“Köre kör, şaşıya şaşı demeliyiz”

Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Erkut Şahali, hayvan üreticilerinin taleplerini karşılamak için olmayan bir gelirin, giderini yaratmanın mümkün olmadığını söyledi

Fayka ARSEVEN KİŞİ

Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Erkut Şahali, hayvan üreticilerinin taleplerinin karşılanması için olmayan bir gelirin giderinin yaratılamayacağını ifade ederek, “köre kör şaşıya şaşı demek en kısa yoldan çözüme gitmektir” dedi.

Şahali, “‘Samana kazık çakılır mı?’ Evet, samana çakılan kazık çaktığınız anda belki dik durur ama arkanızı döndüğünüzde mutlaka devrilir” diyerek, “Bizim çakmamız gereken kazıklar yere çok sağlam basmalı ve asla sökülmemelidir” şeklinde konuştu.

Şahali, “Biz tarımın bu ülkede mutlak surette devam etmesi bilinciyle hareket edeceğiz. Talepler günün acısını dindirmek için ortaya çıkmış olsa dahi yarına ihraç edeceğimiz acılar yaratmamak gibi bir sorumlulukla çalışacağız” açıklamasında bulundu.

Bakan Şahali ile  hem hayvan üreticilerinin taleplerini hem de tarım sektöründeki sıkıntıları konuştuk.

“ Olağanüstü bir durum yaşıyoruz”

 

YENiDÜZEN: Ülke ekonomik krizde ve tarım sektöründe de çeşitli sıkıntılar var. Eylemler sürüyor. Bu süreç nasıl atlatılacak?

Erkut ŞAHALİ: Anlaşılması gereken ilk şey şu anki durum hiçbir şekilde öngörülmedi. Tamamen olağanüstüdür, aniden ortaya çıkmıştır ve biz 2018 yılı bütçesini bu durumda hazırlamadık. Bütçe hazırlanırken, kurlarda belli bir standart vardı, enflasyon beklentileri çok aşağılardaydı, dolayısıyla bütçe kalemleri gelirler ve giderler anlamında ona göre düzenlendi. Ama özellikle Şubat ayından itibaren TL’de hızlı bir değer kaybı dövizde aşırı bir değerlenme yaşandı ve bütçede öngördüğümüz giderler, bu giderleri giderecek maksatların gerisine düştü. Giderlerinizi artırdığınız noktada gelirlerinizi de artırmanız gerekir, bütçe disiplini budur. Bizim tarım alanında öngördüğümüz gider 195 milyondu. 45 milyonu aslında 2017 yılı içinde oluşmuş ancak ödenmemiş hak edişlerin ödenmesiyle alakalıydı. Dolayısıyla bizim tarım destek bütçesi 2018 yılı için 150 milyondur. Ama oluşan durum bu desteklerin verilme amacına hizmet etmeyecek durumu ortaya çıkardı.

Bir kere tarımsal destekler kamuoyu tarafından çok net anlaşılmalıdır ki tarımsal üretim, ülkelerin ihtiyaç duyduğu bir şeydir. Siz birçok emtiayı çok uygun koşullarda yurt dışından ithal edebilirsiniz. Ama tarımsal ürünlerin tamamı yurtdışından ithal edemezsiniz. Ülkenizde kırsal kalkınmanın olabilmesi için o üretimin ülkenizde devamı gereklidir. Bu devamı sağlamak için de tarım tüm ülkelerde pozitif ayrımcılığa tutulan bir sektördür. Esas olan bu pozitif ayrımcılığın sürdürülebilir bir yapıya hizmet ediyor olmasıdır. Bu ülkedeki temel yanlış, devlet tarafından sağlanan tarımsal destekler hiçbir zaman sürdürülebilir yapıya hizmet etmemiş sadece günü birlik tedbirler olarak o günün sorunlarını aşmaya dair kullanılmıştır. Bugün de bizden talep edilen bugün yaşanan sorunların çözümünü sağlayabilecek desteği ortaya çıkarmak, yarına ilişkin herhangi bir dönüşüm yaratmamaktır. Kriz koşullarında dönüşümden bahsetmek çok mümkün değildir, öncelikle krizin etkileri azalmalıdır. Biz onu yapmaya çalışıyoruz, şu an yapısal dönüşüm derdinde değiliz. Şu an yapmaya çalıştığımız tarımsal üretimin içine düştüğü zorluğun aşılması ama ileriye dönük de daha büyük yapısal sorunların oluşmamasıdır. Çünkü siz kriz ortamında yapacağınız müdahalelerle krizin aşıldığı noktada daha olumsuz bir tablo yaratırsanız onun telafisi için ortaya koyacağınız çaba yeni bir krize yol açabilir, çok dramatik bir değişimi gerçekleştirmek zorunda kalabilirsiniz. Dolayısıyla sorunların olduğu şekliyle kalması ve ekonomik darboğaz nedeniyle oluşan sıkıntıların telafisi ile ilgi çaba sarf ediyoruz. Bizim esas ihtiyacımız aslında reform mantığıyla dönüşümü gerçekleştirmek ve daha sürdürülebilir, daha istikrarlı ve krizlere daha dayanıklı yeni bir düzenin kapılarını aralamaktır. Ama şuanda maalesef muhataplarımızla bunu konuşabilecek durumda değiliz.

 

“Olmayan gelirin giderini yaratma...”

 

YENiDÜZEN: Geçtiğimiz hafta hayvan üreticileri eylemler yaptı, daha da devam edeceği açıklandı, ortam gerildi.  Bu kriz ortamında herkes bedel öderken, hayvan üreticileri istediklerini alabilecek mi?

Erkut ŞAHALİ: Eylem öncesinde ve eylem sırasında ısrarla haklı gerekçelerinin olduğunun altını çizdim. Çünkü oluşan durum üreticiyi cesaretten uzaklaştıran bir durumdur. Üreticinin cesaretini yerine getirmek ülkenin sahip olduğu koşullara doğrudan bağlıdır. Şuan hükümet ekonomik krizin etkilerini azaltmak üzere pek çok tedbir alıyor. Bu tedbirlerin tamamı aslında kendi gelirlerinden feragat ederek, özellikle dar gelirlinin alım gücünü, yaşama tutunma ihtimalini artırmaya dönük tedbirlerdir. Bu tedbirlerin tamamında kamu maliyesi, öngördüğü gelirlerden feragat eden bir hareket tarzı içerisindedir. Örneğin; akaryakıt zammının defa defa ertelenmiş olması öngörülen gelirlerin azalması anlamına gelmektedir. Tarımda durum çok farklıdır. Tarımdaki temel talep vaat edilmiş desteğin üzerinde desteklerin sağlanmasıdır. Bu konuda göreve geldiğimiz ilk günden itibaren bu taleplere karşılık gelecek tavırlar içerisinde olduk. Örneğin; görevi devraldığımızda yaklaşık olarak bir kilo arpanın satılması gereken fiyat 1.3 TL iken biz 77 kuruştan bu satışı gerçekleştirdik. Son güne kadar dayanabileceğimiz noktaya kadar dayandık. Ancak bu krize teşkil eden mesele arpa fiyatının güncellenmesi ve satılması gereken gerçek fiyattan satışa sunulmuş olasıdır. O da 1.79 TL’dir. Çünkü arpa bu ülkede üretilememiş bir materyaldir. Geçtiğimiz yıl ülkede arpa üretilmiş olsaydı elbette çok farklı bir durum ortaya çıkabilirdi. Bedavaya arpa dağıtmak sözkonusu olmayacaktı ama 1.79 TL’den satmak zorunda kalmayacaktık. Arpa üretilmediği için de ithal edildi. İthal edilen arpa dolarla ödenir. Biz göreve geldiğimizde tonu 230 dolar civarındaydı şuan 280 dolara denk gelmektedir. Biz göreve geldiğimizde 3 kusurlarda olan dolar kuru şuan 6 kusur liralardadır. Dolayısıyla bu giderleri devletin karşılayacağı bir kaynağı yoksa mecburen gerçek fiyatlandırmayla bu arpanın satışa sunulması lazım. Ülkemizde arpa sadece TÜK tarafından satılabilir veya onun izin verdiği işletmeler tarafından satılır. TÜK’e biz fiyat desteği sağlayarak, çiftçimize arpa satışı yaptık ancak sağlayabileceğimiz destek limitlerini sonuna kadar tükettik. Dolayısıyla bu noktadan sonra halen daha kurumun gerçek fiyatının altında arpa satmasının Türkçesi kurumun faaliyetlerine son vermektir. TÜK bu ülkenin çiftçisinin en önemli ihtiyacı olan kurumlardan bir tanesidir.

Hem ziraatla uğraşanlar açısından hem de hayvancılıkla uğraşanlar açısından TÜK vazgeçilmez bir kurumdur. TÜK eğer bu ülkeye arpa getirecek kabiliyetini kaybederse, yerine özel işletmeler devreye girer. Nasıl ki yem hammaddelerini, yem karışımlarını bu ülkede ithal edip satışını yapan işletmeler var, onlara arpayı getirme izni de verirsiniz ve onların getirdiği arpa emin olunuz ki piyasa koşullarında TÜK’te öngörülmüş gider ve kar oranın üzerinde bir fiyatla satılacak durumda olur. O zaman hayvancımız ne yapar? O zaman hayvancımız derki; bu fiyat farkını hükümet ödesin. Hükümet gelirlerinden feragat ettiği sürece ek gider yaratamayacak bir duruma gelir. Biz geçtiğimiz haftaki eylemler sırasında hayvan üreticilerine birden çok öneri sunduk. Bu önerilerin hepsinin parasal bir büyüklüğü vardır. Son geldiğimiz noktada sunduğumuz öneri 2018 yılı tarım destek bütçesinin üçte biri kadardır, yaklaşık 50 milyondur. Gerçekleşmesi beklenmeyen bir gelir vardır ve bu yokken siz giderini yaratıyorsunuz. Halbuki diğer alanlarda örneğin kamu çalışanlarının beklenen gelirlerinden kesinti yapmak suretiyle bu darboğazdan çıkış arayışı içerisindesiniz. Bu bile tarım kesimin nasıl pozitif ayrımcılığa tutulduğunun göstergesidir. Yani biz ‘150 milyonluk tarım destek bütçesini 120 milyona düşürelim’ diye bir karar vermedik.  150 milyonluk tarım destek bütçesini 200 milyona çıkaralım ve bu zor günler atlatılsın diye bir yaklaşım ortaya koyduk. Ancak maalesef gerekli anlayışı muhataplarımızda göremedik. Dolayısıyla bu konuda vermemiz gereken kararları sektörün menfaati ve güvenliği bakımından hükümet olarak siyasi sorumlulukla vereceğiz.  Çünkü bugün için vereceğimiz kararlar daha önce de ifade ettim; yarına yeni sorunlar çıkarmamalı. Yarına geri dönülmez hasarlar yaratmamalı. Dolayısıyla biz tarımın bu ülkede mutlak surette devam etmesi bilinciyle hareket edeceğiz. Talepler günün acısını dindirmek için ortaya çıkmış olsa dahi yarına ihraç edeceğimiz acılar yaratmamak gibi bir sorumlulukla çalışacağız.

“ ‘İtahlata kapı aralamak’ ya da ‘fiyat denetimi’ her ikisi de mutlak çözüm değil”

 

YENiDÜZEN: Tarım sektörünün pozitif ayrımcılığa tutulduğuna vurgu yaptınız. Ancak pozitif ayrımcılık yapılırken, halen daha vatandaş hem sebze meyveyi hem de eti fahiş fiyatlarla alıyor. Buna bir önlem almayı düşünür müsünüz?

Erkut ŞAHALİ: Bu konuda ısrarla durulan şey; ‘ya ithalata kapı aralaması ya da fiyat denetimi uygulamasıdır.’ Her ikisi de mutlak çözüm değildir. Fiyat denetimi uygulayarak, ticari faaliyeti sürdürmek günümüz koşullarıyla gerçekçi değildir. Ama aynı zamanda bütün pahalınan tarımsal ürünleri ithal ürünlerle değiştirmek ve daha ucuza mal etmek ülkede işsizlik yaratacak bir duruma yol açar. Dolayısıyla bu hasas dengeyi gözeterek, hareket etmek durumundayız. Yurtdaşın alım gücünde zaten bir gerileme olmaktadır. Bir de bu gerilemenin üzerine artan maliyetlerle yaşamını sürdürmesine zorlamak doğrusu bize çok vicdani gelmiyor. Örneğin bir domates bir patates örneği var. Biz bu ürünlerin mal oluş değerlerini üç aşağı beş yukarı hesaplayabiliyoruz. Pazardaki fiyatlarla üreticinin maliyetleri arasında astronomik farklar oluşmuştur. Dolayısıyla bu konuda tedbirleri birer birer gündeme getireceğiz. Çünkü üretici lehine oldukça geniş bir toleransla yaklaştık ama yurttaşın menfaatlerini unuttuğumuz anlamına gelecek kadar da engin bir tolerans göstermemiz hak değildir. Hakkımız olduğunu düşünmüyorum. O yüzden ürün kalitesine ve fiyatları göz önünde bulundurarak kontrollü bir biçimde ithal ürünlerin ve ithal ürünlerin fiyat avantajı sağlayacak şekilde yurttaşa ulaşmasıyla ilgili kararları üretmeye başlayacağız.

YENiDÜZEN: Güneyden et kaçakçılığı her zaman olan bir şey, bazı ürünlerde güneyin bizden ucuz kalması kaçakçılığın daha da artmasına neden olmayacak mı?

Erkut ŞAHALİ: Et konusu bu konuda tam bir turnusol kağıdıdır. Anımsayacaksınız 1 ay önce güneyden kuzeye et kaçakçılığına ilişkin çok fahiş argümanlar, iddialar sözkonusuydu. Şu anda kuzeyden güneye et  transferiyle ilgili iddialar gündemde. Dolayısıyla iki yönetim arasında fiyat istikrarını sağlamadığınız her konuda kaçakçılık ihtimali gündeme gelir. Örneğin;  Güney Kıbrıs’tan çok ucuza akaryakıt fiyatlandırılması sözkonusu kuzeyde…. Güney Kıbrıs’ın başının derdi kuzeyden güneye akaryakıt transferidir. Biz pekçok konuda güneydeki fiyatları gözeterek hareket ediyoruz. Örneğin; alkollü içkilerin veya tütün ürünlerinin fiyatlarını belirlerken veya bunlar üzerinde KDV oranlarını hesaba katarken, oradaki fiyatları gözönünde bulundurarak kaçakçılığa fırsat vermeyecek bir tavır içerisindeyiz. Aynı şekilde Türkiye bizim için bu konuda belirleyici unsurdur. Türkiye’deki fiyatların bizim piyasamıza doğrudan etkisi vardır. Türkiye’de ucuz olan ürünlerin kuzeye kaçak yollarla veya tersi bizde ucuz olan ürünlerin Türkiye’ye kaçak yollarla gidişi sözkonusu olabilir. ‘İçkiye tütüne olabildiğince vergi yükleyiniz fiyatlarını artırınız ki kamu maliyenize ek gelir sağlayınız’ deniyor. O ek gelir sağlama güdüsüyle yapacağınız tavır yanınızda kolaylıkla erişilebilen bir pazarda avantajlı fiyatın oluşmasına yer açarsa, o avantajlı fiyat sizin pazarınıza çok büyük zarar verebilecek etki yapar. Dolayısıyla bunlar bir bütün olarak değerlendirilmelidir.  Bizim elbette temel görevimiz ekonominin büyütülmesini sağlayacak kararları üretmektir ama maalesef  TL’nin içinde bulunduğu darboğaz ve kur baskısı şuan için büyümeyi mümkün kılmıyor. Dolayısıyla yapmaya çalıştığımız şey mümkün mertebe, piyasada, ekonomide oluşan dengelerin korunmasına dönük tedbirler almak ve üretim faaliyetinin devamını sağlamak, bu üretimden oluşacak artı değeri de yurttaşlar arasında tabanda eşit şekilde dağılımını sağlamaktır. Bunu başardığımız takdirde evet yurttaşın alım gücünü de korumamız mümkün olabilecek. Üretici sektörlerin ayakta kalmasını ve krizi atlatabilmesini sağlamamız da mümkün olabilecek. Başaramadığımız takdirde elbette topyekün bir sıkıntıyı tüm Kıbrıslı Türklerini bekliyor olacak. Bu en son arzumuz dahi değildir. Çünkü bizim gayretimiz KKTC ekonomisini ve insanını ileriye yönelik hamleleri yapabileek güç ve kondisyonda olmasını sağlamaktır.

“TÜK hoyratça kullanıldı”

 

YENİDÜZEN: TÜK ile ilgili açıklamalarda bulundunuz. Ancak her dönem TÜK manşetlerde, neler oluyor?

Erkut ŞAHALİ: TÜK her zaman için hırpalanmış bir kurumdur. Bir; üretici sektörlerin tarım kesiminin gerek kuru ziraatla uğraşan ürününü TÜK’e teslim edenlerin menfaatlerini geliştirmek, gerekse hayvan üreticisinin edineceği materyali daha avantajlı pozisyonda elde etmesini sağlamak üzere siyasetin verdiği kararlarla hırpalanmış ve siyasetin yükümlülüklerini   zamanında  yerine getirmemiş olması nedeniyle de ekonomik bakımdan geriletilmiş bir kurumdur. Ama aynı zamanda TÜK hoyratça kullanılmış bir kurumdur. TÜK’ün sahip olduğu imkanlar belli noktalara maalesef avantaj yaratacak şekilde kullandırılmıştır. Bu konuda pek çok iddiamız vardır, pek çok argüman dile getirdik ve bunları teker teker devletin ilgili denetim makamlarına da aktarıyoruz. Örneğin; en gücel argüman biliyorsunuz son yapılan fiyat ayarlaması öncesinde belli başlı kesimlere ihtiyacının çok üzerinde yekün ürün satışı yapıldığına ilişkindir.Bu konuyu biz kamuoyu ile paylaştık. Öyle bir durum sözkonusu değildir. Ama geçmişte böyle bir durum çok belirgin bir biçimde çok fahiş bir biçimde yaşanmıştı. O konuda 10 Ağustos’ta Sayıştaya aktardığımız ve 4 Eylül itibarıyla da Sayıştay denetimine açılmış bir konu olarak gündemdedir. 2017 Mart ayında alınmış bir kararla Mayıs ayından itibaren yeni ürün satışı yapılacağı duyurulmuş ve maalesef Mayıs ayına gelinmeden önce çok yüklü miktarlarda ürün, bazı özel kesimlere zamdan önceki fiyatıyla satılmıştır. Bu haksız kazançtır. Bu haksız kazanç oluşurken, bu imkandan yararlanan işletmeler mi sadece kazanç elde etmiştir yoksa buna aracılık eden yöneticilerin de belli çıkarları sözkonusudur bu bizim açımızdan merak konusudur. Ancak bu merağın giderilmesiyle ilgili kararı devletin ilgili denetim organları ve gerekmesi halinde yargı verecektir. Dolayısıyla biz bu konuda bir iddia gündeme getirmiyoruz yaptığımız bir tespiti ortaya koyarak devletin denetim organlarının yetkisi dahiline aktarıyoruz. Ama maalesef geçmişte sıklıkla yaşanan bu olay ortada durduğu için bizimle ilgili böyle bir şaibe kasıtlı olarak yaratılmaktadır. Biz kamuoyuna bu konuda gerekli açıklamayı yaptık. Bu açıklamanın son derece şeffaf ve inandırıcı bir açıklama olduğu konusunda  çok eminim aslında ama hala ikna olmamışlar varsa da kurum kayıtları sonuna kadar herkese açıktır. İsteyen arzu ettiği zaman bu konuda bizleri bilgilendirsin gerekli denetimi gözlemi yapması için kendisine imkan sağlayabiliriz.

YENiDÜZEN: Çok zor bir görevdesiniz, yoğun mesai harcıyorsunuz. Geçtiğimiz hafta eylemler vardı. Sizi olumlu olumsuz en çok etkileyen ne oldu?

Erkut ŞAHALİ: Siyaset zor bir uğraş alandır. Hizmete odaklanarak yapılacak bir hizmet alanıdır. Dolayısıyla siyasetçinin bir eli yağda bir eli balda gibi bir imajı vardır. Bu imaj en azından kendim için ve kendime yakın gördüğüm siyasi arkadaşlarım için geçerli değildir. Bizler gerçekten bulunduğumuz makamların hakkını vermeye çalışarak, çok uzun mesailer harcayarak hizmet vermeye çalışıyoruz. Bu konuda net olarak ifade etmem lazım ki yaptığım işin karşılığı olan maaş dışında herhangi  bir geliri olamayan bir siyasetçiyim, olmaması gerektiğini de düşünenlerdenim. Siyaset mesaisi uzun bir uğraştır. Hem siyasetin hakkını vereceksiniz hem de başka işiniz varsa onunla ilgileneceksiniz birinden biri eksik olur. Eksik olma şansı olmayan siyasettir. Çünkü siyasetçi yurttaşa hizmet etme yemini ile görevdedir. Bakan olarak şunu ifade edeyim; benim yaşam giderlerimi karşılamak için sahip olduğum maaş dışında bir gelirim yoktur. Herhangi bir gelir yaratma konusunda bir motivasyonu olan siyasetçiden de siyasetçi olmaz. Çünkü o geliri yaratma konusunda ortaya koyacağı uğraş birilerine avantaj sağlama şeklinde de ortaya çıkabilir. Birilerine avantaj sağlayan siyasetçinin de aslında söylediklerini başarmak gibi bir şansı olmaz. Çünkü yere ne kadar eğilirseniz sırtınız o kadar açıkta kalır ve bu açıkta kalan kısımlarınızda mutlaka göstermek istemeyeceğiniz şeyler de gün yüzüne çıkar. Dolayısıyla ben yaptığım işi son derece şeffaf, özenle ve dosdoğru yapmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz haftaki eylemlerin ilk gününde Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı ‘sayın bakan konuşmayı bilmiyor, önce konuşmasını öğrenecek. Bu kesime bu hayvancıya nasıl konuşması gerektiğini bilecek’ dedi. Ne demek istediğini Sayın Başbakan ile yaptığımız görüşmede izah etti; hayvancı benimle görüşmeye geldiği zaman taleplerini dile getiriyormuş ben de kendilerine ‘şu olur şu olmaz’ diye net ifadelerle konuşuyorum. ‘Böyle siyasetçi, bakan olmaz’ diyor.  Dediği; ‘dur bakalım, hallederiz’ şeklindedir. Oluru olan bir şeyi elbette inceleriz ve ona göre sonucunu muhataplarımıza bildiririz. Ama olmayacağı en baştan belli olan için hiç kimsenin zamanını israf etmek de doğru değildir. Dolayısıyla köre kör şaşıya şaşı demek en kısa yoldan çözüme gitmek demektir. Eylemlerin başladığı günde üreticilerin arasına indim ve onlara kendimce önümüzdeki konuları izah etmeye çalıştım. Bir üreticinin benzer talebi karşısında yani bizce olması mümkün olmayan ama hayır demememiz ve bir bakalım dememiz şeklindeki talebi üzerine şu soruyu sormuştum;  ‘samana kazık çakılır mı?’ Evet, samana çakılan kazık çaktığınız anda belki dik durur ama arkanızı döndüğünüzde mutlaka devrilir. Bizim çakmamız gereken kazıklar yere çok sağlam basmalı ve asla sökülmemeli, ne zaman sökülmeli? Daha sağlamını, daha dirençlisini yaratacağımız noktada kendi kararımızla sökülmeli. Yoksa kendiliğinden çökecek sistemlerle biz yarına gitmek için uğraşırsak mutlaka yarı yolda tökezleriz, düşeriz ve belki de geri dönmek zorunda kalırız. Dolayısıyla bizim gayretimiz işin hakkını vermek, doğrularla ilerlemek, haksız menfaat elde etmeksizin tüm yurttaşların yararlanabileceği pozitif sonuçlar doğurmaktır. Bunu başardığımızda gün itibarıyla bize kişisel hakaretler dile getirenler kapınıza gelip, yıkmaya dökmeye çalışanlar siz belki görevden gidersiniz ama birgün gelir arkanızdan ‘vay be biz anlamamıştık, doğruydu söyledikleri’ diye değerlendirmede bulunur. Aslında bizim yapamaya çalıştığımız eylem anında bize küfredenlerin yıllar sonra hayırduasını almaya dönüşmesidir. Umarım bunu başarırız.