“Ümit kapıları aralandı, ancak temkinli olmak gerek”

Gazeteci Stelyo Berberakis, Kıbrıs sorununun çözümünün, tarafların samimi niyetinden geçtiğini söyledi.

Tümay TUĞYAN

Gazeteci Stelyo Berberakis, Kıbrıs sorununun çözümünün, tarafların samimi niyetinden geçtiğini söyledi.

Kıbrıs sorunu konusunda son dönemde yaşanan hareketliliği YENİDÜZEN’den Tümay Tuğyan’a değerlendiren deneyimli gazeteci, “Önemli olan tarafların Kıbrıs sorununa gerçekten bir çözüm bulunmasını istemesi. Eğer samimi bir niyet yoksa, bir yarım asır daha bekleneceğe benzer” diye konuştu.

Berberakis, geçmiş hayal kırıklıklarının, son gelişmelere kuşku ile yaklaşmasına neden olduğunu, bu nedenle ümit kapıları aralanmakla birlikte, temkinli olmak gerektiğine inandığını da belirtti.

“Ümit kapıları aralandı, ancak temkinli olmak gerek.”

YENİDÜZEN: Uzun bir aradan sonra, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik önemli bir hareketlenme var. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin hem adada Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderlerle, hem de Ankara ve Atina’da, uluslararası bir 5+1 toplantısı organize edebilmek amacıyla temaslarda bulunuyor. Öncelikle siz, uzun yıllardır Kıbrıs sorununu takip eden bir gazeteci olarak, tarafların pozisyonlarının bir orta yolda buluşabilme olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz? Süreç, olumlu bir sonuç üretebilecek dinamiklere sahip mi?

BERBERAKİS: Kıbrıs sorunu konusunda gözlenen son hareketlenmeler, doğal olarak ümit kapılarını yeniden aralıyor. Ne var ki bu gibi ‘ümit verici’ hareketlenmelerin, çeşitli nedenlerle hayal kırıklığı ile sonuçlandığını da gördük. Bu nedenle bu tür gelişmelere kuşku ile bakanlardanım. Temkinli olmamız gerektiğine inanıyorum. Örneğin 2004’te Bürgenstock müzekelerinde çözüme son derece yakınlaşmışken, dönemin Rum lideri Tassos Papadopolulos’un ‘isteksizliğine’ bizzat tanık olmuş bir gazeteciyim. Daha sonra 2017’deki Crans Montana görüşmelerinde de keza dönemin Türk ve Yunan Başbakanları Recep Tayyip Erdoğan ve Alexis Tsipras’ın İsviçre’ye davet edilerek çözüme imza atmaları beklenirken, yine dönemin Kıbrıslı Rum lideri Nikos Anastasiadis’in, Atina’nın da desteğiyle, ‘sıfır garantörlük, sıfır asker’ şartı nedeniyle Türk tarafı ikna olmamış ve yine bir hayal kırıklığı yaşanmıştı. Tarafların şimdi, Crans Montana’da yapılan son müzakerelerde elde edilen olumlu sonuçları göz önünde bulundurarak, müzakerelerin kaldığı yerden devam etmesine sıcak baktıkları gözleniyor.  Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Konstantin Kombos’un izlediğim son basın açıklamasında, “Bugüne kadar Türk tarafıyla yaptığımız müzakerelerde yüzde 85- hatta yüzde 90 oranında anlaşmaya vardık. Ama öyle bir yüzde 2-3 var ki, bu konularda bir türlü anlaşamıyoruz.  BM özel temsilcisinin taraflar arasında yaptığı görüşmelerin sonuç vereceğine inananlar arasındayım” şeklindeki ifadelerine bakacak olursak, evet, yine de de ümit kapılarının açıldığını görüyoruz. Özellikle Türkiye’nin ‘iki devletli çözüm’ şartını son zamanlarda dillendirmemesi, Rum lider Nikos Hristodoulides’in “bu kez ümitliyim” demesi ve bence en önemlisi Tufan Erhürman’ın Kıbrıs Türk liderliğine seçilmesine olumlu bakılması, bu yolda atılacak adımlarda bir dizamizmin varlığını kabul etmek lazım.

“Çözümü yokuşa süren lider rolleri değişiyor”

YENİDÜZEN: Kıbrıs sorunu tek başına Kıbrıslılar’ın değil, garantör ülkelerin de dahil olduğu bir konu. Önce Türkiye ayağıyla ilgili bir sorum var.  Türkiye, Crans Montana’nın ardından, iki devletli çözüm modelini destekleyen bir pozisyon aldı. Sizce bu aşamada oradan dönmesi mümkün mü? ‘AB ile Gümrük Birliği meselesi’ gibi konjonktürel konular, Türkiye’yi ‘al-ver’ kapsamında farklı bir pozisyona yönlendirir mi?

BERBERAKİS: Kıbrıs’ın her iki tarafında da, ‘Kıbrıs sorunu Kıbrıslılara bırakılsa sorunu kendi aralarında çözerler’ şeklinde yaygın bir söylem. Ama öyle olmadığını her defasında görmekteyiz. Rum tarafı çözümsüzlüğün nedeni olarak Merhum Rauf Denktaş’ın çözümü yokuşa sürmesini gösteriyordu. Daha sonra roller değişti; bu kez 2004’te Rum tarafında liderliğe seçilen Tassos Papadopoluos ‘çözümü yokuşa süren lider’ olarak suçlanmaya başlandı. Daha sonra Kıbrıs Türkleri’nin lideri Mehmet Ali Talat ile Rum lider Dimitris Hristofyas, -kendi ifadeleriyle- kimyaları uyduğu halde soruna yine çözüm bulamadılar. Bu konuda Kıbrıslıların kendi sorunlarını kendilerinin çözmesine izin verilmediği türünde söylentilere de tanık olduk. Rum tarafı Türkiye’yi sorumlu gösterirken, Türk tarafı Rum kesimindeki aşırı milliyetçileri çözüme engel olmakla suçladı. Dolayısıyla Hristofyas’ın ‘cesaretsizliği’ tartışma konusu oldu.

Günümüze dönecek olursak, Türkiye’nin iki devletli çözüm şartını askıya aldığını gösteren belirtiler, Kıbrıs Rumlarının AB dönem başkanı olarak ortaya koyduğu ‘ağırlıkla’ Kıbrıs sorununu AB-Türkiye ilişkilerine endeksleme uğraşılarının sonuç verdiğine inanması ve Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye ile AB Gümrük Birliği meselesine bağlanacağı söylemlerini doğuran bir ortam var. Ama yine de temkinli olmamız şart.

“Atina, Kıbrıs Rumlarının iç ve dış politikasına karışmak istemiyor.”

YENİDÜZEN: Ve Yunanistan... Örneğin Holguin’in girişimi konusunda Kıbrıs’ta temkinli bir iyimserlik hakim. Peki Atina’da durum ne? Yunanistan hükümeti süreçte nasıl bir tavır alıyor?

BERBERAKİS: Yunanistan, Kıbrıs sorununun çözümünü en çok isteyen taraf olmasına rağmen, Kıbrıs Rumlarının politikası üzerinde herhangi etkisi yok diyebiliriz. Bu da Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği askeri operasyondan önce Atina’daki askeri cunta yönetiminin 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ın o dönemdeki yasal Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı düzenlediği darbeden kaynaklanıyor. Yunanistan cunta yönetiminin darbesiyle Türkiye’nin Kıbrıs’a çıkmasından kendisini sorumlu gösterdiği ve Kıbrıs Rumları da Yunanistan’ı suçladığı için Atina, Kıbrıs Rumlarının iç ve dış politikasına karışmak istemiyor. Kısacası Atina Kıbrıslı Rumlara “Siz ne karar verirseniz biz sizin arkanızda oluruz” demekle yetiniyor. Bu nedenle Atina’nın Kıbrıs konusundaki bu yeni hareketlenmede Kıbrıs Rumlarını yönlendirecek bir hamlede bulunması beklenemez. Aynı nedenlerle, Yunan hükümeti, halen “Kıbrıs Rumlarının arkasındayız” demekten öteye gitmiyor.

“Kıbrıs sorunu çözülürse, Ege ve Doğu Akdeniz kaynaklı Türk-Yunan anlaşmazlıklarının çözüm yolu da açılır.”

YENİDÜZEN: Türkiye ve Yunanistan’ın iki garantör olarak etkin biçimde sürecin içinde olduğunu konuştuk. Ancak bu iki ülkenin tarihsel olarak birbirleriyle olan bölgesel sorunları da Kıbrıs sorununa ciddi yansıma yapıyor. Bu iki sınır komşusunun yaşadığı sorunlar (Örneğin deniz yetki alanları, kıta sahanlığı, karasular, hava sahası, adaların silahlandırılması vb) Kıbrıs sürecini olumsuz etkiler mi?

BERBERAKİS: Kıbrıs sorunu doğal olarak Türk-Yunan ilişkilerini doğrudan etkiliyor. Kıbrıs sorununa şu veya bu şekilde bir çözüm bulunursa, Ege ve Doğu Akdeniz kaynaklı anlaşmazlıklara daha kolay çözüm yollarının açılacağına inanıyorum. Şöyle ki; Doğu Akdeniz’de çıkarılan (Kıbrıs,Mısır, İsrail) gaz, Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye, Türkiye üzerinden de Avrupa’ya minimum masrafla ve kolayca geçebilecek. Kaldı ki, Kıbrıs adasının Münhasır Ekonomi Bölgeleri (MEB) açıklığa kavuşacağından, bu, Ege’deki MEB alanlarının aynı yöntemle belirlenebileceği ihtimalini güçlendirecek.

Türk-Yunan anlaşmazlıkları zincirine eklenen yeni halkalardan biri de Doğu Akdeniz’de 2020 yılında, adaların silahlandırılması konusunda yaşanan kriz oldu. Yunanistan, 1964’ten buy ana adaları, savunma maksatlı silahlandırdığını hiçbir zaman gizlemedi. 1974 Kıbrıs operasyonlarından sonra olası bir savaşın çıkabileceği olasılığından hareket ederek adaları daha çok silahlandırmasına rağmen, Türkiye’nin 2020 krizine kadar sessiz kalmış olması da düşündürücü.

“Garantörlük konusu en kolay çözümlenebilecek konuların başında geliyor.”

YENİDÜZEN: Kıbrıs sorununun ana anlaşmazlık unsurlarından biri de garantiler meselesi. Ancak son zamanlarda bu anlaşmazlığın NATO üzerinden çözümlenebileceğine ilişkin bir gündem de oluşmuş durumda. Bu sizce gerçekleşebilir bir olasılık mıdır?

BERBERAKİS: Bana göre garantörlük konusu en kolay çözümlenebilecek konuların başında geliyor.  Kıbrıs’taki taraflar eğer üzerinde anlaşabilecekleri bir çözüm bulabilirse, gerek AB, gerekse Türkiye’nin ve Yunanistan’ın da dahil olabileceği NATO ülkeleri, Kıbrıs adasının geleceği konusunda ‘kefil’ olabilir. AB bu konuda zaten ilk işaretlerini vermiş bulunuyor. Önemli olan tarafların Kıbrıs sorununa gerçekten bir çözüm bulunmasını istemesi. Eğer samimi bir niyet yoksa bir yarım asır daha bekleneceğe benziyor.

Özel Haber Haberleri