‘İlk nakil, önemli başarı’

Kuzey Kıbrıs’ta ‘İLK BÖBREK NAKLİ’nin gerçekleştirildiği operasyonun kahramanı Murat Porsnok, YENİDÜZEN’le buluştu

 

 

• “Babam biliyormuş gibi, ‘Ben böbreğimi sana vereceğim, benim böbreğim olur’ diyordu, tahlil sonuçları da olumlu çıktı, bütün dokular uydu” diyen 22 yaşındaki Murat Porsnok, babasının böbreğiyle yaşama daha mutlu gözlerle bakmaya başladı…

• Kuzey Kıbrıs’ta ‘İLK BÖBREK NAKLİ’nin kahramanı Murat Porsnok, Türkiye’den gelen hocalara, Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi Üroloji Servisi’ndeki doktorlara, yıllardır kendisini takip eden Dr. Deren Oygar’a, fazladan çalışarak kendisine yardımcı olan tüm hemşirelere de teşekkür etti.

• “MURAT’IN HAYATI KURTULDU… ONU BÖYLE GÖRMEK HER ŞEYE DEĞER…” 22 yaşındaki oğluna düşünmeden böbreğini veren babası Abdullah Porsnok ve Murat’ın annesi Semra Porsnok, yaklaşık 12 yıldır böbrek hastası oğullarının bugün sağlığına kavuşmasının mutluluğunu yaşıyor…


Meltem SONAY

Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nde babadan oğluna yapılan ilk böbrek naklinde, 22 yaşındaki Murat Porsnok taburcu olmayı bekliyor.

Organ nakline ilişkin yasanın Meclis’ten geçmesinin ardından, ilk kez bir organ nakli ameliyatının gerçekleştirildiği Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nde, 22 yaşında böbrek nakli gerçekleştirilen Murat Porsnok, oğluna böbreğini veren babası Abdullah Porsnok ve başından beri organ nakli ile ilgili çalışmaların içerisinde bulunan Nefroloji Uzmanı Dr. Düriye Deren Oygar’la, ‘İLK ORGAN NAKLİ’ detaylarını konuştuk.

Murat Porsnok:  “Çok iyi hissediyorum, her şey yolunda”

Kuzey Kıbrıs’ta ‘İLK BÖBREK NAKLİ’nin gerçekleştirildiği operasyonun kahramanı Murat Porsnok, taburcu olmaya hazırlanıyor.

28 Temmuz tarihinde operasyonu gerçekleşen Murat, halen Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ndeki özel odasında müşahede altında…  Bugün- yarın dikişlerinin alınıp taburcu olmayı bekleyen 22 yaşındaki Murat, ‘çok iyi hissediyorum, her şey yolunda ’ derken, operasyondan önce de hiçbir korku ve endişesi olmadığını ifade etti.

“İlk olduğu için daha da şanslı olduğumu düşündüm”

“Ameliyata girmeden önce de hiçbir korkum yoktu, her şeyin iyi geçeceğini biliyordum, öyle de oldu” diyen Murat Porsnok, “İlk olduğu için daha da şanslı olduğumu düşündüm, hiçbir aksi durumun gelişeceğini düşünmedim, doktorlarımız sayesinde her şeyin iyi olacağından emindim” şeklinde konuştu.

“Babam biliyormuş gibi ‘ben böbreğimi sana vereceğim, benim böbreğim olur’ diyordu”

2003 yılından beri böbrek hastası olduğunu ve ilaç tedavisinin ardından diyalize başlandığı süreçte nakilin de gündeme geldiğini anlatan Murat Porsnok, “Değerlerim yükselince diyalize başladım, 5 ay sonra da nakil oldu” dedi.

“Babam biliyormuş gibi, ‘ben böbreğimi sana vereceğim, benim böbreğim olur’ diyordu, tahlil sonuçları da olumlu çıktı, bütün dokular uydu” diyen Murat Porsnok, babasının böbreğiyle yaşama daha mutlu gözlerle bakmaya başladı.

“Artık haftada 3 defa diyalize girmek zorunda değilim…”

Naklin üzerinden 15 gün geçtiğini, 3. günden itibaren ağrısı da kalmadığını ifade eden Murat Porsnok, “Artık haftada 3 defa diyalize girmek zorunda değilim, 4 saat boyunca yatağa bağlı kalmak zorunda değilim. Kendi ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum artık, diyalizde vücutta su birikiyordu, idrar çıkımı az oluyordu, şimdi öyle bir şeyim yok… Vücudumda su kalmıyor, böbreğim de çalışıyor çok şükür…” sözleriyle nakilden sonra hissettiklerini aktardı.

“Tüm doktor ve fazladan çalışarak bana yardımcı olan hemşirelere teşekkür ederim…”

Kuzey Kıbrıs’ta ‘İLK BÖBREK NAKLİ’nin gerçekleştirildiği operasyonun kahramanı Murta Porsnok, Türkiye’den gelen hocalara, Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi Üroloji Servisi’ndeki doktorlara, yıllardır kendisini takip eden Dr. Deren Oygar’a, fazladan çalışarak kendisine yardımcı olan tüm hemşirelere de teşekkür etti.

-----------------------------------------------------------------------------

22 yaşındaki oğluna düşünmeden böbreğini veren babası Abdullah Porsnok, bugün oğlunun sağlığına kavuşmasının mutluluğunu yaşıyor…

 

“Murat’ın hayatı kurtuldu… Onu böyle görmek her şeye değer…”


22 yaşındaki oğluna düşünmeden böbreğini veren babası Abdullah Porsnok ve Murat’ın annesi Semra Porsnok, yaklaşık 12 yıldır böbrek hastası oğullarının bugün sağlığına kavuşmasının mutluluğunu yaşıyor.
“Biz önce Allah’a, sonra doktorlarımıza güvendik” diyen Abdullah Porsnok, akıllarına hiç olumsuz bir şey gelmediğini, ‘olur mu, olmaz mı’ diye düşünmediklerini ifade etti.

“Hiçbir şey olmaz, ben ikinci gün taburcu oldum”

Hastanede 3 aydır kendilerine detaylı bilgi verildiğini, gerekli tüm tetkiklerin yapıldığını aktaran baba Abdullah Porsnok, “Oğluma böbreğimi verdiğim için çok mutluyum. Uyan insanlar hiç düşünmesinler, versinler… Hiçbir şey olmaz, ben ikinci gün taburcu oldum” diyor.

“Yeter ki uysun… Kimse korkmasın, ihtiyacı olan kardeşine, oğluna, akrabasına versin” diyen Abdullah Porsnok, “Murat’ın hayatı kurtuldu… Onu böyle görmek her şeye değer… Diyaliz çok zor, insan her gün eriyor… Uyduktan sonra insan ne gerek var diyor” şeklinde konuştu.

Semra Porsnok: “Yardım eden, bizi bu yola koyan herkese binlerce defa teşekkür ediyorum”

Murat’ın annesi Semra Porsnok’un gözü halen yaşlı… Ama bu kez mutluluk gözyaşları döken Semra Porsnok, ‘Evlat gibi bir şey yok’ diyor…

“Çok mutluyum” diyen anne Semra Porsnok, “Yardım eden herkese, bizi bu yola koyan herkese binlerce defa teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

“Evlat gibisi yok… Onun acı çektiğini görmek, günden güne eridiğini görmekten bambaşka bir acı…” diyen anne Semra Porsnok, herkese, her şey için teşekkürlerini yinelerken, “Hem güzel, hem de çok zordu… Ama binlerce şükür, ikisini de bize bağışladı” dedi.

-----------------------------------------------------------------------------


Nefroloji Uzmanı Dr. Düriye Deren Oygar: “Nakil ve diyaliz hayati bir tedavi”


• Son dönem böbrek yetmezliği hastalarının dünyada olduğu gibi ülkemizde de arttığına işaret eden Dr. Deren Oygar, hastaların kendi ülkelerinde organ nakli şansını elde etmesinin önemine vurgu yaptı…


2008 yılının sonunda Avrupa Birliği yasa uyum çalışmaları çerçevesinde Hücre, Doku ve Organ Nakli’nin de gündeme geldiğini anımsatan Nefroloji Uzmanı Dr. Düriye Deren Oygar, bu konuda bir yasal boşluk olduğunu ve AB’nin direktiflerine uyumlu olarak bir yasa hazırlanması çalışmalarına başlandığını ifade etti.

“Çok detaylı bir yasa hazırlandı”

Düzenlenen yıllık program çerçevesinde, AB’den uzmanlar gelirken, Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Hücre, Doku ve Organ Çalışma Grubu’nun da oluşturulduğunu kaydeden Dr. Oygar, grupta kendisiyle birlikte genel cerrah, anestezi uzmanı, Yataklı Tedavi Kurumları Dairesi Müdürü, zaman zaman Sağlık Bakanlığı avukatı ve başhekimin de gruba dahil olduğunu belirtti.

Kendisinin çalışmaların başından itibaren bu çalışma grubunda yer aldığını kaydeden Dr. Oygar, yıllar içerisinde yasa çalışmasının yapıldığını, eğitim için yurt dışına gidildiğini, zaman zaman yurt dışından gelip eğitimler verildiğini ifade etti.

“Öncelik ‘Organ Transplantasyonu’na verildi”

Oldukça detaylı bir yasa hazırlandığını ve son bir iki yıl içinde de yasanın daha yoğun çalışılarak Sağlık Bakanlığı’nca Meclis’e gönderildiğini, Meclis alt komitesindeki çalışmaların ardından da yasallaştığını anımsatan Dr. Oygar, yasa altında yapılması gereken tüzükler arasında da önceliğin ‘Organ Transplantasyonu’na verildiğine işaret etti.

Dr. Deren Oygar, ‘Organ Transplantasyonu Tüzüğü’nün de aynı grubun çalışması ile tamamlanmasının ardından Bakanlar Kurulu’ndan geçtiğini ifade etti.

“Böbreğin %15’in altında çalıştığı 5. evre böbrek yetmezliği aşamasında, ya diyaliz, ya da böbrek nakli…”

Böbrek hastalarının sadece son dönem böbrek hastaları olmadığına, birçok evrede böbrek hastaları olduğuna işaret eden Dr. Oygar, ‘Son dönem böbrek yetmezliği’ denilen, hastaların böbreklerinin %15’in altında çalıştığı 5. evre böbrek yetmezliği aşamasındaki hastaların ya diyalize alınmak ya da nakil yapılmak durumunda kalındığını belirtti.

Bu evredeki hastaların nakil için genellikle Türkiye’ye, sigorta sisteminin orada iptal edilmesinden önce 3-4 yıl öncesine kadar da Güney Kıbrıs’a gittiğine işaret eden Dr. Oygar, “Kadavra nakli için ise hastalarımızın çok bir şansı yoktu” şeklinde konuştu.

“Kadavra naklinin ülkeye getirilebilmesi çok önemliydi”

Canlı vericisi, yani çok yakını, akrabası olmadan hastaların yasal olarak ‘canlı vericisi’ olmasının mümkün olmadığını kaydeden Dr. Oygar, bu gibi hastalara özellikle bu ülkede de kadavra nakli, yani ölüden nakil, olabilmesi için yasanın çok önemli olduğuna vurgu yaptı.

“Bana sorarsanız yasanın en önemli kısmı oydu… Kadavra naklinin ülkeye getirilebilmesi” diyen Dr. Deren Oygar, kadavra naklinde bekleme listeleri olduğunu ve 60 milyonluk Türkiye’de böyle bir listeye yazıldığında bekleme süresinin çok uzun olduğuna değindi.

Gelişmiş ülkelerde kadavra nakli ile organ naklinin ön planda olduğu bilgisini de paylaşan Dr. Oygar, Türkiye’de ise canlı nakillerin daha ön planda olduğuna işaret etti.

İnsanların kendi ülkelerinde kadavra nakli şansı olmasının büyük bir ayrıcalık olduğunun altını çizen Dr. Oygar, “Çünkü canlı nakil şansı olmayabiliyor… Bu nedenle kendi ülkemizde bunu başlatabilmek çok önemliydi” dedi.
Canlı nakil için de hasta yurt dışına gittiği zaman, kendisiyle birlikte vericisinin de, kendisine bakması için bir başkasının da gitmesi gerektiğine, böyle bir ameliyattan sonra da bağışıklık sistemi baskılandığından bir süre hastanede kalması gerektiği için kısa sürede dönülemediğine işaret eden Dr. Oygar, kendi ülkesinde nakil yapılmasının bu anlamda da önemli olduğuna vurgu yaptı.

Dr. Deren Oygar, “Canlı nakillerin de ülkede yapılması, hem hastanın rahatlığı açısından, hem de devletin ekonomisi açısından daha önemli” şeklinde konuştu.

Kadavra nakilleri için de beyin ölümü ekibini kurmak, özel bir otomasyon sistemi kurmak, bağışlar için halka da bilgiler vermek gibi planlamalar olduğunu belirten Dr. Deren Oygar, “Böbrek nakli Kuzey Kıbrıs’ta ilk organ naklidir ama bundan sonra bunun devamı hem de geliştirilmesi ve kadavra nakillerinin de eklenmesi için daha yapacak çok iş var” dedi.


“Organ transplantasyonu sadece bir ameliyat değil…”

Yasa çalışmaları son aşamasına gelindiğinde hastanede de çalışmaların başladığına işaret eden Nefroloji Uzmanı Dr. Deren Oygar, organ transplantasyonunun sadece bir ameliyat olmadığına işaret etti.

Dr. Deren Oygar’ın ifadeleri devamla şöyle:
“Ameliyatı da çok önemli, olduğu gibi bir canlı organı çıkartıp bir başkasına koyuyorsunuz ama bunun yanında bir de bir sürü tıp dalının olayın içinde olmasını gerektirir. Bağışıklık sistemi baskıların, özel ilaçları vardır, İlaç Eczacılık Dairesi ile bütün bu ilaçların temini için çalışmalar başlatıldı.

Özel tetkikleri, özel ilaç düzeyleri vardır, ilaç düzeylerinin yapılması için laboratuarla görüşmeler yapıldı, bu makineler alındı.

Hemşire hizmetleri önemlidir… Gerek hastanın öncesi hazırlığında, tıp disiplini ile bağlantı içerisine geçilir, toplantılar yapılır.

Öncesinde de bayağı uzun bir hazırlığı var ve bunun için de dediğim gibi multi -disipliner bir yaklaşım gerekiyor. Gerek dahili ve cerrahi tıbbın birlikte çalışması, gerekse laboratuar ve hemşirelik hizmetlerinin, temizlik hizmetlerinin bile çok özenli çalışması gerekiyor.

Organ transplantasyonu oldukça geniş kapsamlı bir tedavi şeklidir. Zaten hastanelerin de, ‘kalite sistemi’ için kontrol edilirken transplantasyona yetkin kılınabilmesi için, en üst düzeyde olduğu kabul edilir”.

Hacettepe’den bağımsız nakil için hazırlık ve eğitimler sürecek

Hücre, Doku ve Organ nakli çalışmaları sırasında, Hacettepe Üniversitesi ile de bir protokol imzalandığını ifade eden Dr. Oygar, “Mutlaka olması gerekenler ameliyata kadar hazırlandı ama bazı eksik hizmetlerin bir, bir buçuk yıl içerinde hazırlanması, eğitimlerin ve gerekli diğer tüm hizmetlerin hazırlanması için de çalışma devam edecek” şeklinde konuştu.

Hacettepe’den bağımsız, organ transplantasyonunu Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nde yapılabilmesi için eğitimlere de devam edileceğini yineleyen Dr. Oygar, protokolün de bunu öngördüğünü kaydetti.

“Verici olmadığı için diyaliz hastaları artıyor…”

Tüm hastalarda, engelleyecek bir durum yoksa transplantasyonun diyalizden de önce ilk tercih olduğuna ama özellikle genç hastalarda transplantasyonun tercih edildiğine vurgu yapan Dr. Oygar, herkesin canlı vericisi veya kadavra vericisi olmadığı için dünyada olduğu gibi ülkemizde de diyaliz hastalarının arttığına işaret etti.

“Başvuran ve tetkikleri devam eden alıcı ve vericiler var”

Dr. Oygar, 12 yaşından beri böbrek yetmezliği olan ve Mart ayından bu yana da hemodiyalize giren Murat’a babasının böbreğini vermek istemesi üzerine, tüm tetkiklerinin yapıldığını ve gerek Murat’ın, gerekse de babanın testlerine problem olmadığının görülmesi üzerine naklin yapılmasına karar verildiğini ifade etti.

Alıcı ve vericinin Nefroloji’ye başvurması durumunda, aşama aşama tetkikler olduğuna değinen Dr. Oygar, önce kan grubu uyumuna, vericinin önemli bir hastalığı olup olmadığına, akciğer kontrollerine ve uyumlarına bakıldığına ve böbrek damarı kontrolü için anjiyoya gidildiğine işaret etti.

Nefroloji’ye başvuran başka alıcı ve vericilerin de olduğuna, onların da tetkiklerinin devam ettiğine değinen Dr. Oygar, tetkiklerde bir problem çıkmaması durumunda onlara da nakil yapılabileceğini kaydetti.

Verici birkaç gün, alıcı 15 gün içinde taburcu…

Nakilde alıcı ve vericinin ameliyatlarının da yan yana iki ameliyathanede, eş zamanlı yapıldığını belirten Dr. Deren Oygar, bir ekibin alıcının, bir ekibin de vericinin ameliyatına girdiğini belirtti.

Vericinin ameliyattan sonra kısa bir sürede taburcu edilebildiğini, alıcının ise babası bile olsa karşı bir reaksiyon geliştirmemesi için yüksek doz bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullandığından 15 gün kadar hastanede kalması gerektiğini ifade etti.

“Ülkeye umut beslememe neden oldu…”

Son dönem böbrek yetmezliği hastalarının dünyada da, ülkemizde de arttığına işaret eden Dr. Deren Oygar, bu hastalara nakil şansı verilmesinin çok önemli olduğuna vurgu yaptı.

Çok uzun süreli bir amaca ulaşma süresi geçirildiğini ama sonuçta ulaşabilindiği için çok mutlu olduğunu ifade eden Dr. Oygar’ın ifadeleri devamla şöyle:
“Herkesin ismini buradan tek tek saymak zor ama sizin aracılığınızla yıllar boyunca birlikte çalıştığım doktor arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı çalışanları, milletvekilleri, hukukçu arkadaşlara, Diyaliz ve Böbrek Hastaları Derneği’ne, Tabipler Birliği’ne, hastanede Üroloji ve Diyaliz Servisleri doktorlarına ve hemşirelerine gerçekten kendi adıma ve hastalarım adına çok çok teşekkür etmek istiyorum.

İnsanlar bunu gerçekten istedikleri ve sevdikleri için yaptılar, kimsenin bir kazancı yoktu bu konuda… Bazen ülkede umutsuzluğa kapılıyorum… İnsanlar çok bencilleşti, dejenerasyon var, herkes kendini düşünüyor, yasal olmayan bir sürü şey yapılıyor, hukuka uyulmuyor gibi… Biz dönem dönem bu yolu yürürken, umutsuzluğa kapıldığımız, yasayı tamamlayamayacağımızı, bir şekilde tamamlasak bile hekim, hemşire arkadaşlarımızdan destek göremeyeceğimizi düşündüğümüz oldu ama bu kadar olumsuz şeylere rağmen bunun başarılabileceğini görmek, benim için ülkeye umut beslememe neden oldu. Çalışan, bir şeyler yapmak isteyen ve toplumu düşünen insanlar halen var demek ki…”

“Nakil ve diyaliz hayati bir tedavi”

Nakilin son dönem böbrek yetmezliğinin bir tedavisi olduğuna işaret eden Dr. Deren Oygar, hastalık arttığı için bu tedavilerin de burada yapılması gerekliliğine işaret etti, “Nakil ve diyaliz hayati bir tedavi” dedi.

Onun öncesinde bu noktaya gelinmeden engelleyici tedavilerin de çok daha önemli olduğuna işaret eden Dr. Oygar, hasta sayısının çok arttığına, bütün hastalar için bilinen risk faktörlerinin böbrek hastaları için de mevcut olduğuna, bu anlamda da toplumun eğitilmesi için bazı çalışmalar yapılması gerekliliğine vurgu yaptı.

İlgili Haberler

Özel Haber Haberleri