Siyasetçiler Gelir Geçer, Öğretmenler Nesiller Yetiştirir
Bir ülkenin geleceği seçim meydanlarında değil, sınıflarda şekillenir.
Çünkü siyasetçiler gelir geçer. Ancak sınıfta kalan öğretmenin etkisi, nesiller boyunca toplumun geleceğini şekillendirmeye devam eder. Bu nedenle öğretmen yetiştiren kurumların geleceği, günlük siyasi tartışmaların ve ideolojik müdahalelerin konusu haline getirilmemelidir.
Son dönemde Atatürk Öğretmen Akademisi üzerinden yürütülen tartışmalar ise yalnızca bir kurumun geleceğiyle ilgili değildir. Mesele çok daha büyüktür. Esasen tartışılan şey, bu ülkenin nasıl bir eğitim anlayışına sahip olacağı ve ilköğretimin hangi zihniyet üzerinden yeniden şekillendirileceğidir.
Atılan adımların, Atatürk Öğretmen Akademisi'nin kurumsal ağırlığını ve özerk yapısını zaman içerisinde etkisizleştirmeye yönelik olduğu yönünde kaygılar yaşanmaktadır. Çünkü mesele sadece bir kurumun yapısal dönüşümü değildir, ilköğretimde görev alacak öğretmenlerin hangi anlayışla yetiştirileceği sorunudur.
İlköğretim, yalnızca okuma yazmanın öğretildiği bir dönem değildir. Bir çocuğun eşitlik, demokrasi, insan hakları, birlikte yaşam kültürü ve yurttaşlık bilinciyle ilk kez tanıştığı alandır. Dolayısıyla öğretmen yetiştirme sistemine yapılacak her müdahale, doğrudan toplumun geleceğine yapılmış bir müdahaledir.
***
Bugün birçok kurumda karşı karşıya kaldığımız torpil, liyakatsizlik ve kurumsal erozyonun eğitim alanına da taşınmasına izin veremeyiz. Çünkü bunun bedelini sadece öğretmenler değil, bir neslin tamamı öder.
Üstelik bu süreçten en fazla zarar görenlerin başında gençler geliyor.
Yıllardır haklarının korunduğu iddia edilen genç öğretmenler, çoğu zaman güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilmiş, belirsizlik içerisinde bırakılmış ve siyasi hesapların gölgesinde yaşamaya zorlanmıştır.
Gençlerin geleceğini koruduğunu söyleyen siyasi anlayış, ne yazık ki onların mesleki geleceklerini istikrarsızlaştıran politikaların da mimarı olmuştur.
Bir yandan gençlerin ülkeye bağlı kalmaları istenirken, diğer yandan geleceğe dair öngörülebilir bir sistem kurulamamaktadır. Bu büyük bir çelişkidir. Çünkü gençleri korumak; onları belirsizliğe sürüklemek değil, adil, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir sistem kurmaktır.
Çözüm yeni hukuksuzluklar yaratmakta, kurumları zayıflatmakta ve eğitim sistemini sürekli bir yapboz tahtasına çevirmekte değildir.
Çözüm liyakat esaslı, bilimsel ve ayrımcılık içermeyen bir eğitim ve eğitimci yetiştirme politikası üretmekten geçmektedir.
Öğretmen yetiştirme sistemi, siyasi müdahalelerden bağımsız, özerkliği korunan, mesleki standartları güçlü ve denetlenebilir bir yapıyla yürütülmelidir. Çünkü bu, her çocuğun nitelikli eğitim hakkının ön koşuludur.
***
Ne yazık ki mevcut hükümetin bunu gerçekleştirebileceğine dair topluma güven verebildiğini söylemek mümkün değildir. Çünkü yıllardır eğitim alanında yaşadığımız istikrarsızlıkların, günü kurtarmaya odaklanan politikaların ve kurumsal aşınmanın sorumluluğunu taşıyan bir anlayışın, bugün ortaya çıkan sorunları çözmesi de kolay görünmemektedir.
Eğitim gibi bir alanda ise bunun bedelini sadece bugünün öğretmenleri değil, yarının çocukları da öder. Bu nedenle değişim artık bir siyasi tercih değil, toplumsal bir zorunluluktur.
***
Belki de bugün kendimize sormamız gereken esas soru şudur:
Nasıl öğretmenler yetiştirmek istiyoruz?
Çünkü bu sorunun cevabı, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizin de cevabıdır.






