Anın içinde olamadan, geleceğin alacaklı düşünceleriyle yol almak… Yaşamda ve düşten düşen düşüncelerde savrulmak…
Oysa yaşam, anda var olabilmektir.
Gelecek bilinmezdir; geçmiş ise, yaşanmışlık…
Ya da yaşama arzusuyla rafa kaldırdığımız keşkeler ve iyi kilerle dolu bir hatıralar bütünü. Bir yaşam, bir yaşanmışlık adı…
“Ne diyordu: Dünle gitti cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.”
Peki gerçekten yeni şeyler söylerken kaçımız şu anın deminde, o anın güzelliğinde kalabiliyoruz?
Koştuğumuz yarınlar var…
O yarınları süsleyen istekler: çocuk, evlilik, ev, araba, kariyer, mal, mülk, seyahat ya da sağlık…
Her neyse… Beklentiye gebe bir zihinle bugünü yaşayamadan, o adımlara varmak da mümkün olmuyor.
Çünkü hayat, ertelenmiş bir vaat değil; peşin yaşanması gereken bir hakikattir.
Aşkta mesela…
Sevdiğini “yarın daha çok seveceğim” diyenler, çoğu zaman bugünün sıcaklığını ıskalar. Oysa bir bakış, bir dokunuş, bir “iyi ki varsın” cümlesi; geleceğe yazılan en sağlam teminattır. Aşkın ekonomisi yoktur derler ama vardır aslında: Harcadıkça çoğalan tek sermaye odur.
Ekonomide ise tam tersi…
İnsan hep birikim derdinde, hep yarını güvenceye alma telaşında. Faizler, enflasyon, hesaplar, tablolar… Oysa hayatın bilançosunda en büyük zarar kalemi, yaşanmamış anlardır.
Ne ironik…
Cebimizi korurken, ruhumuzu iflasa sürükleyebiliyoruz.
Savaşlar da böyle değil mi?
Hep “daha iyi bir yarın” uğruna başlatılan hesaplarla devam eden, ama bugünü yerle bir eden hesaplar…
Savaşın kazananın olmadığı unutulup devam eden süreçler.
Bir annenin gözyaşı, bir çocuğun yarım kalan oyunu, bir şehrin sessizliğe gömülüşü… Gelecek uğruna bugünü feda eden insanlık, aslında kendi varlığını eksiltiyor.
Ve yaş…
Çocukluk, yarını bilmez; o yüzden en saf mutluluktur. Bir taş, bir oyun, bir kahkaha…
Hepsi yeter.
Gençlik, yarına koşar; hırslıdır, ateşlidir.
Yaşlılık ise; geriye bakar ve çoğu zaman aynı cümleyi fısıldar:
“Keşke biraz daha anda kalsaydım…” Çoğu zaman geç kalmışlığın deminde.
İşte bütün mesele burada düğümleniyor.
Modern dünyanın akımları da bu yarın kaygısının bir ürünü aslında. Minimalizm diyorlar mesela: Azalt ki hafifle. Slow living diyorlar: Yavaşla ki fark et. Çünkü insan, hızlandıkça yaşamayı değil, sadece yetişmeyi öğreniyor. Oysa hayat, yetişilecek bir yer değil; hissedilecek bir süreçtir.
Şimdi durup kendimize dürüst bir soru sormanın zamanı:
Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece yarına hazırlanıyor muyuz?
Çünkü yarın dediğimiz şey, çoğu zaman bugünün kılığına girmiş halidir. Ve biz bugünü kaçırdıkça, yarını da eksik kurarız.
Kısa bir şiir bırakalım buraya, cebimize koyar gibi:
Yarın diye bir ülke var dediler,
Yolları uzun, umutları serin.
Gittim…
Ama vardığım her yerde
Bugün eksikti içimde.
Anladım sonra,
Yarın dediğin bir masal,
Bugün yaşanırsa gerçek.
Velhasıl…
Hayat, büyük planların değil; küçük anların toplamıdır. Bir çayın buharında, bir dost sohbetinde, bir akşamüstü sessizliğinde saklıdır hakikat.
Yarını düşün, ama bugünü harcama!
Çünkü en büyük kayıp, sahip olup da yaşayamadıklarımızdır.
Ve son satırlarda yeniden vurgu yapmak isterim: Anı yaşayın derim çünkü yarında gelip geçecek dün olacak öyle değil mi?
Ve bugünün çiçeklerini toplayarak yürüyelim yarınlara…
Tomurcukların açmasını beklemeden, bugün avuçlarımızda açanlara bakalım.
Filizlendirdiğimiz, emek verdiğimiz o hayatın içindeki küçük ama gerçek güzelliklere…
Belki bir işte, belki çocuğumuzun büyümesinde, başarısında, belki ailemizin yanımızda oluşunda, belki bir eğitimde, belki de sağlığın sessiz gücünde saklıdır o çiçekler.
Adı ne olursa olsun; büyüttüğümüz, yeşerttiğimiz, çiçek açtırdığımız ne varsa, onunla koklayalım hayatı. Onunla tutunalım dünyaya.
Çünkü gelecek dediğin, her zaman biraz tomurcuktur.
Her zaman ekilecek bir tohum, beklenecek bir bahar vardır.
Ama mesele şu: Bugünün güzelliklerine sırtını dönmeden yürüyebilmek.
Onların üzerine basıp geçmeden, görmezden gelmeden…
O kapıları usulca kapatmak yerine ardına kadar açık bırakabilmek.
Ve en önemlisi ise; geride yaşanmamış bir hayat bırakmamak.
Satırların yarenliğinde yeniden görüşünceye değin, sağlıkla ve hoşça kalın.