VASİLYA GÜNLÜKLERİ

VASİLYA GÜNLÜKLERİ

Neriman Cahit

 

Bir süredir sık sık gidemesem de: ‘Vasilya Özlemi ve Anıları’ hep yüreğimde.
Özelllikle güneş batarken, anlatır kendini Beşparmaklar… Gün boyunca pek de göstermezler kendilerini… Ama öylesine derin bir huzur ve ileti içindedirler ki… “Keşke, hep burada yaşasak, ben ne rahat yazardım.!” diye iç geçiririm bazen…
Dağlar… Ne kadar da çok şey fısıldıyorlar insanın yüreğine…
Düzenin zulmünden kaçanlar, hep dağları seçmişlerdir tarih boyunca… Ör. Bizde: “Mida, Hasan Bulliler ve daha niceleri…
Ne denizin ötesi ülkeleri seçmişler ne de başka adaları…


BARIŞTA…
Birçok insana sorun… Size, denize bakmayı çok sevdiğini söyleyecektir… Ama nedense ben, denizden çok dağlara bakmayı seviyorum… Beni rahatlatan, dağlar ve kayalıkları…
Tuhaf bir güven ve rahatlama veriyorlar insana yüzlerce yıldır…
Hiç unutmam: Vasilya’da bir misafirimizle yürüyüşe çıkmıştık… Zaman ilerledikçe daha duygusallaşarak, şunları söylemişti:
- Sanki, ‘Tanrı Sofraları’ var bu dağlarda, tepelerde… Kayalar kızardıkça, Güneş batarken Tanrıları efkarlanıp, ‘eski aşklardan’ bahsediyor olmalılar…’
***
Düşünüyorum da, eski Tanrılar acaba ne büyüklükteydi… Değil mi ki, insanın aklı ve yüreği büyüdükçe büyür Tanrılar…
İş hayale kalınca…
İşte, hafiften yağmur başladı…

***
Belki, bizim baktığımız Gökyüzünde de Tanrıların gönderdiği bir yağmurun ışıklı damlaları takılı kalıyor… Ve yıldızlar, Tanrıların damlalarından oluşuyor… Ve biz, Tanrıları çok büyüttüğümüz için… Artık… Onlar, dağlarda değil, Gökyüzünde oturuyor… Eski evlerinden kovduğumuz için onları… Artık onlar da, tepelerdeki sofralarda yemek yiyemiyor…
Bu yüzden de, kahkahaları kulağımıza gelmiyor…

***
Lise yıllarında, bize ezberletilen ‘bilgi kırıntılarından biri’ geliyor aklıma… Eski bir Türk Atasözü: “Kötü periler denizlerde, iyi periler dağlarda gezer…”
Dağlarda, iyilikle ilgili bir şey var. Ve Yeni Tanrılar da bunu biliyorlar… O yüzden, insanoğlu ve kızına, bir şey söylemek istediklerinde, hatırlayalım – hep öyle olur – İnsanlardan birini seçip dağlara çağırırlar…

• Acaba şimdi, O Tanrılar dağın eteğinde dururken ben, bazen yazmakta güçlük çekerken… Beni de yanlarına çağırıp, birkaç cümle söylerler mi?
• Düşünüyorum da acaba, Tanrıların seçtiği insanoğlu ve kızının kulaklarına fısıldadıklarından ne kadarını biliyoruz biz!!!
• Belki de, ‘Tanrı Kelamının’ bir bölümü, tepelerden aşağı inerken yolda kırıldı… Olamaz mı?
• Belki de dağlar…
Akşam olurken, bu yüzden bu kadar güzelleşiyorlar… Ve,
İnsana, hala duyulmamış bir ‘Tanrı sözü olduğunu’ hatırlatıyorlar…
Kimbilir… Belki de…

-----------------------------------------------------------

YİNE BAHAR GELDİ…

Bahar gelince çocukluğum – köyüm, Kırnı ve Şeher gelir aklıma… Yemyeşil bahçeler, güzelim komşuluk ilişkileri…
Bizim ilişkilerimiz gece yarılarına kadar sokaklarda, hisarda saklambaç, ‘Bayanlara Meccanen sinemalar…’ Sonra televizyon… Ve, Televizyonda – haftada bir Cuma gecesi gösterilen Türk filmi.

• Benim için, yaz tatillerinde çok sevdiğim Kırnı’ya gitmek… Ve, annemin çok sıkı ‘asker disiplini…’
Erkekler – kuşkusuz – biz kızlardan daha da şanslıydılar… O zaman ‘futbol’ daha az revaçta idi… Genelde: Lingiri, saklambaç, köşe kapmaca, pirili, kuş lastiğiyle kuş avlama (erkekler içindi bu)… Ve, biz kızlar için de: Bir ayak, beş taş, ‘i sende’, ip atlama – ip çekişme -, bezirganbaşı vb. oyunlar… (Futbol pek yoktu o günlerde çünkü top – bize göre – çok pahalıydı…)
VE…
Ve biraz büyüyünce kitap okuma (tabii romanları) ve bol bol hayal kurma ve bazılarından geri kalmamak için bol bol ‘Sevgili’ yaratmalar…
O zamanın yemişlerine gelince: Küsbe, şeker, elmalı şeker, leblebi, minare külahı, leblebi tozu… Ve, annelerimizin yaptığı ama bizden fellik fellik sakladıkları macunlar…
• Sokaklarda, garutsalar arabalar ama tek tük…
• Evde yemek pişirmeler, önce odunda  sonra islimde… Köy yemekleri tabii… Kahvaltı geleneği yok… Sestada hep birlikte kocaman bir çanağın içinde… Yaşlılar elleriyle yerlerdi. Kalan yemek, tel dolaba konur ertesi sabah ‘kahvaltı’ niyetine yenirdi…
Öyle, beslenme kuralları süt içme vb. nerde…

ŞEHERE GELİNCE…
Lefkoşa’ya gelince öğrendim, ağaçlardan çala badem, erik vb. çalmanın ‘yasak ve hırsızlık’ olduğunu… Köyde: 
Bu tür meyveli ağaçların ‘çala’ dönemindeki meyveleri çocuklarındı…
Bir başka olay: Evlerde su yoktu… Herkes: ‘Çınar’ dediğimiz oluklardan akan suyu evine taşır, hem ‘içer – kullanır – temizliğini yapar… Çamaşırları da kadınlar tokuç sesine karışan şarkılarla yıkarlardı…

***
Biz çocuklar için “Bayram Günüydü” böylesi günler… Birbirimizin üzerine ‘gavro’ atar, güçlü suya kendimizi bırakarak çığlık çığlığa bizi havuza savurmasını yaşardık…

DAĞIMIZ… O SEVGİLİMİZ…
Gerçekten de bir şenlikti… Köyümüzün yaslandığı “Beşparmak Dağları, Hayvanları, bitkileri, böğürtlen, erik vb. meyveleriyle…
Şimdi, dağım da, köyüm de,  bütün ülkem gibi talan… Çınar, bize küstü, dağımız küstü… Çünkü, onları yaktık kavurduk…
Mersin, siyah mersin, taş armudu, çitlemit, alıç (macunu da), dut ağacı, ipek böceği besleme… Davar…
Ve daha neler…

***
Öyle, meyveleri yıkamak mı? HAŞA… O zaman, ‘ilaç belası’ da yoktu ki!

***
Şimdi yazarken bile gülüyorum: Köylünün taktığı isimlere: ‘Gara Sadiye’nin, Zibaba’nın, Altınparmağın bahçesinden meyve aşırma… Bir suç değil, bir lütuftu: “Birazını da bize bırakın be çocuklar…” örneği gibi…

***
Bu tür meyvelerden kesme, asla hırsızlık sayılmazdı: Çünkü, biz çocuklar, biraz sabretsek, sahibi meyveler olgunlaşınca: “Göz Payı” verirdi. “Göz görür, gönül çekerdi çünkü…”
Şimdiki gibi: “Dikkat Köpek Var”… Ya da vb. ihtarlar yoktu…
Lefkoşa’ya – Şeher’e gelince öğrendik yasağı da hırsızlığı da…

----------------------------------------------------------------

PARANTEZ…

TELSİM: Kıbrıs’ta çocukların toplumdaki yerini, önemini ve değerini göstermek amacıyla Kıbrıs Türk Fotoğraf Derneği (FODER) işbirliğinde: “3. Telsim Fotoğraf Yarışmasını: Benim Kıbrıs’ım: Kıbrıs’ta Çocuk Olmak” temasıyla gerçekleştirdi…  Ve, bu fotoğraf yarışmasında dereceye giren ve sergilenmeye değer bulunan fotoğraf karelerini bir albümle sanatseverlerin beğenisine sundu.
.
Fotoğrafların satışından elde edilen geliri ise: “Kıbrıs Türk Ortopedik Özürlüler Derneği’ne bağışladı.”
Ülkemizin değişik yerlerinde sergilenen ve çok takdir gören albüm için teşekkürler TELSİM…

Dergiler Haberleri