1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Lurucina’dan “kayıp” edilen iki Kıbrıslırum’un, eski Kıbrıslırum mezarlığına gömülmüş oldukları anlatılmaktaydı…”
Eralp Adanır

Eralp Adanır

“faili meçhul” Fazıl Önder ve Hür Söz-6

A+A-

Fazıl Önder’in, Eylül 1949 tarihiyle birlikte sadece pazar günleri yayınlanan “Pazar Sohbeti” köşesine ek olarak habere yönelik gazetecilik yapmaya başladığını da görüyoruz. Özellikle doğup büyüdüğü ve yaşadığı; Lefkoşa’nın Küçük Kaymaklı bölgesinin sorunlarına haliyle daha bir önem vermekteydi. Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu’nun (KATAK) köylerinde gerçekleştirdikleri toplatıyı izleyerek gazeteye kendi yorumlarıyla aktarması, Hür Söz’de, gazetecilik-yazın alanındaki bu türden ilk yazısıdır. İlerleyen günlerde Fazıl Önder’in bu türden haber-yorum içerikli yazılarına daha fazla rastlamaya başlayacığız. İşte söz konusu toplantı sonrasındaki gözlem ve yorumlarıyla bir Fazıl Önder yazısı...

“17 Eylül 1949-syf:1,Hür Söz
KüçükKaymaklı’daki Olağanüstü Bir Gecenin İntibaları ve Küçük Kaymaklı’nın İhtiyaçları.
Yazan: Fazıl Önder

Gazetemizin başyazarı ile birlikte “Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu” genel merkez hey’etinin 15 Eylül 1949 akşamı köyümüzü ziyaret edecekleri haberi, köyümüz halkını son derece mütehassis etmişti...

Toplumsal dertlerimize ve cemaat işlerimize her zaman derin bir alâka gösteren köylülerimiz, evvelki akşamın erken saatlerinden Kâmil Efendinin kahvehanesine akın ediyor  ve “K.A.T.A.K”ın muhterem hey’eti ile bir an evvel tanışıp, kaynaşmak için çıdamsızlanıyorlardı (sabırsızlanıyorlardı ea).

Saat 19... Bol ışıklarıyle güneyden süzüle süzüle muhitimize yaklaşmakta olan bir taksi görüyoruz. Sonsuz bir heyecanla taksinin önüne atılıyoruz hemen.

Az sonra taksi frenliyor ve birdenbire başyazarımızla karşılaşıyoruz. Ardısıra genç ve faal Avukatlarımızdan Ferudun Oktay (Oktay Feridun! ea) Fazıl Plümer, Ahmet Zaim ve eşsiz hatibimiz yine Avukat Fazıl Niyazi Korkut beyle müşerref oluyoruz.

Aziz misafirlerimiz, köylülerimizin tezahüratlar ve “Hoş geldiniz!” nidaları arasında, köyümüz Muhtarı refakatinde içeriye girmişlerdir.

15 dakikalık bir istirahattan sonra F.N.Korkut bey söz alarak, her zamanki gibi kendine has üslûbu ve vazıh (açık) ifadeiyle Ada Türklüğü’nün sinaî, içtimai, dinî, iktisadî ve kültürel faaliyetlerine temasla bunların 70 senelik tarihçesini yapmış; birtakım âdet ve geleneklerimiz yüzünden gördüğümüz zararları, dolayısıyle bunların bekâmıza indirdiği müthiş darbeyi, felsefî bir şekilde izah etmiş ve bu baba mirası âdetlere son vermemiz hususunda bizlere veciz nasihatlarda bulunmuştur.

Müteakiben, Fazıl Plümer söz almış; birlik ve beraberlik hakkında konuşmuş ve Türkiyemize yüksek tahsil için gönderilen talebelerimize temasla, yarınımızın ümitlerle dolu olduğunu açıklamıştır.

Sonra, Ferudun Oktay söz alarak Milliyetçiliği izah etmiş ve tahsilin önemini belirtmiştir.

Daha sonra, başyazarımız (K.A.T.A.K)ın genel veznedarı söz alarak; bir gazeteci olmak hasebiyle “KATAK”ın tertip ettiği bütün köy gezilerine iştirak ettiğini ve şimdiye kadar gezilen birçok köylerin şikâyetlerini HÜR SÖZ’de daima aksettirmeğe vazife addettiğini, bu münasebetle köyümüzün de ihtiyaçlarını öğrenmek istediğini açıklamış ve köyümüzü, gezdikleri köyler gibi güzel, köylülerimizin de diğer köylüler kadar misafirperver ve kültürlü bulduklarını söylemiştir.

Nihayet sayın hemşehrimiz ve sabık başöğretmenimiz Zeki Akdeniz söz almış ve “K.A.T.A.K” genel sekreteri bulunan F.N. Korkut beye, bize verdiği değerli nasihatlarından ötürü köyümüz adına teşekkür etmiş ve bunun tekrarlanmasını istemiştir. 

Keza diğer genç avukatlarımızla başyazarımıza da bize karşı gösterdikleri yakın alâkadan dolayı teşekkür etmiştir.

Bütün söz alanlar hararetle alkışlanmışlardır. Bilhassa F.N.Korkut Bey, veciz hitabeleriyle bizleri hayran ve minnettar bırakmıştır.

Misafirlerimiz, halkımızın sonsuz şükran tezahüratlarıyle 20.15’te teşyi edilmişlerdir (uğurlanmışlardır ).

Başyazarımız bizlerle vedalaşırken Muhtara: köyünüzün ihtiyaçlarını Fazıl Önder arkadaşımıza bildirmenizi rica ederim” demişti.

Bu vesile ile köyüm hakkında da yazmak fırsatını bulduğumdan ve ayni zamanda (köyüme karşı olan vazifelerimden birini yaptığımdan) dolayı memnuniyetimi burada tebarüz ettirmekten (belirtmekten) kıvanç duyduğumu hemşehrilerime arzetmek isterim.

***

Lefkoşa’nın kucağında bulunan K. Kaymaklı’nın hâlâ köy olarak kalması cidden şayanı hayrettir! Çünkü bir şehrin üç adım ötesinde bulunan bir yer, o şehrin bir mahallesi sayılır. Kaldı ki, K.Kaymaklı’nın ne bağı ne de bostanı bulunuyor!

Yolları geniş, meydanı bol, evleri sağlam ve nüfusunun yarısından çoğu sanatkâr (zanaatkâr) bulunan bir yerin köy adını alması hakikaten gariptir. Bahusus Hükûmet ve Belediye tarafından (batısına) inşa edilen evler (ki bugün bu evlerde elektrik tesisatı bulunuyor) yapıldıktan sonra K. Kaymaklıyı bunların yanında tuvaletsiz ve dovaksız bir geline benzetmekte bir mahzur görmüyorum!

Eğer onun da yolları esaslı bir şekilde tamir edilse ve bu yolların kenarlarına elektrik direkleri dikilse, acaba bu yerin köy olduğuna inanacak tek bir kişi bulunur mu?

Şimdilik Küçük Kaymaklı’nın başlıca ihtiyaç ve eksikliklerini şu beş noktada toplayabiliriz:

1-Lefkoşa Belediyesi hududu içine alınması,

2-Yolların asfalt olması,

3-Elektrik ceryanı getirilmesi,

4-Suyun fazlalaştırılması,

5-Mezarlığın tamiri.

NOT: Köyümüz halkının önemli ihtiyaçlarını teşkil eden bu beş dileğin, ilgili makamlar tarafından nazarı dikkate alınmasını ehemmiyetle reca eder ve acilen faaliyete geçilmesini temenni ederiz.”

 

“Pazar Sohbeti” köşesinde ise Fazıl Önder, sosyal yaşamdan haberler ve yorumlar yapmayı da sürdürüyordu. O yılların önemli eğitim merkezlerinden olan Terra Santa okulunun eğitim süresinin altı yıla çıkarılması ve bununla ilgili düşünceleri yer alırken, bir diğer başlıklı yazısında ise, yaptığı köy gezilerinden birinde köylü insanımızın sütle ilgili bir deyişine yer veriyordu.

 

“18 Eylül 1949-syf:1,Hür Söz
Pazar Sohbeti-Fazıl Önder
Kısırlaşmış-Süt te Uyuyormuş.

Kısırlaşmış:

Fransızca tedrisatı da bulunan “Terra Santa” mektebi, geçen sene tahsil müddetinin 6 seneye çıkarılması hususunda bir karar geçmimiş ve bunun neticesi olarak geçen senenin son sınıfı bir sene daha okumağa icbar (zorunlu) edilmiş.

Halbuki, oğlu mezkûr mektebin talebelerinden bulunan bir dostumuz bize: “Oğlumun bana anlattığına göre; bu kanun, geçen senenin başında henüz bir tasarı halinde iken, bunu öğrenen son sınıf talebeler bir yıl daha okuyup okumayacaklarına dair sordukları suale, mektep müdürü kendilerine katî bir cevap vermekten imtina etmiş.”

Geçen sene, bu mektebin son sınıfını üç Türk, dört Rum ve yedi Maronit milliyetinde bulunan talebeler teşkil ediyormuş. Bunların dört kişisi (iki Türk iki Rum) son imtihanlarda Fransızcadan ikmale kalmışlar. Bu dört talebe bu sene Mektepler açıldığında, tahsil müddetine eklenen bir seneyi (altıncıyı) de okumaları için tekrar imtihana girmişler ve fakat bunlar arasından yalnız bir Rum muvaffak olmuş.

Bu iki Türk talebeden biri beşinci sınıfı tekrar okumağa razı olmuş. Diğeri ise diplomasını almadan mektebi terketmiş.

Diğer Rum talebeye gelince... Bunun babası mektebe gelerek müdürle oğlu hakkında ne konuşmuşsa konuşmuş; ve nihayet (imtihanı veremiyen) oğlunu altıncı sınıfa kabul ettirmiş.

Bizim bildiğimiz, ırk, din,meshep farkına bakmadan talebe kabul eden bir mektebin, istisnasız olarak talebelerine ayni muameleyi göstermesi lâzımdır.

Yabancı bir nam altında ve muhtelif öğretim sistemi ile çalışan müessesenin; bu sene bilhassa hayata eleman istihsal (elde) edemeyişi, bize mezkûr mektebin kısırlaşmış olduğu kanaatını veriyor.

Süt te Uyuyormu!..

Geçen hafta içinde iki has dostumla beraber Lârnaka kazası Türk köylerinden birinde misafir bulunuyorduk.

Bu köyün içerisinden geçen asfalt yol boyunca, misafiri bulunduğumuz muhterem zatın refakatinde bir ikindi gezintisi yapmakta iken, kolunda bir sepet bulunan birisi ile karşılaşıyoruz.

Misafiri bulunduğumuz zat:

-“...ağa, fazla yoğurdun var mı ya?

-“Yok amma bu akşam uyutacağız!”

Ben de hayret içinde kalıp sordum:

-“Südün de uyuması mı var?”

-“Evet! Süt uyumadan, yoğurt meydana gelmez...”

O zaman biraz daha hayret ettim ve kendi kendime:

“Halbuki, ben şimdiye kadar yalnız Lise Komisyonunun uyuduğunu biliyordum! Meğer süt de uyuyormuş” demekten kendimi alamadım.”

oo-023.jpg

 

Bu yazı toplam 1368 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar