Murat OBENLER/BERLİN
Amerikan bağımsız sinemasının saygın isimlerinden Lance Hammer’in yazıp yönettiği “Queen at Sea” etkileyici hikayesi yanından yıldız oyuncularıyla da dikkat çekti. Juliette Binoche, Tom Courtenay, Anna Calder-Marshall ve genç oyuncu Florence Hunt başrollerini paylaştığı film, annesinin demans hastalığıyla mücadele eden orta yaşlı kadın Amanda’nın hikayesini üzerinden ilerliyor. Bir gün insan annesinin demans olduğunu öğrenirse ve o kendi çıkarları doğrultusunda kritik kararlar verme yeteneğini kaybetmiş ise bu kararı vermekten kim sorumlu olur? Eşi mi, çocuğu mu, devlet kurumları mı?
Anneniz ile ilgili çok önemli kararlar vermenin huzursuzluğu ve endişesi
Amerikan-İngiliz ortak yapımı filmde demans hastası annesi Leslie’nin üvey babası Martin ile uzun süren evliliklerinde son zamanlarda özellikle cinsel hayatlarının gidişatı konusunda endişeleri olan Amanda bir yandan bu konuda bilinci yerinde olan Martin’le tartışırken bir yandan da annesini korumak için aradığı polisin eve gelmesiyle önce polis, sonrasında sağlıkçılar ve en son da sosyal hizmetler kurumunun devreye gireceği zorlu ve endişeli bir süreci götürmeye çalışmaktadır. Amanda’nın kendi evliliğinde de eşinin yurtdışında olmasından dolayı kızı 16 yaşındaki Sara ile de yakından ilgilenmesi gerektiğinden bu süreçteki hem sorumluluklarının artması hem de gelişmelerin hızına yetişememe gailesi kendisinin psikolojisini de bozmuştur. Ailenin 3 kuşağının isteklerini dengelemeye çalışmanın zorlukları Amanda üzerinde büyük bir de baskı oluşturmuş ve sağlıklı karar vermede iniş çıkışlar yaşamaya başlamıştır.
Filmde sosyal hizmet görevlisinin sürece dahil olmasıyla günlük keyifli aldıkları rutin ortak etkinlikleri olan Martin- Leslie çiftinin birbirinden ayrı yaşamaları kararı her ikisinin üzerinde de derin psikolojik ve sosyal etkiler bırakmaya başlar. Bu süreçte tüm aile bireyleri arasındaki ikili ilişkiler de zarar görür ve sağlıklı kararlar verildiğinden şüphelenilen bir dönem başlar.
İhtiyaçlar Hiyerarşisi (Maslow Piramidi) mi yoksa "Bütünsel Sevgi” kavramı mı?
Filmin ana sahnelerinden birinde ikisi de eğitimli olan Martin ile Amanda, ilerleyen yaşlarda çiftlerin cinsel yaşamlarının aktifliği üzerine ciddi bir tartışmaya girerler ve Amanda annesinin bilinçdışı bir şekilde eşi ile sex yaptığını ve bunun tehlikeli olduğunu savunurken Martin de psikolojide alternatif yaklaşımlar olduğunu ve Dr. Scott Barry Kaufman’ın popüler Maslow piramidini modernize ederek cinselliği ve diğer ihtiyaçları statik bir hiyerarşiden çıkardığını ve "Bütünsel Sevgi” kavramıyla bunu açıkladığını ifade eder. 18 yıllık evliliklerinde Martin arzunun olduğunu iddia ederken Amanda istem dışı bir davranış olduğunda ısrar eder.
Basın toplantısında Juliette Binoche, Amanda’nın annesini koruma içgüdüsü ile limit koyması kararının çok zor olduğunu ve film boyunca bunun endişesini ve belirsizliğini yaşadığını söyledi. En iyi çözümün annesini eşinden ayırmak olduğundan emin olmadığını belirten oyuncu filmin sürecinin çok kırılgan olduğunu da vurguladı.
Yönetmen Lance Hammer de ailelerin her türlü acıyı çektikleri bu hikayeyi anlatmanın kendisi için önemli olduğunu belirterek kendi ailesinde değil ama etrafında olan bu tür durumlarla yazım sürecinde duygusal bir bağ da kurduğunu kaydetti. Yaşlı çift arasındaki derin aşkın çok değerli olduğunu ve bunu da filmde çeşitli sahnelerle yansıttıklarını söyleyen yönetmen çok değerli bir oyuncu ekibi ve hassas konudan dolayı uzman bir ekiple çalıştıklarını da sözlerine ekledi.
Anthony Chen’den sürükleyici ve duygu yoğunluğu fazla bir aile ilişkileri filmi daha
Singapurlu yönetmen ve senaryo yazarı Anthony Chen bu kez de yeni filmi “Wo Men Bu Shi Mo Sheng Ren /We Are All Strangers” ile Berlinale Ana Yarışmadaydı. Özellikle aile ilişkileri, sosyal dinamikler ve duygusal derinliği işleyen gerçekçi dramalarla bilinen yönetmen yine tarzını bozmadı ve aile iliş ilişkileri üzerinden anlattığı dram ile herkesin beğenisini kazandı. Hareketli ve modern Singapur'da, 21 yaşındaki Junyang gençliğin rahatlığının tadını çıkarırken, babası mütevazı yaşamlarını bir arada tutmak için mücadele etmektedir. Junyang'ın kız arkadaşı Bee Hwa ilişkisi beklenmedik ve hayat değiştirici bir yöne doğru ilerlediğinde, genç çift yetişkinliğin gerçekleriyle beklenenden çok daha erken yüzleşmek zorunda kalır. Aynı zamanda, babasının hayatına ve kalbine giren Lydia’nın varlığı da farklı çatışmaları birlikte getirir. Farklı kuşakları bir çatı altında birleştiren yönetmen ilk yarıda hem gençliğin verdiği çılgınlıklara kapılmanın sonucunun çok ağır olabileceğini ve bunun cezasının da tüm sevdiklerinize kesilebileceğini filmin ilerleyen bölümlerinde ise zor zamanlarda aile olabilmenin ve dayanışarak bu mirası ileriye taşıyabilmenin önemine vurgu yapıyor. Hayat hiçbir zaman mükemmel olmaz ama zor zamanlarda dayanışarak yaratılan küçük mutluluklarla da keyifli hale gelebilir. Kusurlu insanlardan oluşan bireylerin el ele verilirse çok güzel şeyler yapabileceğini anlatan çok samimi bir filmin geri planında da Singapur’un sokak yemekleri kültüründen, şehir hayatından, ekonomik yaşamdan, çevresinden bol bol görüntüler yer alıyor. 2,5 saatlik film seyirciyi filmin içine çekmeyi başarıyor ve heyecanla izlettiriyor.
Meksika’dan sıcak,samimi,etkileyici bir ev sahibesi ve baba-evlat hikayesi
Fernando Eimbcke’nin Vanesa Garnica ile birlikte yazdığı ve kendisinin yönettiği Meksika hikayesi “Moscas/Flies/Sinekler” basit ve samimi anlatımıyla hem seyirciyi çok zorlamıyor hem de ufak oyuncunun başarılı oyunculuğu ile duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Cristian rolünü oynayan Bastian Escobar hastahanede yatmakta olan annesine ulaşmaya çalışırken seyirciyi de bu maceraya dahil ediyor. Arkadaşlık veya sosyal ilişkilerden uzak, son derece düzenli bir hayat süren Olga’nın büyük apartmandaki evinin odalarından birini kiralayan baba-evlat resmi olarak başlasa da özellikle hem açıkgöz,hem zeki hem de insani yanı güçlü Christian’ın hastaneye gitme konusunda Olga’dan yardım istemesi ile film daha içten bir anlatıma kayar ve evde Olga ile çocuk arasında bir arkadaşlık başlar. Çok kontrollü başlayan bu ilişki kurulan bağ ile sevgi ve paylaşıma evrilir. Filme Berlin’den ödül çıkarsa çok da sürpriz olmaz.