçmişler ve aynı eğitimi Türkiye ve Yunanistan’da görmüşlerdir, bu eğitime göre “bölünmek zaruridir. Karşı toplum bu kafa yapısına göre düşmandır, hepsi de homojendir, farklılıklar mevzu bahis değildir. Karşı toplumun tüm fertleri birbirine benzemektedir, arada hiçbir farkları yoktur. Bir Türk katilse tüm Türkler, eğer bir Rum katilse tüm Rumlar katildir”. Genelleme yapmak, milliyetçiliğin şanındandır.

İşte bu tariflere rağmen, genellemenin içinde benzeşmeyenler de vardır yani her şey siyah veya beyaz değildir, bunların arasında da birazcık gri hatta daha da açık renkler bulunmaktadır (Rölativite teorisine göre aradaki geçişsel tonlar örneği). Homojen olup genelleme yapmak, doğa kanunlarına göre de terstir. Eğer bunun farkına varmaz ve farklılıkların olmadığını kabul edersek, dünya insanlığı savaş yaparak birbirini ortadan kaldıracaktır sonucuna da girebiliriz. Ama doğa ve toplumlar bu görüş perspektiflerine göre meydana gelmemiştir, tarihin her periyodunda farklılıklar, farklı görüşler, farklı gruplar da olacaktır ve olmaktadır. Baf Bölgesi’ndeki 1964 yılındaki olaylara bakarsak Poli Bölgesi’nde bulunan Milletvekili Cengiz Ratip, aslında farklı bir insandır. Barışçı bir karakteri vardır. Toplumların birlikte hareket etmesinden, barış içinde olmasını öngörmekte, bu perspektiften hareket ettiği için de bölgede barışı sağlamaktadır. Başlayan birçok ihtilafı bir emekçi bölgesi ve mücadelesinden geldiği için, hemen çözme yeteneğine sahiptir. Her iki toplumda da tanıdığı emekçi, ilerici ve barışçı insanlar vardır. Arabulucu rolünde emekçi arkadaşlarından büyük yardım görmektedir. Nitekim öyle de olmuştur, bu kabiliyeti ile olayların büyümesini önlemiştir. Belli ki bu tutumu her iki taraftan olayları büyütmeye çalışanlar tarafından beğenilmemektedir. İşte bu yüzden barış ve uzlaşma idealini gerçekleştirmeye çalışırken bazı fanatik unsurlar onu ve öğretmen Turgut Sıtkı’yı öldürmekle tekrar bölgede etkin olurlar, olayların büyümesini sağlarlar. Buna rağmen bölgede iyi niyetli unsurlar bulunmaktadır. Örneğin Polili Kıbrıslırum Makri, Türk şoförlere köprüler üzerinde taşlarla işaretler koyarak katliam olacağını haber vermekte, katliamların çoğunu engellemektedir (Bu olayları bana Hırsofu Köyü ileri gelenlerinden ve TMT komutanlarından rahmetli Hasan Bakkal ve gene rahmetli Şaban Ali anlatmışlardır). Udili Rumlar ve Hırsofulu Türkler arasında da uzlaşma ve barış anlayışı hakimdir ve her iki halk bu anlayışlarından ötürü olayların tırmanmasını engellemiştir. Hırsofu köyünden Hasan Bakkal ve Şaban Ali, Udi Köyü’nden Hristo Kelle ile arkadaşlıklarından dolayı olayları engellerler. Gerek 1964’te Udi Köyü’nden yapılan silah atışlarını yatıştırmada, gerekse o yıllarda ve 1974 yılında Hırsofulu Kıbrıslıtürk gençlerinin yol kesmelerinde aldıkları rehinelerin geri verilmesinde Hırsofu ve Udililer arabulucu olurlar, çatışma çıkmasını engellerler. 1974 yılında Hırsofulular köylerini terkederken Şaban Ali kombayını ve traktörünü Udi’li Hristo Kelle’ye bırakmıştır. Aynı bölgelerde bulunan Arodezliler içinde de kardeşlik bağları hakimdir. 1964 yılında, dıştan gelen fanatik unsurlar Arodez’deki Kıbrıslıtürkler’e saldıracaklarında, Arodezli Rumlar, Kıbrıslıtürk köylülerine bu fanatik yabancıların saldırmalarını engellerler, hatta olay Kıbrıslırumlar arasında gelen Kıbrıslırum fanatiklere karşı silahlı çatışma noktasına da gider (Bu olayı da bana İkinci Dünya Savaşı Gazisi rahmetli Mehmet Raif anlatmıştır).

Evet, çok olaylar olmuştur. Fanatikler çok cana kıymıştır ama masum, insanlar veya halklar kendi aralarındaki dayanışma ve yardımla fanatiklerin gerçekleştirecekleri birçok olayı da engellemiştir. Eğer hayatta kalabilmişsek inanın bu dayanışmanın ve bu iyiliklerin de önemli bir yeri vardır.

55-001.jpg


“Kıbrıs için bir Hakikat Komisyonu mümkün mü?”

Ahilleas Dimitriadis

(Avukat Ahilleas Dimitriadis arkadaşımızın CYPRUS MAIL gazetesinde çıkan yazısını özetle derleyip okurlarımız için Türkçeleştirdik… S.U./YENİDÜZEN)

 

***  Artık Kayıplar Komitesi için Kıbrıs’ta “kayıplar”ın kalıntılarını bulmak çok zor hale gelmiştir. Kıbrıs’ın siyasi liderlerinin çağrıları da bu durumu değiştirmemiş ve şu ana kadar “kayıplar”ın ancak yarısı bulunabilmiş, kimliklendirilerek doğru düzgün birer cenaze için ailelerine iade edilebilmişlerdir.

***  “Kayıp” yakınlarının sevdiklerinin akibetini öğrenme hakkı vardır. Devletlerin bu konuda araştırma yapıp, “kayıp” yakınlarını bilgilendirme görevi vardır. Ancak gerçeğe yönelik bu hak ve görev Kıbrıs’ta gerçekte yerine getirilmemiştir ve belki de şimdi “kayıp” yakınlarına en büyük saygıyı göstererek bu durumu yeniden değerlendirmek gerekir. Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durum dikkate alındığında, “kayıp” yakınları hala hayatta iken onlar için yapılabilecek bir şey var mıdır?

***  Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıs için bir Hakikat Komisyonu’na dönüştürülmesi, olası bir yöntem olabilir mi acaba?

***  1974’teki Türk işgali ile daha küçük boyutta da 1963’teki iki toplumlu çatışmalar (Kayıplar Komitesi raporlarına göre) 2 bin insanın “kayıp” edilmesine yol açmış, bunların oranı da kabaca üç Kıbrıslırum “kayıp” şahsa karşılık, bir Kıbrıslıtürk “kayıp”tır.

***  Kayıpların akibetini belirlemek ve onlardan geride kalanların ailelerine iade edilmesi, tümüyle insani bir konu olarak ele alınmalıdır. Ancak ne yazık ki bu konuya da politika bulaştırılmıştır.

***  1981 yılında Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan Kayıplar Komitesi, iki toplum lideri 1997’de bilgi değiş tokuşu üzerine uzlaşmaya vardıktan sonra kazılara ancak 2006 yılında başlayabilmiştir.

***  Şu anda 810 Kıbrıslırum ile 218 Kıbrıslıtürk, hala “kayıp”tır ve onlarla ilgili bilgi de azdır. Toplum liderleri insanlardan bu konularda bilgi vermeleri yönünde çağrıda bulunmuş ancak bunda başarılı olamamışlardır.

O nedenle “kayıp” yakınları henüz hayattayken herhangi bir şey yapılabilip yapılabilemeyeceği yönünde bir çıkmaz ortaya çıkıyor.

*** İnsan Hakları’yla ilgili Avrupa Konvansiyonu’nun İkinci Maddesi, Devleterin kayıplarla ilgili olarak etkili araştırma yapması yönünde kendilerine görev vermiştir. Aslında böylesi bir bilginin yokluğu da, Üçüncü Madde’nin çiğnenerek “insanlık dışı muamele” şeklinde yorumlanmasına yol açabilir.

***  Türkiye’ye karşı Varnava davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, Türkiye’nin araştırma yapmakta sürekli gecikmiş olması ve ailelere bilgi vermekte başarısız olmasının, kayıp yakınlarına insanlık dışı muameleyle aynı şey olduğu belirtilmektedir.

***  Kayıplar Komitesi’nin görevi, BM Genel Kurulu tarafından 23 Nisan 1981’de oylanarak kabul edilmiştir. Komite biri Kıbrıslırum, biri Kıbrıslıtürk, biri de Kıbrıslı olmayan Üçüncü bir üyeden oluşmaktadır.

Özünde gizlilik prensibiyle ve Yeşil Hat’tın iki tarafından Başsavcılık tarafından sağlanan de fakto dokunulmazlık ile çalışmaktadır.

***  1990 yılında her iki taraf da “kayıplar” hakkında Kayıplar Komitesi’ne bilgi verenler hakkında soruşturma açılmayacağını duyurmuştu.  Bildiğim kadarıyla ne bu gizlilik, ne de de fakto dokunulmazlık, Mahkeme’de dava konusu edilmemiştir şu ana kadar.

***  Şahitler ölmekte oldukları için gömü yerleri hakkında güvenilir bilgilere şu anda acil olarak ihtiyaç vardır.  İşte böylece Güney Afrika modeli veya hatta Kolombiya modelinde olduğu gibi Kayıplar Komitesi’nin yeniden biçimlendirilerek bir Hakikat Komisyonu’na dönüştürülmesinin mümkün olup olamayacağı sorusu akla geliyor.

***  Öncelikle sivil ve idari prosedürleri ele almak maksadıyla ceza yasası altındaki de fakto dokunulmazlığın genişletilmesi gerekecektir. Açıktır ki bu olaylara karışanların sorumluluk üstlenerek pişmanlık getirmeleri ve gerçeği söylemelerine yönelik ihtiyaç da ortaya konmalıdır. Bunlar bir yasa çerçevesinde nasıl başarılabilinir?

***  Bunun için üç adım gerekecektir: (a) Kayıplar Komitesi’nin Referans Terimleri’nin değiştirilmesi (“Terms of Reference”), (b) Kanıt Yasası’nın değiştirilmesi (9ncu madde), (c) İç Kurallar oluşturarak dokunulmazlığın tanınabilmesine olanak sağlamak.

***  Bu sayfada görülen “Referans Terimleri” kutusu, gri alanlarda görülebileceği şekliyle değiştirilebilir. Bu da tüm adaya engelsiz ve derhal ulaşım sağlayabilir. Bu aynı zamanda Hakikat Komisyonu’nun araştırma yapıp verileri oluşturma ve herhangi birisine kişisel sorumluluk yüklememe konusunu da kapsayabilir.

***  İkinci adım, Kanıt Yasası’nın her iki tarafta da dokuzuncu maddesinin değiştirilmesidir ki böylece elde edilecek kanıtlar Hakikat Komisyonu’na ait ilacak ve bunlar herhangi bir kriminal, sivil ya da idari mahkemelerde kabul edilmeyecektir.

***  Son olarak Hakikat Komisyonu’nun İç Kuralları kabul edilerek böylece şahitlerin sorumluluk kabul etmeleri, pişmanlık getirmeleri ve böylece kendilerine dokunulmazlık tanınmasının önünün açılması sağlanabilecektir.

***  Elbette bu kısa ve çok basit bir analizdir ancak anlamlı bir tartışma için bir temel oluşturmak için yeterlidir çünkü eğer bir ihtiyaç varsa, yasanın yapısı değiştirilebilinir. Daha şimdiden “Gerçek Şimdi” adlı sivil toplum örgütü (bu, Ahilleas Dimitiradis’in kurduğu bir örgüttür – S.U.) bu konuda çalışma yapmaktadır.

***  Yasal çerçeveyle ilgili verileri ortaya koyduktan sonra şimdi de konuya geri dönmek istiyorum. Kıbrıs gerçekten de bir Hakikat Komisyonu’na ihtiyaç duyuyor mu veya bunu istiyor mu? Kayıp yakınlarının çıkarları için dokunulmazlık karşılığı bu olaylara karışmış olanların bilgi vermesini kastediyorum…

***  Buradaki çıkmaz, bu olaylara karışmış olanların sorumluluk kabul ederek pişmanlık getirmeleri ve “kayıp” kalıntıları bulmak için önemli bilgiler vermeleri karşılığında, onları adalet sisteminde cezalandırmayı bir yana koyup koymayacağınızdır.

***  Şuna da dikkat çekmek gerekir ki BM altında son 30 senedir Kayıplar Komitesi de fakto dokunulmazlık çerçevesinde başarılı biçimde çalışmaktadır – yeni bir metodoloji oluşturmak yerine, aynı şeyi iyileştirmek, tercih edilebilinir.

***  Kişisel geçmişim dikkate alındığında, mümkün olduğunca tarafsız biçimde yasayı ve verileri ortaya koymaya çalıştım. Maksat, böylesi bir Hakikat Komisyonu’nun istenip istenmediği hakkında kamuoyunun tartışmasını sağlamaktır.

***  Elbette bu alanda değinmemiş olduğum duygusal, psikolojik, siyasi ve diğer noktalar vardır ki bunlar özellikle bugünlerde çok önemlidir. Geçiş dönemi adaletinin bir parçası olarak bir tartışmayı fasilite etmek maksadıyla yalnızca bir Hakikat Komisyonu’nun Kıbrıs’ta çalışıp çalışamayacağına ilişkin yasal bir çerçeve ortaya koymaya çalıştım. Sonuçta herhangi bir komisyon oluşturulmayabilir ancak en azından opsiyonları ele almış olacağız.

Öyleyse siz bu çıkmazda nerede duruyorsunuz: Adalet mi yoksa hakikat mi?

 

box.jpg

(CYPRUS MAIL – Ahilleas Dimitriadis – Derleyip özetle Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN – 15.7.2020)

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 946 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar