Simge ÇERKEZOĞLU
Alevkayası’nın sessizliği içinde yıkılmayı bekleyen Surp Magar Manastırı, sadece Ermeni toplumunun değil, Kıbrıs’ın kaybolan çok kültürlü hafızasının da simge mekanlarından biri. Yaklaşık yirmi yıldır Kıbrıs Ermeni toplumu içinde aktif görev alan, Surp Magar Manastırı Yenileme Komitesi Başkanı ve Kültürel Miras Teknik Komitesi üyesi olan Parsy Zartarian için ise burası bir harabeden çok daha fazlası. Çocukluk anıları, dini aidiyet, sürgün hikâyeleri ve adaya tutunmaya çalışan bir halkın belleği burada saklı… Geçtiğimiz hafta manastırda yapılması planlanan dini törenin son anda iptal edilmesi kararı Surp Magar’ı yeniden gündeme taşıdı. Yıllardır kaderine terk edilmiş manastırın geleceği, kültürel mirasın korunması ve Kıbrıs’ın çok kültürlü geçmişi üzerine tartışmaları yeniden alevlendi.
Zartarian, Surp Magar’dan söz ederken göz yaşlarını tutamıyor. Aslında yalnızca bir manastırı değil, Kıbrıs Ermeni toplumunun hafızasını da bizimle paylaşıyor.
“Botlarla gelen hafıza”
“Kayıt altına alınmış tarihe göre Ermeniler’in Kıbrıs’a gelişi 6. yüzyıla kadar uzanıyor” diyor. Ancak bugünkü toplumun esas olarak Ermeni Soykırımı döneminde adaya gelenlerden oluştuğunu anlatıyor. Kendi ailesinin hikâyesi de bu örneklerden biri. “Benim büyükbabam Adana’daki olaylardan sonra Kıbrıs’a gelenler arasındaydı. İlk olarak Larnaka’ya botlarla geldiler. Onlar için mülteci kampları, çocuklar için okullar yapıldı.”
Zartarian’a göre Ermeni toplumunun Kıbrıs’taki ilk ilişkileri de büyük ölçüde Kıbrıslı Türklerle kuruldu. Türkçe konuşabilmeleri nedeniyle özellikle Kıbrıslı Türklerin yoğun yaşadığı bölgelere yerleştiklerini anlatıyor. O yıllarda Ermeniler yalnızca yeni bir hayat kurmaya çalışmıyor, aynı zamanda adanın ekonomik ve kültürel yaşamına da ciddi katkılarda bulunuyorlar.
“Arabahmetten ayrılış”
“Kıbrıs’ın ilk fotoğrafçıları Ermenilerdi” diyor. “Fotoğrafçılığı geliştirdiler, İngiliz ordusunda fotoğrafçı olarak çalıştılar. Ticaret yaptılar. Adaya ilk araba ve bisikleti getiren ailelerden biri Uzunyan ailesiydi.” Bir süre sonra sohbetimiz, geçmişin üretken ve canlı günlerinden Kıbrıs’ın çatışmalı yıllarına geçiyor. Ermeni toplumunun hafızasındaki ikinci büyük kırılma ise 1963 yılında yaşanıyor. “O dönemde daha çok Arabahmet bölgesinde yaşıyor, çalışıyor ve okula gidiyorduk” diyor. “1963 yılında ise artık her şeyimizi kaybederek güneye geçmek zorunda kaldık.” Tabii bu cümle sadece fiziksel bir yer değiştirmeden öte, bir mahallenin, bir yaşam biçiminin ve ortak hafızanın dağılması anlamına geliyor. 1974’e gelindiğinde kuzeyde çok az Ermeni kaldığını anlatıyor. Zaman içinde Kıbrıslı Ermeniler ile Kıbrıslı Rumlar arasındaki ilişkilerin daha da yakınlaştığını, özellikle kilise, okul ve kültürel yaşam konusunda destek gördüklerini söylüyor.
“Bir manastırdan çok daha fazlası”
Ancak konuşmamızın merkezinde Surp Magar’a var tabii. Geçtiğimiz günlerde manastırda yapılması planlanan dini törenin iptal edilmesi, Alevkayası’nın içine gizlenen manastırın bugünkü sessizliğini, yorgunluğunu ve kaderine terk edilmişliğini bizlere yeniden hatırlatıyor. Oysa burası yalnızca tarihi bir bina değil, ortak kültürel mirasın ve ortak yaşamın önemli bir parçası. “Rahipler burada yaşardı. Daha sonra yakın bölgelerde yaşayan Ermeni aileler manastırla ilgilenmeye başladı. Hafta sonları gelir, bazı odalarda kalırlardı. Güzel zamanlar geçiriliyordu.” Kendisi anlattıkça Surp Magar, bir ibadet yerinden çok daha fazlasına dönüşüyor. Pikniklerin yapıldığı, çocukların koştuğu, insanların dinlenmek için geldiği canlı bir mekân beliriyor gözümün önünde. Üstelik yalnızca Ermeniler için değil.
“Konuştuğum pek çok Kıbrıslı Türk bana burayla ilgili anılarını anlattı” diyor. “Bence Kıbrıslı Türkler, Rumlar, Maronitler, Latinler… herkes aynı üzüntüyü hissediyor.” Bugün ise manastır yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Zartarian son yıllarda bütün enerjisini Surp Magar’ın yaşatılması için harcadığını anlatıyor. Ancak mesele yalnızca ekonomik değil. Politik ve lojistik sorunların da çözülmesi gerekiyor.
“Restore edilse bile nasıl korunacağı, nasıl yaşatılacağı önemli” diyor. “Bu yalnızca benim veya komitemin karar verebileceği bir konu değil.” Yine de hayal kurmaktan vazgeçmiyor. Umudunu koruyor. Pandemi öncesinde 2020 yılı başında restorasyon için atılan ilk adımlar pandemi süreci içinde sekteye uğramıştı. Şimdi birkez daha bu yönde girişimler başladı. Yardımlar toplanıyor ve 2027 yılında restorasyon çalışmalarının yeniden başlaması yönünde umutlar çoğalıyor. “Benim hayalim buranın restore edilmesi ve Ermeni toplumunun yeniden özgürce ibadet edebildiği bir yere dönüşmesi” diyor. “Aynı zamanda çocukların gelip Kıbrıs’ın çok kültürlü yapısını öğrenebileceği bir yer olabilir.”
Bir an durup ekliyor, “Ne kadarı gerçek olabilir bilmiyorum tabii…Ancak nasıl ki Apostolos Andreas Kilisesi için bu yapıldı ve şimdi pek çok kişi tarafından ziyaret ediliyor aynı şey Surp Magar için de yapılabilir. Üstelik böyle bir adımın atılması Kıbrıslı Türklerin de kültürel miras konusunda ne kadar duyarlı olduğunu gözler önüne serecektir.”
Fotoğraflar: Doğan SAMER / Burçin AYBARS