1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Sinde’den “kayıp” edilmiş iki çobanın ve Voni’den “kayıp” edilenlerin izinde… 4
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Sinde’den “kayıp” edilmiş iki çobanın ve Voni’den “kayıp” edilenlerin izinde… 4

A+A-

KAYIPLAR KOMİTESİ’NE GÖSTERDİĞİMİZ OLASI GÖMÜ YERLERİ…

dd-046.jpg

2 Mayıs 2011 tarihinde bu konuda devamla şöyle yazmıştık bu sayfalarda:

Ancak Hasan Taşer’in sevgili eşi Berin Hanım, “kayıp” eşinden geride kalanların bulunduğu günü görememişti. Kanserle boğuşuyordu ve kuyudaki “kayıplar”a ulaşılamadan 40 gün önce vefat etmişti. 1 Aralık 2009 tarihinde yani Berin Hanım’a tam 40ncı gün mevlidi okutulacağı gün, Hasan Taşer ve yanındaki diğer iki Kıbrıslıtürk “kayıp”tan geride kalanlara kuyuda ulaşılmıştı.

O gün kuyunun başındaydık, Hasan Taşer’in sevgili oğlu Mehmet Erbil Taşer de oradaydı... Mehmet Erbil Taşer, annesini toprağa vermesinin üzerinden tam 40 gün geçtikten sonra, bu kez babasından geride kalanlara ulaşılıyordu. Oldukça dokunaklı ve çok üzücü bir tabloydu bu...

Mehmet Erbil Taşer’le Kiriakos Andreu’yu da tanıştırdık. “Kayıp” babasının bulunmasını sağlayan bu Kıbrıslırum okurumuza, Hasan Taşer’in oğlu teşekkür de etti.

Biz de bize bu konuda yardımcı olan Zeka Hoşgör’e ve Kiriakos Andreu ile bu konuda geniş araştırmalar yürüten “kayıp” yakını Komikebirli Hristina Pavlu Solomi’ye, bu kuyuda kazı yapma kararı alan Kayıplar Komitesi yetkililerine, Kayıplar Komitesi arkeologları Deren Çeker, Pambos, şirocu Ergin Bey ve diğer kazı ekibi çalışanlarına çok teşekkür ediyoruz. Okurlarımızın yardımlarıyla üç “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten geride kalanlar göstermiş olduğumuz kuyuda bulunmuş ve şimdi ailelerine iade süreci yaşanıyor...”

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler… - Sevgül Uludağ – Mayıs 2011)

 

2017’DE SİNDE’YE TEKRAR GİDİYORUZ…

Bu bölgeye son gelişimiz, 2017 yılındaydı – yani tam iki yıl önce… İki “kayıp” çobanla ilgili bize yardımcı olabilecek bir  Kıbrıslırum bulmuştu Kiriakos Andreu…  1 Ağustos 2017’de bu konuda bu sayfalarda şöyle yazmıştık:

“Lisili bir Kıbrıslırum okurumuzla, Kondea girişinde buluşuyoruz… Yanında Lisili bir başka Kıbrıslırum var – bugün onun bilgilerinden yararlanacağız…

Hüseyin Latif Amerikalı arkadaşımız da bize katılıyor ve Sinde bölgesinde araştırma yürütmeye gidiyoruz…

Kondea’dan Sinde’ye doğru gidiyoruz ve tarlalar arasında yolalıyoruz…

Aradığımız yer “Yangulli’nin tarlası” olarak bilinen yer…

Lisili Kıbrıslırum arkadaşlarımız kabaca bir noktaya işaret ediyor ve burasının koordinatlarını alıyoruz…

Lisi’den “kayıp” edilmiş iki çobanın gömülmüş olduğu kuyu, Yiangulli’nin tarlasının arkasındaki tarlada, “M…’un kuyusu” olarak bilinen bir kuyu imiş… Tüm bu bilgileri Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum yetkililerine aktaracağız ki bu konuda çalışma yürütebilsinler…

Lisili Kıbrıslırum bize Tofis Şafkos (Christofis Shiafkis) ile Touli Ksenaros (Hristodulos Ksenaros) adlı iki “kayıp” Kıbrıslırum çobanın nerede gömülmüş olduğunu  babasına bir Kıbrıslıtürk’ün anlatmış olduğunu söylüyor…

Bu Kıbrıslıtürk halen hayatta değil – ama sözkonusu Kıbrıslıtürk, bu Lisili Kıbrıslırum’un babasını sekiz gün süreyle Sinde’deki kendi evinde saklamış ve daha sonra sağ salim kaçmasını sağlamış…

Yangulli dedikleri Kıbrıslırum çoktan ölmüş, evlatları bile ölmüş, böyle diyor Lisili arkadaşlarımız… O nedenle Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum Üye Ofisi’nin tapu kayıtlarından bu arazide hangisinin tam olarak Yangulli’nin tarlası olduğunu bulması gerekecek.

Lisili beş çobanın hikayesini yıllar önce bu sayfalarda yazmıştım…

Bu beş çoban, davarları ellerinden alınsın diye öldürülmeye çalışılmıştı – bunlardan üçünün hayatı kurtulmuş, ikisi öldürülerek “kayıp” edilmişti…

Dimitris Anzulis, Kallis Hacıtofis ve Yangos Grigori Matheu Sinde’de sekiz gün süreyle tutulduktan sonra serbest bırakılmışlar, Tofis Şufkos ile Touli Ksenaros ise öldürülerek “kayıp” edilmişti…

Lisili Kıbrıslırum okurumuza, birlikte getirmiş olduğu arkadaşına ve bizimle birlikte araştırmamıza katılan Hüseyin Latif Amerikalı arkadaşımıza sonsuz teşekkürler…”

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler – Sevgül Uludağ – AĞUSTOS 2017)

Bu bilgileri Kayıplar Komitesi yetkililerine ulaştırmıştık o günlerde ve bölgeden aldığımız koordinatları da göndermiştik. Ancak aradan geçen zaman içerisinde bu konuda herhangi bir hareket görmeyince, bir kez daha bölgeye gitmemiz elzem olmuştu…

 

KASIM 2018’DE YENİDEN SİNDE’DE…

Bir kez daha bölgeye gidiyoruz… Tarih 16 Kasım 2018 – Kayıplar Komitesi araştırma görevlileri Romanos Liritsas ve Sıla Murat’la birlikte Kondea kavşağına gidiyoruz… Burada değerli arkadaşımız Kiriakos Andreu ve bir grup Lisili Kıbrıslırum’la buluşuyoruz… Kiriakos’un bulduğu Lisili Kıbrıslırumlar, Leymosun’dan gelerek bizimle buluşuyorlar – bölgeyi iyi bilen insanlar oldukları için onların yardımlarıyla “Mustafos’un kuyusu”nu bulmaya çalışacağız… Onlara eşlik eden bir de Lisili “kayıp” yakını var: Kokos Yerobaba… Onun iki kardeşi de bazı Sindeli Kıbrıslıtürkler tarafından öldürülerek bir toplu mezara gömülmüştü 1974’te – bir Kıbrıslıtürk okurumuz ve Sindeli bir şirocunun yardımlarıyla bu toplu mezar yerini Kayıplar Komitesi’ne göstermiştik yıllar önce ve yapılan kazılarda altı “kayıp” Lisili Kıbrıslırum’dan geride kalanlara ulaşılmıştı… Kokos Yerobaba, başka “kayıplar”ın bulunması için Kiriakos’la birlikte çaba harcıyor ve bugün o da bizimle birlikte…

Çünkü şahidimiz bize, bir Kıbrıslıtürk’ün babasına bu iki çobanın öldürülerek “Mustafos’un kuyusuna atıldığını” aktarmıştı.

Sürekli “Mustafos” demeleri ilgimizi çekiyor – “Doğrusu Mustafa” diyoruz. Meğer öyle değilmiş, bunu öğreniyoruz. “Mustafos” dediklerinde, “İri yarı bir yapıya sahip olan Mustafa” imiş kastedilen ve kuyunun adı böyleymiş: Mustafos’un kuyusu…

Bu iki çobanı bir mandranın yakınında bulunan “Mustafos’un kuyusu”na atmış bazı Sindeli Kıbrıslıtürkler…

Bunlardan birisi, “intikam” için öldürdüğünü söylemiş çevresindekilere… İki Kıbrıslırum çoban, Tofis Şafkos (Christofis Shiafkis) ile Touli Ksenaros (Hristodulos Ksenaros) herhangi bir “suç” işlemedikleri, masum oldukları halde öldürülmüşler bu Kıbrıslıtürk tarafından. “Benim ailemden iki kişi öldürüldüydü, ben da karşılığında iki Kıbrıslırum öldüreceğim” demiş bu Sindeli Kıbrıslıtürk ve bu iki çobanı öldürmüş anlatılanlara göre…

Ben bu öykünün yarı-gerçek olduğuna inanıyorum – genelde bu tarz hikayelerde, altta saklı başka bir “gerçek” daha vardır… O da “ganimet” için büyük bir iştahtır… Sözümona “milliyetçilik” ya da “intikam” için öldürülmüş olanların malları, hayvanları, eşyaları, paraları çalınmıştır öldürenler tarafından. Ayvasıl’da da böyle olmuştu: Buradaki Kıbrıslıtürkler’i 1963’te öldüren Koççinodrimityalı bazı Kıbrıslırumlar, onların hayvanlarını çalarak kendilerine yepizyeni bir mandra kurmuşlar, hatta evlerin gancellilerini bile çalarak, kendi evlerinin etrafına monte etmişlerdi. Bugün hala bu gancellileri Koççinodrimitya’da görmek mümkündür…

Beş çobanın bine yakın hayvanı, elbette o günlerde büyük bir zenginlikti – bunları çalıp çobanları öldürmek de “kolay”dı o günlerde çünkü ortalığı toz duman kaplamıştı ve bazı Sindeli Kıbrıslıtürkler, resmen “kovboyculuk” oynamaya girişmişti… Bu konuda bana anlatılmış olan öyküleri, on yıl önce bu sayfalarda kaleme almıştım… Sinde’den bir kısım insan tıpkı Amerika’nın “Vahşi Batı” filmlerine özenerek araçlarıyla etrafı geziyor ve öldürecek insan arıyorlardı! Ve bunun adına “savaş” deniyordu – oysa savaşla hiç alakası yoktu bunların yaptıklarının… Tıpkı Ayvasıl’da veya Dohni’de veya Muratağa’da yapılanlar gibi, hiçbirinin savaşla herhangi bir alakası yoktu – bunlar kendi kötülüklerini, kendi “iştahları”nı, kendi hırsızlıklarını örtmek için öldürüyorlardı…

Bir kez daha Kondea-Sinde yolundayız ve bir noktada durarak yanımızda gelen Kıbrıslırum Lisililer’in bölgeyi taramasını izliyoruz… Yangulli’nin tarlasının nerede olduğunu bulmaya çalışıyorlar…

Bazı kuşkulu kuyuları işaret ediyorlar, Sıla Murat ve Romanos Liritsas da bunların fotoğraflarını çekip koordinatlarını alıyorlar…

“Mustafos’un kuyusunu” bulmak için uğraş veriyorlar ancak bu konuda son rötüşü yine Kiriakos Andreu yapacak…

Bizim gitmemiz gereken bir şahit daha olduğu için Sinde’de Kiriakos’a ve diğer Lisililer’e veda edip Sıla ve Romanos’la Abohor’a doğru yola çıkıyoruz…

Kiriakos Andreu orada durmuyor, bununla yetinmiyor ve Lisililer arasında yaptığı araştırmalarını sürdürüyor. Sonuçta “Mustafos’un kuyusu” denen kuyuyu tam olarak hatırlayan yaşlıca bir Kıbrıslırum kadınla ve kızıyla birlikte bir kez daha bu bölgeye gidiyor. Kallu Simeu Burguri (Atzia) “Mustafos’un kuyusu”nu eliyle koymuş gibi buluyor ve Kiriakos Andreu burada fotoğraflar çekiyor, koordinatlarını da Kayıplar Komitesi araştırma görevlisi Hris Hristoforos’a gönderiyor… Belki böylece bu iki “kayıp” çoban konusunda ilerleme kaydetmek mümkün olabilecek…

 

DEVAM EDECEK

 

Bu yazı toplam 666 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar