Aynı adada, otuz kat enflasyon!
Soru şu:
Haftalık alışverişiniz için bir yıl önce ne kadar ödeme yapıyordunuz, bugün ne kadar?
Bir düşünün...
Hatırlayan var mı?
Aslında ekonomiyi anlamak için bazen uzun uzun raporlar okumaya gerek yok.
Market poşetlerine ve ödeme fişlerine bakmak yeterli.
***
Dünya Bankası’nın Kıbrıs Türk ekonomisine ilişkin 2026 raporunun sundu.
“Zorlu Koşullarda Yol Almak: Enflasyon ve Belirsizliği Yönetmek.”
İlgiyle ve biraz da endişeyle izledim sunumu...
Dünya Bankası Avrupa Birliği Bölümü Direktörü Anna Akhalkatsi, daha başlangıçta söyledi: “İvmenizi kaybettiniz.”
Ekonomist Maryna Sidarenka rakamları paylaştı.
Büyüme yavaşlıyor, bütçe açıkları artıyor, yatırımlar azalıyor.
Ama beni en fazla enflasyon rakamları çarptı.
***
Aynı adanın kuzeyinde, güneyine göre otuz katı aşan enflasyon var!
Yanlış okumadınız.
Dünya Bankası’nın 2025-2026 dönemine ilişkin karşılaştırmasında kuzeyde ortalama enflasyon yüzde 40, güneyde yüzde 1 dolayında.
Türkiye’de bile yüzde 34.
Ekonomist Rishabh Choudhary bu farkın nedenlerini araştırdıklarını anlattı.
Türk Lirası, döviz kuru, enerji fiyatları, Türkiye ekonomisindeki dalgalanmalar...
Elbette etkili.
Ama mesele yalnızca Türk Lirası değil!
Yerel dinamikler de enflasyonu körüklüyor.
Üstelik ithal ettiğimiz aynı mallara, adanın güneyine göre 2,4 kat fiyat ödüyoruz.
Geçen yılki Dünya Bankası raporunu da bu çarpıcı gerçekle yorumlamıştım.
Bir yıl geçti.
Değişen ne?
***
Bir başka tabloya takıldım.
Ocak 2025-Ağustos 2026 döneminde ortalama enflasyon eğitimde yüzde 66,6, sağlıkta yüzde 54,2.
Genel ortalamanın çok üzerinde!
Eğitim ve sağlık kamusal olarak ücretsiz sunulması gereken temel hizmetler değil mi?
Demek ki insanlar bu hizmetlere ulaşabilmek için giderek daha fazla para harcıyor.
Kamusal hizmetler zayıfladıkça, hayat daha da pahalılaşıyor.
***
Genç işsizliği yüzde 15,7.
İstihdamda yabancı işçilerin payı artıyor.
Bankalarda kredi büyümesi mevduat artışını geçmiş.
Sorunlu krediler özellikle inşaat sektöründe yoğunlaşıyor.
Bütçede ise manzara daha da düşündürücü.
Harcamalar gelirlerden hızlı artıyor.
Bütçe açığı yüksek faizli iç borçlanmayla kapatılıyor.
Yerel yatırımların ekonomiye oranı yalnızca yüzde 1,2...
Dünya Bankası uzmanının karşılaştırdığı benzer ekonomilerde bu oran yüzde 5 dolayında.
Biz bütçeyi büyük ölçüde maaşlara, transferlere, mevcut düzeni sürdürmeye harcıyoruz.
Geleceğe ne kalıyor?
***
Dünya Bankası uzmanları ithalatta maliyet yaratan unsurların azaltılmasını, mali disiplin kurulmasını öneriyor.
Bir de maaşların enflasyona endekslenmesi meselesi var.
Ekonomi uzmanı Maryna Sidarenka, geçmiş dönemin enflasyonunu bütünüyle maaşlara yansıtmanın yeni fiyat artışlarını beslediğini söylüyor.
Bu görüş buralarda pek sevilmez doğrusu...
Ama şu örnek dikkat çekici...
Yabancı bir üniversite öğrencisinin ödediği harç artıyor. Bu artış enflasyon hesabına giriyor ve sonuçta maaşlara yansıyor.
İyi de yabancı öğrencinin ödediği harçla, kamu çalışanının geçim maliyeti arasında nasıl bir ilişki var?
Enflasyon sepetindeki her fiyat artışı, gerçekten de herkesin hayat pahalılığını aynı ölçüde mi yansıtıyor?
Dünya Bankası'nın önerisi, geçmiş dönem enflasyonunun yüzde yüzünü maaş ve ücretlere yansıtmak yerine, düşük gelirli hanelere yönelik özel sosyal destekler geliştirilmesi.
Ancak burada önemli bir soru var:
Enflasyonun bedelini zaten alım gücü eriyen çalışanlara mı ödetiyoruz?
Asıl mesele ücretleri baskılamak değil, insanları sürekli ücret artışına muhtaç bırakan pahalılığı ortadan kaldırmak olmalı.
***
Bunlar önemli tartışmalar.
Ancak sunumda üretime, sanayiye, kendi ekonomik kapasitemizi geliştirmeye yeterince odaklanılmadığını düşündüm.
Bence raporun önemli eksikliği buydu.
Çünkü sürekli ithal eden, üretmeyen, geleceğine yatırım yapmayan bir ekonominin yalnızca maliyetlerini düşürerek nereye kadar gidebilirsiniz?
***
“İyi politikalar için iyi verilere ihtiyaç var” denildi sunumda.
Doğru.
Ama veriler kadar, o verilerle yüzleşecek siyasi iradeye de ihtiyaç var.
Dünya Bankası rakamları önümüze koyuyor.
Biz ise her yıl aynı sorunları, biraz daha ağırlaşmış biçimde dinliyoruz.
Sonra markete gidiyoruz.
Bedelini ödüyoruz.






