Ne Bu Şiddet, Bu Celâl…
BM Genel Sekreteri’nin (BMGS) inisiyatifi ve onun Kişisel Temsilcisi Holguin’in de ilgili taraflar ile görüşmeler yapması Kıbrıs sorunu çözüm sürecini yeniden ve bir kez daha canlandırdı… BMGS bu sürecin farklı olacağını söylüyordu, ayrıca ‘Bir sonuç odaklı ve zaman tahditli olacağını’ beyan etmişti. BM Ölçütlerinde çözüme karşı olan bir siyasi elitimizin tarzından esinlenerek, “Statükoseverler” olarak tanımlayabileceğim kişi ve kitlelerde bir telaş ve hezeyan var. Karşıt oldukları kitlelere ve kişilere değişik medya mecralarındaki saldırganlıklarına bakıldığında “Ne bu şiddet, bu celâl?!” dememek elde değil…
Bu ‘Statükoseverler’ adanın her iki tarafında da var; odakları kişisel ve zümresel çıkarlarına halel gelmemesi için mevcut statükoyu korumak, kollamak ve sürdürmek; söylemleri de “Bizim mevcut devletimiz sonsuza kadar yaşasın” benzerliğindedir. Ve bu ‘Statükoseverler’ anladılar ki, Türkiye Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan ile kısa süre önce Ankara’da görüştükten sonra Kıbrıs sorunu çözümünde inisiyatifini uygulamaya koyan BMGS, CB Erdoğan’dan cesaret, işaret, teşvik, ne derseniz deyiniz ama bir yüreklenme almıştır. ‘Statükoseverler’ açıkça söylemiyor ama gelişmelerden mutlu değiller…
Bir de bu BMGS, raporlarında “Mevcut statüko kabul edilemez (Kıbrıslı Türk ‘Statükoseverlere’ mesaj) ve sürdürülemez (Kıbrıslı Rum ‘Statükoseverlere’ mesaj) yazdığı yetmezmiş gibi, Crans-Montana’da neredeyse imza aşamasına geldiklerini, dolayısıyla yeni süreçte müzakere edilecek az sayıda ama önemli konular kaldığını ve bir-kaç ay içinde sonuca varabileceklerini söylüyordu ya; nasıl telaşlanmasın ve dahi hezeyanlarda bunalmasın ki ‘Statükoseverler’. Demek ki, Annan Planı’nda ve Cran s-Montana’da olduğu gibi CB Erdoğan elini taşın altına yeniden koyuyor… Hiddet, şiddet,ve celâl önlenemez bir tepki oldu onlarda…
Konuyu saptırma gayretinde olanlar Türkiye tarafının Kıbrıs’ta eşit statüde ve egemen iki devletli çözümü vurguladığını söylüyorlar. Evet, doğrudur, öyle diyorlar; ancak, bağımsız ve ayrı iki devletten bahsetmiyorlar… Özünde, Annan Planı’ndaki ‘Oluşturucu devletler’ modelini ima ediyorlar. ‘Statükoseverler’ bu gerçeklerin farkındalar ve kendi kendilerine itiraf ediyorlardır mutlaka; genel kamuoyunun aklını karıştırmak, sürece olumsuz bakmalarını sağlamak için de bunları ret ve inkar ediyorlar…
Güney’in ‘Statükoseverleri’ liderleri Hristodulidis ile birlikte Kıbrıs Türk lideri Erhürman’ı kendi halkı nezdinde yıpratmak, sorgulanır yapmak, güven kaybettirmek için dezenformasyon nitelikli senaryoları kendi basınlarına servis etmektedir. Bu malzemeler de özellikle Kuzey’deki ‘Statükoseverler’ tarafından tepe-tepe kullanılmakta, CB Erhürman’ı kendi halkının ve dahi Türkiye’nin hak ve çıkarlarını tehdit eden bir sürecin parçası olmakla itham ediyorlar… CB Erhürman daha nasıl söylesin?! Süreci, kendinden önceki Kıbrıslı Türk liderlerinin tümü gibi, Türkiye ile birlikte yürüteceğini, dört maddelik metodolojik önerisi kabul edilmezse masaya oturmayacağını CB görevine aday olduğundan beri ve göreve seçildikten beri söylüyor… CB Erhürman’nın sakin ve soğukkanlı tarzı, provokasyona gelmeyen tutumu, devlet adamlığı ile halkının liderliğini kaynaştırdığı siyasi profili adanın iki tarafındaki “Statükoseverleri çatlatıyor”.
BM tarafının inisiyatifi ile kurgulanacak olan yeni müzakere süreci elbette ki BM Ölçütlerinde çözüm odaklı olacak… Kıbrıs Rum liderliği ‘Statükoseverliği’ terk etmez ve önceki iki BM inisiyatifini çökerttiği gibi, bu üçüncüyü de çökertme hevesine kapılırsa, BMGS’nin “Bu kez süreç farklı çalışacak” dediği aşamaya girer ve “Bir çözüm odaklı olacak” stratejisi gereği masaya kendince çözümleme önerileri koyması olasılığı gündeme gelir… Bu öneriler de aşamalı/fazlı ilerleme, mutabık kalınan bazı al-ver’leri uygulamaya koyma ve birkaç yıl sonra da bütünlüklü referanduma gitmek gibilerinden olabilir. Kıbrıs Türk tarafı olarak bu önerilerde dikkat edilmesi gereken Kıbrıs Rum tarafının ‘Alan da gaçan’ yapmaması, Kıbrıs Türk tarafının da tüm uygulamalar süreci içinde uluslararası meşruiyeti tanımlanmış bir statü ile aktif katılımcı taraf olmasıdır. Çözüm süreçlerinde fiili deneyimi olan CB Erhürman’nın bu kriteri ve talebi masaya koyacağı 4’lü Metodolojik Öneri Dökümanı’ndan da anlaşılmaktadır.
Sürecin başlaması halinde, adanın iki tarafındaki ‘Benzer düşünen statükoseverler’ gıyabi bir dayanışma içinde süreci kendi halkları nezdinde eleştirerek, onların süreci desteklemelerini önlemeye çalışacaklardır. Özellikle Kuzey’in ‘Çözüm ve Barış Güçleri’ Güney’in benzer düşünen örgütleri ile birlikte Kıbrıs Rum halkına yönelik “sürdürülebilir çözüm ve barış” için liderleri cesaretlendirme çalışmaları yapmalı, inisiyatifi alan BM’ye de destek vermelidir. Kuzey’de böyle bir çalışmaya ihtiyaç yoktur… CB Erhürman %63 oy ile seçildi… Ayrıca, Türkiye kökenli yurttaşların da Annan Planı’nda olduğu gibi destek vereceği gerçekçi bir beklentidir.
Bu noktada ve bu konuda bir anımı da paylaşmak istiyorum. Annan Planı referandumu öncesinde CTP heyeti olarak KKTC genelinde bilgilendirme ve “Evet” oyu isteme çalışmaları ve kampanyaları yapıyoruz. Türkiye kökenli yurttaşlarımızın olduğu bir köyde, onları “Evet” oyu kullanmaya ‘ikna etmek’ için yararlarını uzun uzun anlatıyor, yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Toplantı bitti ve ayrılmaya hazırlanıyoruz. Birisi geldi, özel olarak konuşmak istediğini söyledi. “Bizi yanlış algılıyorsunuz” dedi ve anlattı… “Biz Türkiye’de olduğumuz memleketimizde iş ve maddi sıkıntılar çekiyorduk. Daha iyi bir yaşam için yurtdışına Almanya, Hollanda, Fransa, falan gibi ülkelere çalışmaya gitmek istiyorduk, bizlere vize vermiyorlardı. 1975’te Kuzey Kıbrıs olanağı çıktı, daha iyi yaşam için bu şansı denemek istedik, geldik. İyi ki gelmişiz, daha iyi bir hayatı yaşıyoruz. Şimdi referandum olacak, Kıbrıs sorunu çözülecek, Kıbrıs AB üyesi olacak, benim Kıbrıs’taki varlığım meşrulaşacak, ben çalışmak için gitmek istediğim ama vize vermedikleri için gidemediğim ülkelere şimdi vize ihtiyacı olmadan, ister çalışmak, ister yerleşmek, ister gezmek için elimi kolumu sallayarak gidebileceğim bir olanağı ret mi edeceğim?!” Ve % 65 ‘Evet’ oyu çıkmıştı referandumda…
Bazıları bu oranı Ankara hükümetinin de Annan Planı’nı desteklemesine bağlıyordu… Doğru bir varsayım değildi; nitekim, Ankara hükümetinin desteklemediği Erhürman CB seçimlerinde % 63 oy aldı. 2020’de CB seçimlerine tüm heybeti ile giren Ankara hükümeti Tatar’ı ancak da % 51,69 oy oranı ile ve 4412 oy farkı ile seçtirebilmişti. Seçimleri boykot eden radikal seçmen grupların sayısı en az beş bindir, seçime katılma oranı da % 67 idi…. Dolayısıyla, yeni bir referandum yapılması aşamasına gelinirse, “Hayır” diyecek olan sadece her iki tarafın da ‘Statükoseverleri’ olacaktır…
Ve ‘Statükoseverlerin’ şimdilerdeki hiddeti, şiddeti ve celâllenmesi Kıbrıs sorunu çözümüne yönelik olumlu ilerleme ve gelişmeler olacağının habercisidir… Silahını alıp dağa çıkacağını söyleyen biri de peydahlanırsa, haberler iyi demektir…






