Suruç’un Çocukları

Suruç’un Çocukları


Yonca Özdemir
yoncita@gmail.com

Uğur Özkan, Kasım Deprem, Hatice Ezgi Sadet, Cemil Yıldız, Çağdaş Aydın, Nazlı Akyürek, Ferdane Ece Dinç, Mücahit Erol, Murat Yurtgül, Emrullah Akhamur, İsmet Şeker, Okan Pirinç, Nartan Kılıç, Ferdane Kılıç, Serhat Devrim, Met Ali Barutçu, Erdal Bozkurt, Süleyman Aksu, Koray Çapoğlu, Cebrail Günebakan, Veysel Özdemir, Nazegül Boyraz, Alper Sapan, Alican Vural, Osman Çiçek, Dilek Bozkurt, Büşra Mete, Yunus Emre Şen, Ayda Ezgi Şalcı, Mehmet Ali Varol, Polen Ünlü ve daha nice onlar gibi yitirdiğimiz her yaştan güzel çocuklarımız için…

Bir gün bir çocuğunuz olur. İyi bir insan olmasını istersiniz. Bencil olmasın, elindekileri paylaşsın, kimseye acı çektirmesin, acı çekene ilaç olsun, yardımsever olsun, yani kısaca VİCDANLI bir insan olsun istersiniz. Yalan söylemesin, dürüst olsun, adil olsun, hep hakkı savunsun, yani  DOĞRU olsun istersiniz. Onun hem vicdanlı, hem doğru olmasını isterken aslında çok şey istediğinizi ama yeterli olmadığını da bilirsiniz. Onun vicdanı ve doğruyu savunurken CESUR olmasını da istersiniz. Ne de olsa bu dünyada, hele bu coğrafyada, doğruyu savunmak da, vicdanının sesini dinlemek de cesaret ister. Sonra korkarsınız bunları istediğiniz için. Çünkü gerçekten bu meziyetlere sahip bir çocuğunuz varsa uykularınız kaçar. Ne zaman, nerede başına bir şey gelecek bilemezsiniz. Hele Türkiye’deyseniz… Çünkü bu çocuk sadece kendisi için yaşamayacaktır. Kendi canını başkaları için siper edecektir. Nerede bir haksızlık varsa sokaklara çıkıp haykırmak, nerede bir muhtaç varsa yardıma koşmak isteyecektir. Onu tutamazsınız; sadece dönüşünü beklersiniz. Başına ne gelir, bilemezsiniz. O gün gaz mı yer, dayak mı? Gözüne ya da beynine bir kurşun mu isabet eder? Tutuklanır mı? İşkence görür mü? Yaralanır mı? Peki ya bir gün evden çıkar ve bir daha geri dönmezse??? Bazen siz de dayanamaz, Ferdane Kılıç ve İsmet Şeker gibi, çocuğunuzun peşinden gidersiniz. Yani Türkiye’de iyi bir çocuk yetiştirmek çok tehlikelidir dostlar.Çünkü iyi bir çocuğun hayatı çok zordur ve bazen de çok kısadır.

Suruç’ta ölen o düzinelerce genç de çok güzel çocuklardı dostlar.Fakat ne yazık ki hayatları çok kısa sürdü. Onlar vicdanlı, doğru ve cesurdular. Onlar tatillerini bir savaş bölgesinde başkalarına yardım ederek geçirmeyi planladılar. Kreş yapacaklardı, kütüphane kuracaklardı, ağaç dikeceklerdi… Hayallerini kurdukları o özgür ülkeyi beraberce yeşertmek için kendi elleriyle… Bu hayal gerçekleşmezse de durmazdı onlar. Devrim ateşiyle yanan bu kocaman yürekli, gülen yüzlü, coşkun gençler başka bir yerlerde yine vicdanı ve doğruyu cesurca savunmak için buluşurlardı elbet. Ben onları Van’da görmüştüm mesela. O zaman da soğuğa, hastalığa aldırmadan bayram tatilini depremzedelere yardım ederek geçiriyorlardı. Harıl harıl çalışırken gözlerindeki ışıltı, kalplerindeki sevgi, ruhlarındaki heyecan ve dudaklarındaki ezgiler hiç bitmiyordu. Kimimiz işiyle, kimimiz parayla, kimimiz yeni aldığı eşyalarla meşgulken bu gençler barış için, kardeşlik için, eşitlik için bir yerlerde mücadele ediyorlardı. Çoğu kişinin hiç üzerine almadığı toplumsal ve insani sorumlulukları yüklenip bu dünyayı daha yaşanılası bir yer yapmaya çabalıyorlardı. Hem de hepimiz için. Peki, bu gururla bağrımıza basmamız gereken gençlere bu  düzen ve onun devleti ne yapıyordu? Onları korumak yerine tehdit ediyor, yaralıyor ve hatta katlediyordu, bazen kendi elleriyle, bazen beslediği canavarlarla…Peki, başka türlüsünü bekler miydik? Bu adaletsiz, bu yalancı, bu yozlaşmış, bu acı veren, bu insafsız düzene karşı en büyük tehdit bu vicdanlı, bu doğru ve bu cesur çocuklar değil miydi? Acımız ve kaybımız çok ama çok büyük. Çünkü bu çocuklar yitirildiğinde ve yenileri yeşermediğinde hep vicdansızlar, yalancılar ve korkaklar kazanacak. Ve o hayal ettiğimiz özgürlükler ülkesinin hayali bile kaybolacak!

Dergiler Haberleri