“Yüzde 79,36 federasyon diyor”

CMIRS’in 500 kişiyle yüz yüze yaptığı anketin ikinci bölümü, katılımcıların yüzde 79.36’sının iki toplumlu, iki kesimli federasyonu kabul edilebilir bulduğunu, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik anlaşma isteyenlerin oranı yüzde 62.2 olarak ölçüldü.

YENİDÜZEN

Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi (CMIRS) tarafından her üç ayda bir düzenli olarak yürütülen anket çalışmasının Aralık 2025 dönemine ait ikinci bölümü kamuoyu ile paylaşıldı. Aralık 2025’te 500 kişiyle yüz yüze gerçekleştirilen çalışmada, Kıbrıslı Türklerin siyasi güven, sosyal güven, bireysel özgüven ve mutluluk algıları ile birlikte bu göstergelerin Kıbrıs sorunuyla olan ilişkisi ele alındı.

Ankette yer alan verilere göre, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs sorununu artık yalnızca diplomatik bir başlık olarak değil, doğrudan günlük yaşamı, ekonomik geleceği ve toplumsal kaygıları belirleyen temel bir unsur olarak gördüğünü ortaya koydu.

Çalışma, toplumda çözüm isteğinin güçlü biçimde sürdüğünü ancak müzakerelerin ilerleyebileceğine dair umudun son derece zayıfladığını, çözümsüzlüğün ise ekonomik belirsizlikten izolasyon korkusuna

Katılımcıların yüzde 62.2’sinin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir anlaşma istediğini, buna karşılık çözüm müzakerelerinin durmasını ya da belirsizliğini yüzde 91.79 ve yüzde 88.38 oranlarıyla kaygı verici bulduğunu ortaya koydu. Araştırma, iki toplumlu iki kesimli federasyonu kabul edilebilir görenlerin oranının yüzde 79.36 olduğunu, mevcut durumun uzun yıllar değişmeden sürmesini kaygı verici bulanların ise yüzde 81.17’ye ulaştığını gösterirken, Kıbrıs sorununun ekonomik gelişmeyi yavaşlattığını düşünenlerin oranının yüzde 84.38 olması, sorunun toplum nezdinde doğrudan refah ve gelecek kaygısıyla ilişkilendirildiğini ortaya koydu.

 

“Kıbrıs Sorunu hâlâ merkezi ancak anlamı değişti”

Araştırmaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Mine Yücel, bu bölümde Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik ek sorular yöneltildiğini belirterek, sonuçların sorunun toplum açısından hâlâ merkezi bir siyasi mesele olduğunu ancak algısının değiştiğini gösterdiğini ifade etti. Yücel’e göre Kıbrıs Sorunu artık yalnızca “çözülmesi gereken bir uluslararası sorun” olarak değil, günlük hayatı ve ekonomik geleceği belirleyen yapısal bir çerçeve olarak algılanıyor.

Ankete katılanların önemli bir bölümü Kıbrıs sorununu ekonomik belirsizliğin temel kaynağı, uluslararası izolasyonun ana nedeni, siyasi istikrarsızlığın sürdürücüsü ve hukuk dışılığın kaynağı olarak görüyor. Ankete göre bu tablo, Annan Planı ve Crans Montana süreçlerinde çözüme çok yaklaşılıp son anda başarısız olunmasının yarattığı travmalar nedeniyle çözüm sürecine yönelik duygusal yatırımın azaldığını, buna karşılık statükonun maliyetlerinin daha fazla tartışıldığını ortaya koyuyor. Toplumun, Kıbrıs sorununun çözümünü varoluşsal bir aciliyet olarak görmeye devam ettiği de vurgulanıyor.

 

Çözüm beklentisi var, ilerleme umudu zayıf”

Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri, çözüm müzakerelerine dair aktif bir beklenti yerine pasif bir kabullenmenin yaygınlaşmış olması. Çözüm arzusu ve ihtiyacı artarken, kısa ve orta vadede ilerleme olacağına dair inancın son derece zayıf olduğu belirtiliyor. Bu durum, Kıbrıs sorununun umut üreten bir siyasi gündem olmaktan çıkıp kaygı üreten sabit bir arka plan hâline geldiğini gösteriyor. Müzakerelerin durmasını kaygı verici bulan Kıbrıslı Türkler, müzakereler yeniden başlasa bile sonuca ulaşılacağı konusunda umutsuz olduklarını ifade ediyor.

 

“Ekonomi ile doğrudan bağ kuruluyor”

Veriler, toplumun Kıbrıs sorunu ile ekonomik sorunlar arasında doğrudan ve güçlü bir bağ kurduğunu ortaya koyuyor. Sorunun çözümsüzlüğü yatırım eksikliği, uluslararası ticaret kısıtları, gençlerin gelecek planlarını başka ülkelere yöneltmesi ile yolsuzluk ve hukuksuzluk başlıklarıyla ilişkilendiriliyor. Bu algı, Kıbrıs sorununun soyut bir diplomatik mesele değil, somut refah kaybının sembolü hâline geldiğini ortaya koyuyor. Çözüm sürecine dair her belirsizliğin, doğrudan ekonomik ve sosyal kaygıları tetikleyen bir unsur olarak görüldüğü ifade ediliyor.

Araştırmada bu ilişki şu döngüyle tanımlanıyor: çözümsüzlük ekonomik belirsizliği artırıyor, ekonomik belirsizlik toplumsal kaygıyı besliyor, bu durum siyasi beklentisizliği güçlendiriyor ve statükonun yeniden üretilmesine yol açıyor. Bu döngü kırılmadığı sürece ne çözüm sürecinde ilerleme beklentisi ne de toplumsal iyimserlik üretmenin mümkün olmadığı vurgulanıyor.

 

“Yüzde 79,36 federasyon diyor”

Ankete katılanların yüzde 62.2’si Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir anlaşma olmasını istediğini belirtiyor. İki toplumlu, iki kesimli federasyon ise daha da geniş bir kesim tarafından kabul edilebilir bulunuyor; bu oran yüzde 79.36 olarak ölçüldü. Her 10 kişiden 9’unun müzakerelerdeki belirsizliği ve müzakerelerin durmasını kaygı verici bulması, çözüm ihtiyacı ve aciliyeti açısından önemli bir veri olarak değerlendiriliyor.

Çözümle ilgili dikkat çekici bir diğer bulgu ise siyasi eşitlik karşılığında toprak vermeyi kabul edilebilir bulanların oranının yüzde 36.07’de kalması. Buna karşılık mevcut garanti sisteminin yeniden düzenlenmesini kabul edilebilir bulanların oranının daha yüksek olması, toplumdaki önceliklerin ve hassasiyetlerin farklılaştığını gösteriyor.

 

“Federal çözüm kaygı verici ama kabul edilebilir”

Olası bir federal çözümü her iki kişiden birinin kaygı verici bulmasına rağmen, toplumun büyük bir çoğunluğunun federasyonu kabul edilebilir görmesi, mevcut durumun artık sürdürülebilir ya da yaşanabilir olmadığının kabul edildiği şeklinde yorumlanıyor. Mevcut statükoya yönelik memnuniyetsizliğin, çözüm biçimine dair kaygılara rağmen güçlü bir değişim ihtiyacını beslediği ifade ediliyor.

 

“Yüzde 62.2 Kıbrıs sorununun çözümü için bir anlaşma istiyor”

Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 62.2’si Kıbrıs sorununun çözümü için bir anlaşma istiyor. Siyasi eşitlik karşılığında toprak vermeyi kabul edilebilir bulanların oranı yüzde 36.07 olarak ölçülürken, Kıbrıslı Rumlarla yeniden birlikte yaşamayı kabul edilebilir bulanların oranı yüzde 53.31 oldu. İki toplumlu, iki kesimli ve siyasi eşitliğe dayalı federasyonu kabul edilebilir bulanların oranı yüzde 79.36’ya ulaştı. Mevcut garanti sisteminin devamını kabul edilebilir bulanların oranı yüzde 68.74 olarak kaydedildi. Buna karşılık yeni bir uluslararası güvenlik mekanizmasının kurulup mevcut garanti sisteminin yerine geçmesini kabul edilebilir bulanların oranı yüzde 54.91 oldu ve bu oranın küçümsenemeyecek düzeyde olduğu vurgulandı.

 

“Yüzde 88,38 müzakerelerin sonuçsuz kalmasını kaygı verici buldu”

Ankete katılanların yüzde 91.79’u Kıbrıs sorunundaki belirsizliği kaygı verici bulduğunu ifade etti. Benzer şekilde katılımcıların yüzde 88.38’i çözüm müzakerelerinin durmasını ya da sonuçsuz kalmasını kaygı verici olarak değerlendirdi. Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyi üzerindeki artan etkisinden kaygı duyanların oranı yüzde 70.35 olurken, uluslararası aktörlerin tutumlarını kaygı verici bulanların oranı yüzde 84.37 olarak ölçüldü.

Olası bir federal çözümü kaygı verici bulanların oranı yüzde 52.71, iki devletli çözümü kaygı verici bulanların oranı ise yüzde 44.08 olarak belirlendi. Mevcut durumun uzun yıllar değişmeden devam etmesini kaygı verici bulanların oranı yüzde 81.17 oldu. Gelecekte artabilecek izolasyonlar ve kısıtlamaları kaygı verici bulanların oranı yüzde 87.17’ye ulaşırken, mülkiyet davalarının bu algıyı etkilediği belirtildi. Katılımcıların yüzde 84.38’i Kıbrıs sorununun ekonomik gelişmeyi yavaşlatmasından kaygı duyduğunu ifade etti. Adada yeniden bir gerginlik ve çatışma ihtimalini kaygı verici bulanların oranı yüzde 77.76 olurken, Doğu Akdeniz’deki enerji ve askeri gelişmeleri kaygı verici bulanların oranı yüzde 73.95 olarak ölçüldü. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin son dönemde yaptığı enerji ve güvenlik anlaşmaları da katılımcıların yüzde 74.95’i tarafından kaygı verici bulundu.

Haberler Haberleri