1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Yapraklarını döken insan
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yapraklarını döken insan

A+A-

Bir baba... Hem de güçlü, gururlu, olabildiğince baskın karakterli bir figür; gözümüzün önünde yavaş yavaş bir bebeğe dönüşüyor adeta.

"Annemi istiyorum. Lütfen beni buradan almasını söyleyin ona... Ben sadece eve gitmek istiyorum."

***
Kendi hayatımda demans ya da alzheimer hastası yakınım olmadı.

Ama tanıdıklarım var.

Ne denli zorlu bir deneyim yaşadıklarını, unutmanın o ağır yükünü, yeniden çocuklaşmanın zorluğunu çoğu kez onlardan işittim. Bir evladın, kendisine artık yabancı gibi bakan anne babasıyla yeniden bağ kurma çabasını; iki yabancı gibi birbirini gözleyen kardeşlerin, eşlerin hikayelerini dinledim...

Göz göze gelmiştim, yıllarca hayranlıkla sohbet ettiğim bir büyüğümle; hiç konuşmadan bakmıştık dakikalarca birbirimize...

***
Kıbrıs Tiyatro Festivali’nde, Oyun Atölyesi’nin sahnelediği "BABA" oyunu müthiş bir anlatıydı.

Hep birlikte bulanıklaştı zihnimiz, zaman soyutlaştı, hayal ile gerçek karıştı.

"Artık nerede olduğumu bilmiyorum. Kim olduğumu da... Bana ne olduğunu söyleyecek kimse yok mu?"

İyi oyun, iyi kurgu, iyi dekor, iyi metin... Şüphesiz bir tiyatro yapımı için bunların hepsi çok önemli. Ama bazen bir oyuncu olağanüstü fark yaratıyor. Sahnede resital sunan Haluk Bilginer, tam olarak bunu yaptı.

***
Doğrusu, festivalde en son izlediğim "Yolcu" oyunu benim için büyük bir hayal kırıklığıydı. 

Söz konusu oyunu çok beğenenler de oldu elbet; Rutkay Aziz’in sahnedeki duruşuna saygım sonsuz fakat salondan oldukça mutsuz ayrılmıştım. İşte "BABA" oyunu, yeniden "Yaşasın festival, iyi ki tiyatro var!" dedirtti bana...

Florian Zeller'in ödüllü eseri... Muharrem Özcan'ın usta rejisi... Sahne tekniği harikaydı; dekor değişimleri ve ışık hareketleri akıl oyunlarına eşlik etti. Oyunculukların tümü güçlüydü. Özlem Zeynep Dinsel, büyük ustanın yanında iyi iş çıkardı.

Haluk Bilginer’in performansı unutulmazdı pek tabii. Duygusal bir adamdan huysuz bir ihtiyara geçişi; şüpheci ve ürkütücü hallerden çocuksu ve ağlamaklı bir masumiyete dönüşü... Tüm bu keskin duygu geçişlerini hem estetik bir zarafetle hem de muazzam bir doğallıkla canlandırması...

Yine izlerim imkanım olsa...

***
Oyun ne hissettirdi bana?

Doğrudan hastanın zihninin içinden yaşadık adeta alzheimerı... Yine de bilemiyorum, gerçekten ne kadar anladık...

İnsan kendini yitirdiğinde, yalnızlaştığında, terk edildiğinde ne paranın ne makamın ne de gücün bir anlamı kalıyor.
Ne kibir söküyor orada ne hırs...

Ama sonuç şu...

İnsan, hayatın en zor anlarında, o ilk başladığı yere dönüyor...
Yeniden çocuk oluyor.

"Bütün yapraklarımı döküyorum... Teker teker. Dallarım çıplak kalıyor."

img-7919.jpeg

Bu yazı toplam 242 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar