Cinsel şiddet, çoğu zaman yalnızca fiziksel bir saldırı olarak düşünülür. Oysa gerçek bundan çok daha derindir. Cinsel şiddet; bir kişinin bedenine, sınırlarına ve varoluşuna yönelik bir ihlaldir. Bu ihlal yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir meseledir. Çünkü cinsel şiddet, yaşadığımız toplumun normlarından, öğretilerinden ve görmezden gelinen eşitsizliklerden beslenir.
Dünya Sağlık Örgütü cinsel şiddeti, bireyin onayı olmadan gerçekleştirilen tüm cinsel içerikli eylemler olarak tanımlar. Bu tanımın altını özellikle çizmek gerekir. Çünkü toplumda cinsel şiddet denildiği zaman akla hâlâ yalnızca ‘tecavüz’ gelir. Oysa onay dışı her temas, her söz, her ima, her görüntü de bu kapsamın içindedir. Israrla sürdürülen mesajlar, rahatsız edici bakışlar, cinsel içerikli şakalar, izinsiz paylaşılan görüntüler. Bunların hiçbiri ‘küçük şeyler’ değildir. Belki de en zor olan gerçek, cinsel şiddetin yalnızca yabancılar tarafından değil; bir arkadaş, bir partner, bir aile üyesi ya da otorite figürü tarafından gerçekleştirilebileceğidir. Bu yüzden cinsel şiddetle mücadele yalnızca ‘tehlikeli yabancılardan korunmak’ değildir. Tam da bu noktada onay kavramını yeniden hatırlamak gerekir. Onay; açık ve özgür bir iradeyle verilmiş, her an geri çekilebilen bir ‘evet’ demektir. Onayı net konuşmadığımız sürece, gri alanlar şiddetin saklanabileceği alanlara dönüşür.
Cinsel şiddetle mücadelede bireysel sorumluluklarımız çoğu zaman küçümsenir. ‘Ben ne yapabilirim ki?’ sorusu sıkça sorulur. Oysa değişim tam da gündelik hayatın içinden başlar. Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin hazırladığı öneriler bu anlamda oldukça yol göstericidir. Bir çocuğun izlediği şiddet sahnesi üzerine konuşmak, cinsiyetçi kalıpları sorgulamak, birinin bedenine saygı duymayı öğretmek. Bunlar küçük gibi görünen ama etkisi büyük adımlardır. Çocuklara ‘istemediğin bir temasa hayır diyebilirsin’ demek yalnızca bir cümle değildir. Bu, bir çocuğa bedeninin kendisine ait olduğunu öğretmektir. Aynı şekilde bir çocuğun sarılmak istememesine saygı duymak, ona sınır koymanın normal ve gerekli olduğunu göstermektir. Şiddetin önlenmesin tam da bu erken öğrenmelerle mümkündür. Toplumsal cinsiyet rolleri ise bu meselenin merkezinde yer alır. ‘Erkekler ağlamaz’, ‘kız gibi davranma’, ‘adam ol’ gibi ifadeler yalnızca basit sözler değildir; duyguları bastırmayı, güç üzerinden ilişki kurmayı ve şiddeti meşrulaştırmayı öğretir. Bu kalıplar sorgulanmadığı sürece şiddet kendine zemin bulmaya devam eder. Cinsel şiddetle mücadele aynı zamanda tanıklık etmeyi de içerir. Şiddet içeren bir söyleme, bir şakaya ya da bir davranışa sessiz kalmamak önemlidir. Evet, tepki göstermek her zaman kolay değildir ama bazen bir cümle, bir itiraz, bir ‘bu doğru değil’ demek dahi dönüşümün başlangıcı olabilir. Bu mücadelede medyanın ve sosyal medyanın rolü de büyüktür. Şiddeti normalleştiren içeriklere karşı eleştirel bir duruş geliştirmek, eşitliği destekleyen paylaşımlar yapmak ve doğru bilgiye ulaşmak önemli adımlardır. Çünkü bilgi, farkındalığın en güçlü araçlarından biridir. Unutmamamız gereken bir diğer önemli nokta ise cinsel şiddetin önlenebilir olduğudur. Bu, kader değildir. Bu, ‘olur böyle şeyler’ denilecek bir durum hiç değildir. Cinsel şiddet; öğrenilen bir davranış olduğu gibi, değiştirilebilen ve önlenebilen bir sorundur. Bu yüzden mücadele yalnızca cinsel şiddete maruz kalan kişileri desteklemekle sınırlı kalmamalı; aynı zamanda şiddeti üreten sistemleri de dönüştürmelidir. Bu noktada kurumlara da önemli sorumluluklar düşer. Okullar, üniversiteler, sağlık kurumları ve iş yerleri güvenli alanlar oluşturmalı, farkındalık eğitimleri düzenlemeli ve şiddet karşısında net politikalar (sıfır tolerans gibi) geliştirmelidir.
Son olarak şunu söylemek gerekir; cinsel şiddetle mücadelede bir günün, bir kampanyanın ya da birkaç paylaşımın konusu değildir. Bu sürekli bir farkındalık, kararlılık ve dayanışma gerektirir. Her birimiz bu mücadelenin bir parçasıyız. Kullandığımız dilde, kurduğumuz ilişkilerde, verdiğimiz tepkilerde bu sorumluluğu taşırız. Sessiz kalmadığımızda, sorguladığımızda ve değiştirmeye kendimizden başladığımızda dönüşüm mümkün. Çünkü cinsel şiddetle mücadele, yalnızca bir sorunu ortadan kaldırmak değil daha eşit, daha güvenli ve daha saygılı bir toplum inşa etmektir.