1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kayıp” bir babayı beklemek… 2
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kayıp” bir babayı beklemek… 2

A+A-

55 yıl önce babası Hüseyin Ali, Mia Milya’da çalıştığı çiftlikten “kayıp” edilmiş olan ve bunca yıldır babasının akibeti hakkında bilgi edinmek için hala bekleyen Fatma Hüseyin Ağdıran anlatıyor…

 

ss-032.jpg

55 yıl önce babası Hüseyin Ali, Mia Milya’da çalıştığı çiftlikten “kayıp” edilmiş olan ve bunca yıldır babasının akibeti hakkında bilgi edinmek için hala bekleyen Fatma Hüseyin Ağdıran’la röportajımız şöyle:

SORU: Fatma Hanım, kaç yaşındasınız?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
62 yaşındayım… Babamı kaybettiğimde sekiz yaşındaydım…

SORU: Annenizin adı neydi?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Emine Hüseyin. Babamın adı Hüseyin Ali…

SORU: İkisi da Lurucinalı mıydı?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Annem Lurucinalı’ydı, babam Aynannalı… Ben da Aynanna’da doğdum.

SORU: Babanız ne iş yapardı?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Babam bir Rum’un çiftliğinde, Mia Milya’da çalışırdı. Hatırladığım kadarıyla Argi idi ismi… EOKA’cıydı…
İnek çiftliğiydi bu…

SORU: “Arkiviadis Çiftliği” diye geçer bu çeşitli yerlerde…
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
İnek çiftliğiydi, orada çalışırdı.

SORU: Yani ahbabı bir şey miydi yoksa öylesine bir iş mi bulduydu?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN
: Öylesine iş buldu… Bir da komşumuzun oğlunu da götürdü, onun adı da Ramadan İsmail idi… O da Lurucinalı’ydı ve 24 yaşındaydı. Gençti yani…
Annem Lurucina’dan Aynanna’ya gelin gittiydi, orada evlendi… Orada bilmem kaç sene yaşadılar, kardeşlerimin hepsi orada doğdu… Üçü yani orada doğdu… Sonra ben bir yaşımdayken geldik Lurucina’ya… Bir sene Lurucina’da kaldık, ikinci yaşımda ben İngiltere’ye gittim babamın yanına. Beş seneden sonra doktor tavsiyesiynan annemin memleketine dönmesi lazımdı, galiba sinirleri biraz bozuktu, hamileyken çocuk yedi aylıkken ölmüş annemin karnında ve dokuz aya kadar karnında kalmış çocuk… Doğum yaptığında annemin haliynan biraz morali bozuldu, sinirleri bozuldu. Doktor tavsiyesiyle Kıbrıs’a gittik, iki sene kalacaktık orada… Çocuklar, babamın dediğine göre, “Çocuklar da
Türkçe öğrensin da dönelim geri İngiltere’ye…” Ama dönme şansımız olmadı İngiltere’ye…

SORU: Ama babanın kafasında olan şey, İngiltere’ye geri gitmekti…
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Dönecekti…

SORU: İngiltere’de ne yapardı baban?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN
: İp fabrikasındaydı önce, sonra da konserve fabrikasında çalışırdı… Gece işi yapardı her zaman. Çalışırdı… Annem da evde dikiş dikerdi.

SORU: Kaç çocukları olduydu?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
O zaman üç çocuktu… Büyükten küçüğe Hasan Hüseyin en büyüğümüzdü… Osman Hüseyin  ve ben Fatma Hüseyin… Babam “kayıp” olduktan dokuz ay sonra da Ümit Hüseyin doğdu – dört kardeştik…

SORU: Mia Milya’daki (Haspolat) fabrikada çalışırken, geri dönmedi…
Hangi tarihti bu?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
63’ün Aralık ayıydı… 21 Aralık’tan sonra… Zaten tam uydu, gitti babam galiba ve hemen olaylar koptu… Tam olarak gününü hatırlamam… Aralık ayıydı…

SORU: Söylentilere göre orada bir papaz uyarmış kendilerini…
Öldürülebilirler diye yani…
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Kahvede oturmuşlar, çay içmişler, soğukmuş hava diye gitmişler. Biri anlattı geçenlerde, bunu yeni öğrendim yani – daha önce duyduğumuz bir şey değil… O uyarıya karşı çıktığında mahsus mu yaptılar, onu vursunlar diye? Yoksa uyardılar da engelleyemediler? Bilmem…

SORU: Anneniz ondan sonra ne zaman fark ettiydi “kayıp” olduğunu babanızın?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Gelmedi artık zaten… Hatırlamam… Ama devamlı evde fotoğrafları keser, babamın resmini keser de verirdik Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne… Onlar belki bulur diye… Senelernan bekledik işte…
Ben okuldan koşarak gelirdim, kendimi inandırırdım, “Aman! Bugün babam gelecek!” derdim… Koşarak gelirdim eve, bir koca harup vardı evimizin yanında, oradan hatırlarım babam sepetnan gelirdi… Oraya kadar gelirdim, gene babam yok… Yani devamlı yaptığım bir şeydi kendime bu…

SORU: Bir da ayakkabılarınızın hikayesini anlatır mısınız, hani bana anlattıydınız daha önce…
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Anlatayım… Sekiz yaşındaydım, ikinci senemizdi galiba okulda… Okula gidecektik… Hepimize yeni ayakkabılar aldılar, üniforma aldılar… Neysa, ayakkabılarımı giydim, okula gittim… Okul çıkışı işte bir yağmur oldu. Meğer benim ayakkabılarım beyazmış da siyaha boyamış Cabacaba… Ve öyle satmış babama… Ben gelirken okuldan, ayakkabılarım acayip oldu böyle, alacalı böyle, siyahlı beyazlı… Arkadaşlarım hepsi güldüler bana… Hepsinin güzel ayakkabıları… Benim çok fenama gitti bu iş, eve geldim, babama dedim, “Babaaa! Bak nasıl ayakkabı aldın bana?”
“Aman kızım da ben o Cabacaba’yı onartmam kızım? Ben bunları götürür, sana çook güzel ayakkabı getiririm” dedi.
Ve işte, gidiş o gidiş… Ne babam geldi, ne ayakkabılar geldi…

SORU: Ayakkabıları aldı gitti?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Ayakkabıları aldı gitti…Hiç ayakkabım kalmadıydı, öyle olduydu… Ve beklerdim… Çok bekledim o ayakkabıları ha…

SORU: Anneniz hayatta mıdır?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Ya, hayattadır annem… Avustralya’dadır… 90 yaşında olacak, 1928 doğumludur annem. Bir yığın acı çekti… Hayatı acı dolu… Yaşlandı şimdi çok…

SORU: Nasıl hayatta kaldıydı anneniz babanız “kayıp” olunca?
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Benim annem çok çalışkandı. Benim annem sırf bizim için keçiler beslerdi… Kendi sütünü, kendi hellimini, yoğurdunu, norunu, her şeyi yapardı. Keçiler derken davar değil ya, üç-dört tane keçi… Bir tane de inek vardı, babam aldıydı – bir ineğimiz vardı, ondan da süt alırdı… Zamanı gelince keçileri satardı… O parayla, her zaman hazırdı yani, bize üniforma, ayakkabı alırdı. Yani annem bize babasızlığı sezdirmemeye çok uğraştı… Diyebilirim ki başarılıydı çünkü annem çok çalışkan bir insandı. Bir yerlerden de pek bir yardım görmedi, her şeyini kendi yaptı…

SORU: Dediniz ki ilk “hadise kurbanı” diye maaş alırdı anneniz…
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Evet… Babamı “şehit” kabul etmediler, çok zaman… Hep “hadise kurbanı” deye deye maaşını az verdiler anneme, onun için daha çok zorlanırdı. Bazı akşamlar çay içerdik, gerçekten aklımdadır… Böyle kuru peksemet veya kuru kalmış ekmeklerle geçindik.
Annem bunu yapmamaya çok çalışırdı ama bazı gecelerimiz vardır ki maalesef öyleydi… Herkes öyleydi, zaten savaş zamanıydı…

SORU: Ondan sonra 1971’de kardeşinizi kaybettiniz…
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Evet… Kardeşimi kaybettik… Hasan’ı kaybettik. O çook büyük acıydı… Çok sarsıldık ondan. İki sene ben baktım anneme, kardeşime… Beni da okula göndermediler ondan sonra çünkü
Ümit yedi yaşındaydı o zaman da… Küçücüktü, birinin onu okula yollaması lazımdı. Annem da kendini bilmeden çok zaman yattı…

SORU: 1971’deydi bu… Askerliğini yaparken arkadaşı onu yanlışlıkla vurdu dendi…
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN:
Öyle söylenir… Ve gömüyorlardı kardeşimi bize haber vermeden Lurucina’da… Ve uzak bir akrabamız geldi, bize haber verdi. Gelmeseydi, gömeceklerdi kardeşimi sanki kimsesiz gibi…
MEHMET AĞDIRAN (Fatma Hüseyin Ağdıran’ın eşi): Ben 1972’de Avustralya’ya gittiydim. 1975’te ben Avustralya’dan döndüm…
FATMA HÜSEYİN AĞDIRAN: Önce Osman’ı yollattık İngiltere’ye, okurdu Osman… 1975’te yollattıydık onu İngiltere’ye… Sonra biz evlendik, Mehmet Ağdıran’la evlendim, düğünümüzden sonra gene bir sene kaldık, sonra gittik Avustralya’ya… Çünkü kıyamazdım, ne annemi, ne kardeşimi… Bir sene kaldık evlendikten sonra, bir sene sonra Avustralya’ya gittik…

 

DEVAM EDECEK

 

 

Bu yazı toplam 1261 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar