Barış özlemiyle müzikte 40 yıl

Muhittin Yangın ile “Yarım Ada” adlı bestesi dolayısıyla buluştuk ve deneyimli sanatçı ile Grup SOS merkezli olarak müzik tarihimizin kıyısında keyifli bir yolculuk yaptık.

Murat OBENLER

Müzik yaşamında 40 yılı dolduran, ülkemizin rock ve protest müzik denilince akla gelen en önemli gruplarından SOS’in davulculukla başlayıp solistlikle devam eden güçlü sesi Muhittin Yangın ile “Yarım Ada” adlı bestesi dolayısıyla buluştuk ve deneyimli sanatçı ile Grup SOS merkezli olarak müzik tarihimizin kıyısında keyifli bir yolculuk yaptık.
 

“4 genç idealist bir bakış açısıyla müzik yapabilmek amacıyla SOS’i kurduk”

Muhittin Yangın denildiğinde adını birlikte anmamız gereken bir değer de SOS Grubu’dur. Sizin müzikal yolculuğunuz da çoğunlukla SOS ile birlikte ilerledi. SOS ülkemizin en uzun soluklu gruplarından birisi olarak hala daha sosyal, toplumsal, sanatsal yaşamımıza önemli katkılar sunmaya devam ediyor. O yüzden kurucularından birisi olarak bu ülkemizin yaşayan müzik okullarından SOS’in kuruluşuna değinerek başlamak isterim. Geçmişimizi yeteri kadar bilmediğimiz gerçeğinden yola çıkarak özellikle genç okurlarımıza bu tür geçmişe dönük bilgileri de sunmayı önemsiyorum. 

Muhittin Yangın: 1980’lerin sonunda davulda ben, bas gitarda Mehmet Özçelik, gitarda Kamil Atik ve solist-gitarda Mehmet Zeyin(Even) idealist bir bakış açısıyla müzik yapabilmek amacıyla SOS’i kurduk. İdealist bir bakış açısıyla hep Dire Stairs, Pink Floyd, Deep Purple, Iron Maiden vb. gibi grupların şarkılarını çalarak bu yolculuğa başladık. O yıllarda ülkemizde yabancı müzik dinleyen insan sayısı daha çoktu. Pop müzikte ise Madonna, Abba, Boney M., Sting, The Police gibi isimler çok dinleniyordu. Şimdi gençlerin Arabesk ağırlıklı müzik dinlediğini gözlemliyoruz. 

“SOS üyeleri müzik eğitimi almamıştı ama bir okul gibi birçok müzisyenin bu okuldan geçtiği bir yer oldu”

SOS grubundaki değerli arkadaşların müzik eğitimi (konservatuvar) var mıdır?

Muhittin Yangın: Hiçbirisinin yoktur. O zaman müzik eğitimi almak hem tercih edilmezdi hem de pek kolay değildi. Biz müzisyeniz ve müzik yapıyoruz dediğimizde “E hade inşallah siz de bir iş bulursunuz kendinize” denilerek müzisyenlik meslekten sayılmıyordu. 1987’de kurulduğumuzda grubun ilk davulcusu bendim, 90’ların ortasında davulu bıraktım. Sonra başka arkadaşlar davulda emek verdi, ter döktü. Aslında senin de altını çizdiğin gibi SOS bir okul gibi birçok müzisyenin bu okuldan geçtiği, bir şeyler kattığı bir yer oldu. 

Geçim sıkıntısı ve maddi kaygılar bir yandan, yaptığımız idealist müziğin kabul görmemesi (bir kesimde çok saygı duyulması, sevilmesi ve kabul görmesine rağmen) diğer yandan 1990’ların ilk çeyreğinde bizi düğün yapmaya itti. İlk sinemalarda (Vatan Sineması, Barış Sineması, Canbolat Sineması) çıkardık ve gündüz matinelerine öğrenciler çok ilgi gösterirdi. Zamanın düğünlerde çıkan grupları Gazi Set, Esenyeller, Güzelyurt Gelişim, Halkalar, Girne Gelişim, Jazz Mania idi. Yakın zamanda rahmetli olan Tezer Esenyel abimizi de buradan anmak isterim çünkü müthiş bir müzikal zeka ve icranın yanı sıra birçok müzisyene ışık oldu, elinden tuttu, yol gösterdi. Biz de maddi kaygılarla düğünlerde çıkmaya başladık. Atatürk Parkı bu yerlerin başında gelir.  40-50 yabancı parça çalan SOS’te bunlar 2-3’e düştü ve onun yerini Ghypsy Kings ve ona benzer eğlenceli müziklerden oluşan bir repertuar aldı. Bu süreçte ben davuldan solistliğe geçtim. 

“1993’te Türkiye’de bize yapılan tarzınızı değişin teklifini reddederek adaya geri döndük”

“Düşünen Hayvan” şarkısına ayrı bir parantez açmak isterim çünkü bir SOS legend parçası olarak ölümsüz olduğuna inananlardanım. Hikayesini senden dinlemeyi çok isterim. 

Muhittin Yangın: 1990 yılında Kazım Özalp’in stüdyosunda aranjörlüğünü Ersen Sururi’nin yaptığı “Kalbimizdeki Prensese” adlı kasetin kayıtlarını yaparak ilk ve tek albümümüzü çıkardık. Ben o dönemde hem davuldaydım hem de solisttim. Gürhan Nalbantoğlu arkadaşımız tam da o dönemde gruba dahil oldu. Ben de sade solistliğe geçtim. Ben sahne konusunda çok iyiyim(Bunu 2003 Annan Planı referandumu döneminde daha çok gördük). Söz ve bestesi Kamil Atik’e ait olan Düşünen Hayvan şarkımız da albümde yer almıştı. Bu parça bizim her konserimizde, bar programımızda neredeyse istenen bir parçamızdır. SOS olarak 1993’te albümümüzü plak şirketi sahiplerine sunmak için Türkiye’ye de gitti. Orada bir ay kaldık ve tarzımızı değişirsek piyasada iyi iş yapabileceğimiz tavsiyesi sonunda kendi müziğimizden taviz vermedik, o önemli teklifi reddederek adaya geri döndük. 

“1997’de bir teklif üzerine ailemle Avustralya’ya gittim ve Grup Sıla’yı kurarak önemli konserler verdik”

Senin gruptan ayrıldığın bir dönem olduğunu da biliyorum. O dönemde nasıl çalışmalar yaptın?

Muhittin Yangın: Evet 1997’de bir teklif üzerine ailemle Avustralya’ya gittim. Bu gidişim grup adına iyi bir şey olmamıştı ve haklı sitemleri de olmuştu ama hayat şartları (daha iyi bir yaşam umuduyla) beni bu tercihi yapmaya da itmişti. O dönemde Yusuf Çerkez gruba davulcu olarak katıldı. Mehmet Zeyin gitar yanında solistliğe de geçti. SOS’ten birçok davulcu geçti aslına bakarsan. Bu arkadaşlarımıza ek olarak Sedat Avcan da davulda bizimle ter döktü. Davulcu ülkemizde en zor bulunan ekip elemanıydı o yüzden bir davulcu birden çok grupta sahne alırdı. Tabi ki 1990’lardan 2000’li yılların ortasına kadar daha çok gruplarla anılan müzisyenler mevcuttu ve o isim sadece o grupla çalardı. Sevgi, saygı, aidiyet duygusu, birlikte üretmeye inanç ve arkadaşlık da vardı. 

Avustralya’da Grup Sıla adında bir grup oluşturduk ve önemli şehirlerde çok önemli konserler verdik. Yine 1999’da Tarkan’ın alt grubu olarak SOS sahne aldı. (Tarkan’ın alt gruplu konseri çok azdır). 2004’de de Kıbrıs’a geri döndüm ve Referandum sürecine kadar gidecek dinamik bir toplumsal mücadelenin ortasına düştüm. Tabi benim dönme kararımda bu çözüm umutları ile esen barış rüzgarları ikliminin çok büyük etkisi var. 

“2004 Referandum döneminde çok önemli bir misyon üstlendik. Şarkılarımız ortak istencimizin notalara dökülmüş hali oldu”

Benim açımdan SOS sağlam bir kimliktir, karakterdir. Kıbrıslı Türkler’in Çözüm ve Barış Mücadelesi’nin en tepeye çıktığı, dünyayla bütünleşmeye en yakın olduğu 2000’lerin başındaki süreçte toplumsal mücadelenin de itici gücü oldu. 

Muhittin Yangın: Benim olmadığım dönemde SOS yine ayakta kaldı ve müzikal hayatını sürdürdü. Grup Major ile birleşerek bir çatı grup yaptılar. Kemal Ruso solist oldu, Barış Batman davulda çaldı, Emir Kasapoğlu klavye, Kamil Atik gitar ve Kemal Özçelik de bas gitarda sahne aldı. Ben gelince klasik ekip kadrosunu tekrar oluşturduk ve toplumsal mücadeledeki yerimizi aldık. Çözüm ve Barış güçlerinin bir parçası olan CTP hem yerel mitinglerinde hem de Bu Memleket Bizim Platformu’nun organize ettiği toplumsal mitinglerde sahne almak için SOS’i tercih etti. O dönemde çok önemli bir misyon üstlendik ve politik iklime uygun olarak biz de hem toplumla coştuk hem de coşturduk. Ülkemizde Denktaş dönemi kapandı, Talat dönemi ve CTP dönemi açıldı. Bu dönüşüm bizimle birlikte oldu. Saraya Saraya, Kıbrıs Maphusane, Çav Bella meydanların sesi oldu, ortak istencimizin notalara dökülmüş hali oldu. Arzuladığımız federal çözümü getirmeyen sonuçlar tüm toplum gibi bizim için de hayal kırıklığı oldu. Bu mücadele orada kalmamalıydı. Toplumsal mücadele eridi, partisel ve kişisel çıkarların ön plana çıktığı bir döneme girildi. Çok erken mahalleye döndük. Mücadelenin başını çeken birçok kişi de büyük kitleleri tekrar mahalleye yollamak için mi topladık? pişmanlığını, hüznü, acıyı yaşar.

SOS, 2004 sonrasında da kendisine verilen görevleri şerefle, gururla yaptı. Toplumda birçok insan ayrıca seni BRTK ekranlarından tanıyor. Nasıl bir çalışma hayatı geçirdin? BRT sana müzisyen olarak neler kattı? 

Muhittin Yangın: BRTK’ya 2004’de Hüseyin Gürşan’ın müdürlüğü, Vasvi Candan hocanın YK başkanı olduğu dönemde girdim. Birilerini tanımazsanız devlet işine giremezsiniz. Bu eskiden de böyleydi bugünlerde de böyledir. Toplamda 8 adet programım oldu ve elimden geleni yaptığıma inanırım. Bana ismime isim kattı. Benim daha çok tanınmamı sağladı. Ayrıca oradaki programlarda daha çok insanı, müzisyeni ve sanatçıyı tanıdım. Yaptığım programda çok şeyler öğrendim. 

“Çok önemli mekanları tercih edilen, dolup taşan yerler haline getirdik”

Toplumsal mücadeleler sonrası SOS’i daha çok barlar, festivaller ve bir kısım da düğünlerde gördük. Grup Annan Planı sonrası nasıl bir gelişim izledi?

Muhittin Yangın: Evet doğrudur. Bar-festival-düğün üçgeninde bir çalışma sistematiğine geçiş yaptık. Çok önemli mekanları tercih edilen, dolup taşan yerler haline getirdik. Lefkoşa’da Zefir Bar, Gönyeli’deki Empire, Girnedeki Esquire Bar, Güzelyurt’taki Yuvarlak Bar(tekrar hayata geçiyor), Gazimağusa’daki Roxy Disco Bar(Derviş Güryel’e de kucak dolusu sevgiler), Eddy’s Wine Bar, SOS’in sahnesi ile büyüdü,tanındı ve sevildi. 2010’lu yıllarda Bulutsuzluk Özlemi, Emre Aydın, Kargo, Duman, Mor ve Ötesi, Haluk Levent gibi iyi rock parçaları çalardık. Daha çok orta yaşa hitap eden bir repertuarımız var. Son yıllarda istekler çok değişti. R&B diye bir tarz moda/trend oldu ve istekler o yöne doğru hızla gidiyor. Gençlerin istekleri karşısında bizler tarz olarak biraz sırıtıyoruz. 
Bizim en çok sahne aldığımız yerlerin başında belediyelerin festivalleri gelir. Mehmetçik’ten Lefke’ye, Bostancı’dan Esentepe’ye,Tatlısu’ya, Gazimağusa’dan Gönyeli’ye ve Dikmen’e ülkenin tüm belediyelerinin festivallerinde sahne aldık. Bölgemiz Güzelyurt Belediyesi de bizlere sürekli Portakal Festivali’nde yer verdi. 

“Seçim mitinglerinde en çok siyasi şarkı seslendiren müzisyenim”

SOS’in mitinglerle özdeşleştiği bir dönem de var. Bunu profesyonellik olarak değerlendirmek mi gerekir yoksa başka bir değerlendirmen var mıdır?

Muhittin Yangın: Biz ülkemizde en çok mitinglerde sahne alan grubuz. Ben de seçim mitinglerinde en çok siyasi şarkı seslendiren müzisyenim. CTP ve UBP mitinglerinde her seçimlerde yer aldık. UBP mitinglerinde Ahmet Kaya’dan şarkı isteyenleri de gördük, bizi şaşırtan ilginç istekleri de duyduk. Kıbrıslı Türkler’in Londra’ya gidişinin 100. Yılında SOS olarak orada bir konser verdik.  3 kere İngiltere’ye giderek konser verdik. 

“Bizden insanlar bestelerimizi çalmamızı isterlerdi. Şimdi iş eğlenceye döndü”

40 yıllık sahne tecrübeniz ile ülkemizdeki müzik dinleyen kitleyi sizlerin çok iyi analiz edeceğini düşünüyorum. Bilinç erozyonuna uğramış, tüketim alışkanlıklarına yenik düşmüş, kendini nehrin akışına bırakmış bir kitle mi var artık ülkemizde?

Muhittin Yangın: Bizden insanlar bestelerimizi çalmamızı isterlerdi. Şimdi iş eğlenceye döndü. Müziği arka fonluk olarak piyasa malzemesi olarak tüketiyorlar. Kalite küçük bir sanatsever dışında kimsenin umurunda değil.

“Birçok unutulmaz besteye sahnede hayat verdim. Yarım Ada benim ilk bestemdir”

“Yarım Ada” adlı bir parçan çıktı, klibi de yolda. Uzun zaman sonra yeni bir parçayı sevenlerinle buluşturuyorsun. Yarım yüzyıldan fazladır bölünmüş olan bu Yarım Ada şarkısının hikayesini senden dinleyelim.

Muhittin Yangın: “Yarım Ada” benim ilk bestemdir ama daha önce birçok unutulmaz besteye sahnede hayat vermişliğim var. Yurdunu Sevmeliymiş İnsan, Şair(Söz:Sibel Siber, müzik: Mustafa Tozakı), Sevgiliye (Mustafa Tozakı), Bu Memleket Bizim (Söz: Neriman Cahit,müzik:Cemal Özgürsel), Canım Benim (Söz:Bülent Fevzioğlu, müzik: Lale Atamtürk),Demokrasi Şehitleri’ne ithaf ettiğimiz Uğurlar Olsun( Selda Bağcan), Drama Köprüsü/anonim gibi.

Pandemi döneminde İbrahim Çetiner ile birkaç çalışma yaptım. Pandemi döneminde kişisel çalışmalarımın yoğunlukta olduğu bir dönem oldu. Cemal Yıldırım arkadaşımız da bazılarına klip de çekti. Bu arada SOS ile Sevemedim Kara Gözlüm adlı parçayı yeniden düzenleyerek klip çektik. 2023’te Şampiyon Melekler’e Ağıt(söz: B.Fevzioğlu, müzik: C. Özgürsel) da benim için çok anlamlı ve önemlidir. 

“SOS hep mücadelenin içinde oldu. Sanatçı çıktığı yoldan, sanatıyla söylediği sözden vazgeçmeyendir”

2000’lerin başında toplumsal mücadelenin sesi olan SOS, ülkemizi yasa boğan İSİAS katliamında da isyanımızın sesi oldu. Bu SOS’in ne kadar toplumla iç içe olduğunun bir göstergesidir.

Muhittin Yangın: SOS olarak hep mücadelenin içinde olduk. SOS gerek politik, gerek toplumsal, gerek çevre ile ilgili, gerek sosyal sorumluluk olsun hep mücadelenin içinde olmuştur.  Sanatçı insan politiktir de. Sanatçının bir lafı olması lazımdır. Ben çıkar şarkımı söylerim, atölyemde resmimi yaparım, hiçbir şeye karışmam diyen sanatçıya şüpheyle bakarım. Sanatçı çıktığı yoldan, sanatıyla söylediği sözden vazgeçmeyendir. 

“Adamız Kıbrıs bölünmüştür. Biz savaşı gördük ama bu adada barışı göremedik”

Yarım Ada şarkında da bu yukarıda saydığın isimlerin katkısı, dokunuşu var değil mi?

Muhittin Yangın: Tabi çok güzel müzisyen dostlarımız var. Yarım Ada adlı parçamın hikayesi biraz da Kurultay Akbay’ın dürtüklemesi ile başladı. Bu parçamın sözleri Bülent Fevzioğlu’na aittir. Müziği ise bana aittir. Bir yaşa gelince kafanız dolar ve onu müzik yoluyla boşaltmanız lazımdır. Adamız Kıbrıs bölünmüştür. Biz savaşı gördük ama bu adada barışı göremedik. SOS’in 40 yıl önceki kurulma amacı şarkılarıyla ülkemizde özellikle Barışa katkı koymak, halkların kardeşliğine dikkat çekmek idi, 40 yıl oldu her umudumuz hüsran oldu. Bir 40 yıl daha beklemek istemiyoruz. Tabi realite Kuzey Yarım Ada’da statükonun sapasağlam olması, herkesin kendi çıkarına bakıyor, maaşına, lüksüne bakıyor olmasıdır. Gittikçe fakirleşen de büyük bir kitle var. İrademiz ciddi bir erozyon yaşıyor. İki Yarım Ada’da yaşayan Kıbrıslılar var. Cemal Yıldırım da şarkıya çok iyi bir klip hazırlıyor. Şarkı radyolarda dönüyor ama klip ile birlikte daha çok ses getireceğine inanıyorum. Bu şarkı ile mücadelemizi taçlandırıyoruz.

Kültür & Sanat Haberleri