“Le Voisinage Stratégique”: Fransa’nın Doğu Akdeniz Politikası
Son yazımda Fransa ile Güney Kıbrıs arasında imzalanan Kuvvetlerin Statü Anlaşması'nı (SOFA), Güney Kıbrıs açısından değerlendirmiş ve Hristodulidis yönetiminin bu anlaşmayla neyi hedeflediğini ele almaya çalışmıştım. Bu yazıda Fransa'nın neden Güney Kıbrıs ile böyle bir anlaşmaya imza attığını değerlendirmeye çalışacağım.
Zira anlaşmanın yankıları devam ederken konuya ilişkin adanın her iki tarafında yapılan siyasi değerlendirme ve akademik yorumların meseleyi yalnızca SOFA'nın teknik hükümlerine, hukuksal statüsüne, Hristodulidis yönetiminin izlediği dış politikaya ya da Türkiye-Fransa ilişkilerine indirgediğini düşünüyorum. Bunların bir kısmı Türkiye’nin sahada daha sert bir karşılık vermesini ve KKTC’nin savunma kapasitesini geliştirmesini savunurken, diğerleri ise anlaşmayı “egemen bir devletin olağan bir ikili savunma düzenlemesi” olarak görüyor. [1]
Bu değerlendirmeler anlaşmayı oldukça farklı açılardan yorumlasa da, eksik bıraktıkları ortak nokta Fransa'nın neden böyle bir adım atma ihtiyacı hissettiği sorusuna yeterince odaklanmamaları. Oysa bu sorunun cevabını ne yalnızca Hristodulidis yönetiminin tercihleriyle ne de Fransa’nın Türkiye ile yaşadığı görüş ayrılıklarıyla veya iki ülke arasında zaman zaman kızışan rekabetle açıklamak mümkün.
Bu iki unsur elbette önemli; ancak Fransa ile Güney Kıbrıs arasında derinleşen stratejik işbirliğinin mantığını tam anlamıyla açıklamak için bunların ötesinde Paris'in Doğu Akdeniz'e ilişkin uzun vadeli stratejik hesaplarını, güç projeksiyonu hedeflerini ve değişen bölgesel güvenlik ortamını da dikkate almak gerekiyor.
2010’lu yılların enerji odaklı gündeminden farklı olarak, Doğu Akdeniz bugün çok daha geniş bir stratejik öneme sahip. Gazze'de devam eden soykırım, İsrail-Hizbullah arasında yaşanan çatışmalar ile Lübnan’daki istikrarsızlık, Kızıldeniz'de ticari deniz ulaşımını tehdit eden güvenlik sorunları ve İran-İsrail savaşının bölgesel yansımaları, Doğu Akdeniz'i enerji rekabetinin yanı sıra kritik altyapı güvenliği, kriz yönetimi, askeri güç intikali ve lojistik destek açısından da kilit bir coğrafyaya dönüştürmüş durumda.
Benzer şekilde, özellikle Kuzeydoğu Afrika'da yer alan Sudan gibi Fransa için kritik öneme sahip ülkelerde yaşanan krizler de bu eğilimi güçlendirmeye devam ediyor. Nitekim Sudan'da 2023 yılında yaşanan çatışmalar sırasında başta İngiltere olmak üzere birçok ülkenin Kıbrıs'taki üsleri tahliye operasyonları için kullanması, Doğu Akdeniz'in yalnızca bölgesel değil, çevre coğrafyalara yönelik bir sıçrama tahtası işlevi görebileceğini ortaya koyuyor.
Aslında Paris açısından Akdeniz, uzun yıllardır voisinage stratégique (stratejik komşuluk) anlayışının merkezinde yer alan bir bölge. Fransız stratejik kültüründe Orta Doğu, Kuzey Afrika, Sahel ve Doğu Akdeniz birbirinden bağımsız kriz alanları değil; güvenlik dinamikleri birbirini doğrudan etkileyen ve birlikte yönetilmesi gereken bir stratejik çevrenin parçaları olarak görülüyor. [2]
Bu bağlamda, Fransa'nın Güney Kıbrıs ile ilişkilerini derinleştirmesinin ardındaki temel nedenlerin başında, adanın sahip olduğu stratejik coğrafi konum geliyor. Gazze'den Lübnan'a, Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz'den Sudan'a uzanan kriz hattı düşünüldüğünde, Kıbrıs, Fransa açısından yalnızca bir ileri üs değil, kriz yönetimi için de doğal bir merkez konumunda.
Şüphesiz, Fransa'nın dış politika anlayışındaki süreklilik de bu yaklaşımın önemli bir parçası. Beşinci Cumhuriyet'ten bu yana farklı hükümetler iş başına gelmiş olsa da Paris, kendisini yalnızca Avrupa'nın önde gelen devletlerinden biri olarak değil, küresel ölçekte askeri ve diplomatik kapasiteye sahip, stratejik özerkliğini koruyabilen bağımsız ve “dengeleyici” bir güç olarak görmeye devam ediyor.

Fransız stratejik kültüründe bu anlayış çoğu zaman puissance d'équilibre (“dengeleyici güç”), rang (“statü”) ve grandeur (“büyüklük”) kavramlarıyla ifade ediliyor. [3] Başka bir ifadeyle Fransa, uluslararası sistemde yalnızca gelişmelerden etkilenen değil, gelişmeleri şekillendirebilen ve bunu gerektiğinde askeri varlığıyla destekleyebilen bir güç olmayı kendi uluslararası kimliğinin parçası olarak görüyor. Macron'un Avrupa'nın stratejik özerkliği söylemi de bu geleneğin günümüzdeki yansıması. Yani, bu tahayyülde stratejik özerklik yalnızca Avrupa'nın ABD'den bağımsız hareket etmesi değil; aynı zamanda bunu mümkün kılacak askeri erişim, lojistik kapasite ve ileri konuşlanma imkanlarına sahip olması anlamına geliyor. Doğu Akdeniz'deki varlık da bu stratejinin önemli parçalarından biri. [4]
Elbette coğrafi konumuna ek olarak Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyesi olması da Fransa açısından önemli bir avantaj. Güney Lefkoşa, Fransa ile özellikle Türkiye'nin AB üyelik süreci başta olmak üzere birçok başlıkta uzun yıllardır benzer pozisyonlar alıyor ve Fransa'nın doğrudan üstlenmek istemediği bazı pozisyonlar açısından kullanışlı bir diplomatik kaldıraç işlevi görebiliyor.
Bu çerçevede Fransa ile Güney Kıbrıs arasındaki savunma iş birliğinin yeni olmadığını, aksine yaklaşık yirmi yıllık bir geçmişe sahip olduğunu hatırlamak da önemli. İlk adımı 2007 yılında atılan işbirliğinin 2017'de imzalanan ve 2020'de yürürlüğe giren Savunma İş Birliği Anlaşması ile daha da ileri taşındığı bir süreçten bahsediyoruz. [5]
Kısa süre önce imzalanan SOFA anlaşması bu yönüyle ikili ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcından çok, yaklaşık yirmi yıldır adım adım inşa edilen stratejik ortaklığın son halkası niteliğinde. Başka bir ifadeyle Fransa, Kıbrıs'ta yeni bir strateji kurmuyor; uzun süredir izlediği stratejiyi değişen jeopolitik şartlara göre derinleştiriyor.
İşte bu yüzden Fransa'nın adadaki stratejik varlığını anlamak için hem Fransa'nın dış politikasındaki sürekliliği hem de Doğu Akdeniz'in değişen jeopolitik önemini birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Ancak şunu da hemen belirtelim: Kıbrıs’ın bölgesel güvenlik hesaplarında daha merkezi bir konuma yerleşmesi, dış aktörlerin jeopolitik ilgisini artırırken, çözüm sürecinde asli özne olması gereken iki toplumun ikinci plana düşme riskini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle, adanın artan jeopolitik öneminden doğan fırsatlar değerlendirilirken, kalıcı bir siyasi çözüme yönelik çabaların gölgede kalmaması büyük önem taşıyor.
[1] Güler, G. (2026). “Fransa ile GKRY anlaşması meşru değil”. Kıbrıs. 23 Haziran; Şafak, E. (2026). “KKTC’nin savunma kapasitesi arttırılmalı”. Kıbrıs. 21 Haziran. Politis (2026). “DISY says Cyprus-France SOFA strengthens island’s strategic role”. 9 Haziran.
[2] Secrétariat Général de la Défense et de la Sécurité Nationale. (2022). National Strategic Review 2022. https://www.sgdsn.gouv.fr/files/files/rns-uk-20221202.pdf
[3] Alaranta, T. (2022). France in the Eastern Mediterranean and the MENA region’s geopolitical competition: French grandeur or European sovereignty? FIIA Briefing Paper No 337. https://fiia.fi/en/publication/france-in-the-eastern-mediterranean-and-the-mena-regions-geopolitical-competition
[4] Burada, Fransa'nın Sahel ve Libya'daki askeri müdahalelerini ve TotalEnergies'in Doğu Akdeniz'deki ticari faaliyetlerini bu stratejik yaklaşımın sırasıyla güvenlik ve ekonomik boyutları olarak değerlendirdiğinin altını çizmemiz gerekiyor.
[5] Örmeci, O. (2021). “Fransa’nın Doğu Akdeniz politikasını ve Türkiye ile yaşanan güncel gerginlikleri anlamak.” UPA Strategic Affairs, 2(1), 96-118.






