Sosyal Psikoloji ile Deli Doktorluğunun Farkı!

Sosyal Psikoloji ile "Deli Doktorluğu"nun Farkı!

 

Hüseyin Çakal
h.cakal@exeter.ac.uk

Çok değil, bundan on - onbeş yıl oncesine kadar  ‘Psikoloğa gittim’ dediğinizde alacağınız tepki genellikle iki tür olurdu. Sizi dinleyen eğer biraz yol yordam bilen birisi ise, ‘Neden? Neyin var, iyi misin’ gibilerinden endişelerini örteceğini düşündüğü bir tepki verirdi. Yok, eğer lafını esirgemeyen Kıbrıs’ta dediğimiz gibi ‘damdingil’ giden birisi ise, büyük bir ihtimalle ‘ma delimin sen yahu’şeklinde bir şey söylerdi. Şaka bir tarafa, her ne kadar günümüzde psikoloğa gitmek (hemen hemen) normal karşılanır hale geldiyse de, adına psikolog dediğimiz bu gürühün ‘rahatsızları tedavi’ etmek dışında nelerle iştigal ettiği hala daha pek bilinmez. Peki her psikolog ‘deli doktoru’ mudur, değilse nedir ve nelerle uğraşır?

Bir bilim dalı olarak psikolojinin rüştünü ispatlaması, yani kendi adına akademik bir birim olarak bilim ve eğitim ocakları olan üniversitelerde yer almaya başlaması 1879’da Wilhelm Wundt un, Leipzig Üniversites’inde ilk deneysel psikoloji laboratuarını kurması ile başlar. Peki ‘bizim bildiğimiz psikoloji’ ile bilmediğimiz sosyal, klinik, deneysel, bilişsel ve hatta  Freud’la özdeşleşen psikoanaliz arasında fark var mıdır, varsa nedir bu farklar? Dilerseniz bu yazıda bendenizin de az buçuk ucundan yakaladığı sosyal psikoloji ve ‘bizim bildiğimiz psikoloji’ ya da halk arasında değerlendirildiği gibi ‘deli doktorluğu’ arasındaki farklardan konuşalım ve buna önce genel olarak psikolojiyi, sonra da sosyal psikolojiyi ve ‘bizim bildiğimiz psikolojiyi’ tanımlayarak başlayalım.

Psikilojiyi insan, zihin ve davranışlarını ve de bu üçü arasındaki ilişkileri araştıran bilim dalı olarak tanımlanır (Britanya Psikoloji Derneği resmi web sitesi http://www.bps.org.uk/ ). Halk arasında bildiğimiz veya tanıdığımız psikolog ise bir bilim dalı olarak psikolojin elde ettiği bulgulara dayanarak bireyin zihinsel yetersizliklerini, uyumsuzluklarını, ve rahatsızlıklarını anlamak ve tedavi etmeyi kendisine meslek seçmiş  profesyonel uzmandır.

Sosyal psikolojiye baktığımızda, odak noktasının tedaviden anlamaya doğru kaydığını görürüz. Yani sosyal psikoloji bireylerin kendilerine ve çevrelerindeki diğer bireylere karşı olan düşünce, duygu, tutum ve davranışlarının yine çevrelerinde bulunan, bulunduğu düşünülen veya bulunduğu hayal edilen bireylerin varlığından nasıl etkilendiğini anlamaya çalışan bilim dalıdır diyebiliriz (Allport, G. W. :1954.The Nature of Prejudice). Bu düşünce, duygu, tutum ve davranışlar genellikle topluluk içerisinde, küçük veya büyük gruplar içerisinde ya da iki kişi arasındaki dinamikler seviyesinde araştırılır. Örnek vermek gerekirse, neden bazılarımızın kendisini Kıbrıslı Türk, sadece Türk veya sadece Kıbrıslı olarak görüp hissettiğini (sosyal kimlik) veya kendisini Kıbrıslı olarak tanımlayan bir bireyin, Türk olan birine veya İngiliz olan birine karşı duygu, düşünce ve davranışlarını anlamak (gruplararası ilişkiler) sosyal psikolojinin temel çalışma alanlarından sadece bazılarıdır.

Birey seviyesinde ise sosyal psikoloji, sosyal çevremizi ve bizi yakından ilgilendiren ve etkileyen olguları araştırır; mesela, duygularımızı çevremizdeki diğer insanlara göre nasıl kontrol edip düzenlediğimizi… Yine romantik veya aile ilişkisi içinde olduğumuz yakın çevremizle olan birlikteliklerimizin bizi nasıl etkilediği, kişiliğimizin bu ilişkilere ve yaşadıklarımıza ne gibi tepkiler verdiği, sosyal psikolojinin anlamaya çalıştığı olgular arasındadır. Bu hali ile sosyal psikolojinin Kıbrıs Türkleri arasında çok tanındığını yahut Kıbrıs Türklerini konu alan çok fazla sayıda sosyal psikolojik araştırma yapıldığını, bugün için, ne yazık ki söyleyemiyoruz.  Üzerinde bu kadar fazla sayıda farklı ve benzer insan topluluklarını ve bir o kadar da çetrefilli insan ilişkilerini barındıran bu coğrafyada belki de bu konuda daha fazla söz söylemenin zamanı gelmiştir.

Ne dersiniz?


Görüşmek üzere…

Dergiler Haberleri