“Yeni Türkiye” ve Dokunulmazlıkların Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifinin Düşündürdükleri (*)

“Yeni Türkiye” ve Dokunulmazlıkların Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifinin Düşündürdükleri (*)

 

Umut Bozkurt
bozumut@gmail.com

“Yeni Türkiye”de sular bir türlü durulmuyor. Her gün yaşanan yeni bir gelişme bizlere yaratılmakta olan bu yeni düzenle ilgili yeni ipuçları veriyor. AKP’nin özellikle 2011 seçimlerinden sonra artan anti-demokratik ve otoriter eğilimleri, PKK’yla mücadele neticesinde ülkede yaratılan şiddet ortamının da etkisiyle daha da derinleşecek gibi görünüyor. Geçtiğimiz hafta yaşanan önemli bir gelişme ise maalesef Türkiye’deki rejimin demokrasi, insan hakları konularında giderek daha kötüye gideceğini gösteriyor.

2 Mayıs Pazartesi günü milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin görüşülen teklifi, Anayasa Komisyonu'nda AKP, CHP ve MHP’nin oylarıyla kabul edildi. Bu teklif önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulunda görüşülecek.

Bu kanun teklifiyle ne yapılmak isteniyor? AKP Parti Genel Başkanı, Bakanlar Kurulu üyeleri ve bütün milletvekilleri, anayasaya bir geçici madde eklenmesine dair kanun teklifini, 12 Nisan Salı günü Meclis Başkanlığı’na sunmuşlardı. Bu maddenin yürürlüğe girmesi durumunda, Anayasanın 83’üncü maddesindeki “suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili Meclis’in kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz” hükmü uygulanmayacak. Yani, halen milletvekili olanların, Başbakanlığa gönderilmiş ve kanun teklifi yürürlüğe girinceye kadar gönderilecek soruşturma dosyalarıyla ilgili dokunulmazlıkları, kanun yürürlüğe girdiği tarihte kalkmış olacak.

Meclis Komisyonu’nda, 43’ü HDP’li ve 79’u diğer parti üyesi olmak üzere, 122 milletvekilinin 506 dokunulmazlık dosyası olduğu basına yansıdı. Dokunulmazlıkların kaldırılması farklı savcıların mevzubahis milletvekillini sorgulayacağı, mahkemeye sevk edeceği ve milletvekillerinin tutuklu veya tutuksuz yargılayacakları bir sürecin önünü açacak.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin teklifin yürürlüğe girmesi durumunda esas zarar görecek olanın ise Türkiye’nin mevcut siyasi düzeni içinde HDPli milletvekilleri olacağı açıktır. Bu kanun teklifiyle HDP’nin tüzel kişiliği hedef alınmakta, HDPli milletvekillerinin hapsedilmesi amaçlanmaktadır.

Erdoğan- Davutoğlu geriliminin de ortaya koyduğu üzere, Türkiye hızla bir tek adam rejimine doğru gidiyor. 4 Mayıs 2016’da Erdoğan ve Davutoğlu arasında yapılan uzun toplantının ardından Davutoğlu’nun başbakanlıktan çekileceği yorumları yapılıyor. Bir süredir bu gerilim farklı vesilelerle hem Türkiye, hem de dünya basınında ele alınmıştı. Kuşkusuz bu gerilimin en görünür hale geldiği dönüm noktası 29 Nisan’da alınan önemli bir karar oldu. AKP’de il ve ilçe başkanlarını atama ve görevden alma yetkisi AKP genel başkanı Davutoğlu’ndan alınarak Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK)’na verildi. Eylül ayında yapılan AKP parti kongresinde seçilen 50 kişilik MKYK listesi ağırlıklı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın isimlerden oluşmuştu.

İşte böyle bir bağlam içinde AKP, HDP’yi tasfiye ederek başkanlık sisteminin yolunu açmaya çalışıyor. Bu arada ülkenin bir şiddet sarmalı içinde dibe vurması, yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi AKP ve Erdoğan için bir sorun teşkil etmediği gibi, PKK da izlediği sorunlu şiddet politikasıyla sürekli AKP’nin ve Erdoğan’ın eline oynuyor. İşin en üzücü tarafı, hem AKP, hem de PKK marifetiyle, özgürlükçü bir alternatifi temsil etme potansiyeli olan HDP gibi bir partinin tamamıyla resmin dışına atılması ve giderek sağduyudan uzak, intikamcı ve ölümü kutsayan bir dilin siyaseti belirlemesidir. 1980lerden beridir Kürt sorunuyla ilgili yaşanan süreç, şiddet yoluyla “terörün başının ezilemeyeceğini”, askeri yöntemlerin sadece bu çatışmayı körükleyeceğini ve uzatacağını açıkça gösterirken, AKP’nin müzakere masasını devirerek şahin bir tavır takınmasının nedeni, “seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla öne çıkan HDP’yı cezalandırarak, başkanlık sistemini herşeye rağmen Türkiye’de oluşturma gayreti olsa gerek.

Tüm bu yaşanan gelişmeler, bir kez daha AKP’nin bu derece güçlenmesinin önemli sebeplerinden birinin Türkiye siyasetinde alternatif yoksunluğu olduğunu gösteriyor.  CHP, dokunulmazlık teklifine verdiği destekle hem Türkiye demokrasisine büyük bir zarar verdi hem de sağduyuyla hareket edip ülkeyi siddet sarmalından çıkarmak için cesur adımlar atamayacağını bir kez daha göstermiş oldu. AKP'nin "terör"le ilgili söyleminin kamuoyunu şekillendirmesine, tüm özgürlüklerin ve demokratik hakların terör bahanesiyle budanmasına göz yumdu.

Türkiye’de yaşananları gözlemlerken, aylardır aklımda tekrar tekrar yankılanan tek bir cümle var. Yazımı Carlos Gamerro’nun bu vurucu cümlesiyle bitirmek isterim: "En mükemmel suç herkesin gözü önünde işlenen suçtur, çünkü o zaman tanıklar yoktur, sadece suç ortakları vardır”.

 

(*) Teknik sebeplerden ötürü geçen hafta son kısmı eksik kalarak yayınlanan yazıyı bu hafta tekrar yayınlıyoruz.

Dergiler Haberleri