Siz ne düşünüyorsunuz?

Siz ne düşünüyorsunuz?


Bu haftadan itibaren bazı özel dosyalarla gündemle ilgili görüşler almaya başlıyoruz. Bu hafta ‘masumiyet karinesi’ni gündem yaptık. Konuyu, sorularımızı bazı isimlere yönelttik ve görüşlerini istedik. Sorularımıza verilen yanıtları paylaşırken bundan sonra da sayfamızı devam ettirmek için yardımlarınızı bekliyoruz. Siz adres okuyucularının da bazı gündem maddeleri olabilir. O konuları ve sormak istediklerinizi bizimle paylaşabilir ve özel dosyamız içine almamızı isteyebilirsiniz.
editor@adreskibris.com adresine gönderilerinizi bekliyoruz. 
Konumuz:
•         ‘Masumiyet Karinesi’ (suçsuzluk ilkesi)
•         “Hiç kimse yargı kararıyla suç kesinleşmediği sürece suçlu olarak ilan edilemez”
•         “Hiç kimse hakkında hukuka uygun koşullarda yeterli emare bulunmadığı sürece suçlanamaz”

Özetle böylesi ULUSLARARASI kurallar ve İNSAN HAKLARI var.
Ancak polisten medyaya, toplumdan yönetim kademelerine kadar buna ne kadar uyuluyor?

----------------------------------------------------------

İbrahim Davran (İletişimci)

Haber Atlatma Uğruna Masumiyet İlkesini Atlıyoruz!

Özellikle Türk medyasında gördüğüm bir şey; bir olay olduğunda haber atlatma adına “Masumiyet Karinesi” ne bakılmadan her iki tarafın görüşü alınmadan, haber sitelerinde hit uğruna, sosyal medya’da takipçi artırmak için araştırma ve derinliği olmayan genellikle bir tarafı haksız yere kulaktan duyulan bilgilerle suçlandığı haberler gözüme çarpıyor.
Şimdilerde sosyal medya mecralarının daha da yaygın olarak kullanılmasıyla herkes yalan haberi anında paylaşıp, doğru haber gibi halka lanse edebiliyor. Üstelik haberin yalan olduğu ortaya çıktığında ise tekzip yayınlama gereksinimi bile duymuyor. Halkımız da haberi doğrulama gereksimi duymadığı için insanların zihinlerinde doğrusu bu şekilde kalıyor. Hatta olmayan bir şey şehir efsanesine dönüşüyor ve yıllarca dilden dile dolaşıyor.
Bir de olayın şu yanı var: Açıklama yapmayan, sessiz kalan kişi ülkemizde suçsuz olarak görüldüğünden hemen sanık tarafı herhangi bir mecradan açıklama yapma gereksimi duyuyor. Bunda da toplumun ve medyanın baskısı var tabii ki.
Bu konuda basının bir üyesi olarak, toplumun diğer fertlerine, yönetim kademelerine, güvenlik kuvvetlerine düşen görev şu, haber atlatma adına insanları haksız yere suçlamamak, her iki tarafın görüşlerini dinlemek, tarafsızlık ilkesine uymak, medya ve diğer unsurlarla linç girişiminde bulunmamak, hukukun üstünlüğüne inanmak ve yasalarla hükmü verilmiş olayların haberlerini yapmaktır.

 

--------------------------------------------------

 

Öncel Polili (Avukat)

“İşkence ile elde edilen deliller kullanılmamalıdır”

Masumiyet karinesi ile ‘hiç kimse yargı kararıyla suç kesinleşmediği sürece suçlu olarak ilan edilemez’le aynı anlamı taşımaktadır.
Masumiyet karinesi modern ceza hukukunun en önemli ilkelerinden birisidir. Bu ilkeye göre hiç kimse suçsuzluğunu ispatlamak durumunda değildir ve mahkeme suçun ispatlandığına dair kanaat getirene kadar suçsuz bir kişidir. Diğer hususların yanında bu ilkenin amacı suçsuz insanların mahkum olmasını engellemektir. Bir kişinin suçunun ispatlanabilmesi için makul şüpheye yer vermeyecek şekilde suçun ispatlanması gerekir.
Masumiyet karinesi İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de yerini bulmuş adil yargılama ile ilgili bir haktır. Kuşkusuz ki masumiyet karinesini garanti altına almak için, mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı, duruşmaların açık yapılması ve makul bir zamanda sonlanması, adli yardım sağlanması, suçlanan kişinin anladığı bir dilde suçlamaların derhal kendisine bildirilmesi ve duruşmalarında sanığın anladığı bir dilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bununla beraber, tabii ki avukattan yardım alma hakkı olması ve bu yardımın kısıtlanmaması gerekmektedir. Kuzey Kıbrıs’ta maalesef bazan avukatlar müvekkilleri ile görüşme konusunda sıkıntı yaşamakta hatta bazan zanlı kişi “gönüllü ifade” verene dek karakol karakol dolaştırılıp avukattan gizlenmektedir.
Bununla beraber, masumiyet karinesinin korunması için işkencenin önüne geçilmeli ve işkence aracılığı ile elde edilen delillerin kullanılmaması gerekmektedir. Yani zehirli ağacın meyveleri de zehirli olur ilkesine önem verilmesi gerekmektedir. Modern hukukta bu ilkeye daha çok önem verilmeye başlanmış olmasına rağmen kuzey Kıbrıs da maalesef bu konuda çok ilerlemiş değildir.
Bununla beraber, işkence çok yaygın olmasına rağmen Ceza Yasası‘nda işkence suçunun düzenlenmemesi ve işkence vakalarının bir kısmının bir şekilde üstü örtülerek işkencecilere ceza verilmemesi masumiyet karinesi ilkesinin korunmasını engellemektedir. Birçok kişi işkenceye maruz kalmış olmasına rağmen korunamayacağını düşünüp işkence konusunda şikâyetçi olmayıp, suç işlediğini kabul etmektedir. Hatta bazı kişiler işkence göreceği korkusu ile gönüllü ifade verip suç işlediğini kabul etmektedir. Bu kişilerin arasında suç işlemeyen kişilerin de olması muhakkaktır.
Birçok kez medya kuruluşları da attıkları başlıklar ile de suçsuzluk karinesini umursamamaktadırlar ve mahkeme kararı olmadan zanlıları suçlu ilan etmektedirler. Hatta daha da ileri gidip zanlı olan kişilerin suçla ilgisi olmadığı anlaşıldığında bu durumun haberi dahi yapılmıyor.
Her ne kadar da masumiyet karinesi yasalarda yer almış olsa da bu ilkenin uygulanması için bütüncül bir yaklaşım gerekmekte ve diğer adil yargılama ilkeleri uygulanmalı ve işkencenin cezalandırılması gibi diğer yasal düzenlemelerin de yapılması gerekmektedir.

------------------------------------------------------

Ulaş Gökçe (Akademisyen)

“Yargıç kararını açıklamadığı sürece herkes suçsuz muamelesi görmek zorundadır”

Yıllar geçti, Deniz Gezmiş ve iki arkadaşının idam kararını meşru kabul eden kalmadı. Kararı bir mahkeme vermişti. Ama bugün sağcısı, solcusu bu kararı hatalı ve siyasi buluyor artık. Bugün ise kuzey Kıbrıs’ta savcı veya polisin suçladığı kişiler, daha mahkemeye çıkmadan suçlu ilan ediliyorlar. Yıllarca gazetelerin tutuklular hakkındaki ‘yargısız infaz’ manşetleriyle güne başladık. Ancak uzun bir tartışma sürecinden sonra bu yönde oldukça önemli başarı da sağlandı. Örneğin Yenidüzen gazetesinde tutuklanan kişilerin itibarları korunuyor ve mahkeme karar vermeden kimsenin onuru ayaklar altına alınmıyor. Polis mahkemedeki taraflardan bir tanesidir. Suçlanan kişi, yani sanık ile mahkeme karşısında bir farkı yoktur. Polis ve savcı mahkemede suçlamalarını ispatlamak zorundadır. Görüyoruz ki polis ve savcı pek çok kez suçlamalarını ispat edemiyor ve tutukladıkları kişileri mahkeme kararınca serbest bırakmak zorunda kalıyor.  Buradan da anlaşılacağı gibi yargıç kararını açıklamadığı sürece herkes suçsuz muamelesi görmek zorundadır. Buna ise hem polis, hem de basın ile bireyler uymak zorundadır.  Ayrıca polis ve savcının ispat edemedikleri suçlamaları iyice araştırılmalıdır. Kooperatif Merkez Bankası’na ait 3 milyon TL’nin çalınması konusunda Polis Genel Müdürlüğü’nün açıklamaları tam bir rezalettir. Polis, daha yargı karşısına çıkmamış kişileri, zanlı statüsünde bulunanları suçlu ilan eden ifadeler kullanmış ve suçsuzluk ilkesini çiğnemiştir. Polisin bu davranışının ardından Başbakan Özkan Yorgancıoğlu ise zanlıların henüz hüküm giymemiş olduklarını, tahkikatın sürdüğünü, emarelerin henüz mevcut olmadığını belirterek bu ülkede yönetici konumunda olup adaleti talep edenler bulunduğunu göstermiştir. Nitekim polis tarafından yargısız olarak suçlananlardan biri mahkememizce serbest bırakılmıştır.  Belki de yarın tutuklanan veya tutuklanıp serbest bırakılanlar mahkeme tarafından suçlu bulunacaktır. Ancak o güne kadar kovuşturma ve yargılama sürecinin tarafsız gerçekleşmesi için polis ile sanıklara eşit mesafeyi hem basının, hem de bireylerin koruması gerekiyor. Polisin ise elindeki gücü kötüye kullanmaması gerekiyor. Başbakan Yorgancıoğlu bu uluslararası ve ulusal hukuk ve insan hakları ilkesinin gereğini yaptı. Yenidüzen uzun süredir bağlı kaldığı bu ilkeye yine sadık kaldı. Bugün yargısız infaza tenezzül edenler yarın aynı ilkesiz davranışa tabi olabileceklerini unutmamalıdırlar. O nedenle adalete ulaşmak için olmazsa olmazlardan hiç vazgeçmemek gerekir. Herkesin bir gün itibarının korunmasına ve adaletli yargılanmaya ihtiyacı olabilir.

------------------------------------------------------------

Ürün Solyalı (Avukat)

Masumiyet Karinesi=Lekelenmeme Hakkı

Masumiyet Karinesi en basit anlamı ile “bir kişinin suçluluğu, yargılama neticesinde, hükmen sabit olmadıkça suçlu sayılamayacığı”dır. Bu temel ceza hukuku kuralı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, İnsan Hakları Sözleşmesi’nde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve birçok insan hakları sözleşmelerinde ve hukukun temel ilkelerinde yer almaktadır. Bu kural, adil yargılanmanın ana unsurlarındandır. Kişilerin cezalandırılmasında kanıtların ikrar (kabul) yoluyla elde edilmesi ve yargılama öncesinde işkence yapılmasına duyulan tepki; bu kavramın oluşmasının düşünsel temelini oluşturmuştur.

Bu kuralın uygulanması genelde bilindiği gibi sadece zanlının veya sanığın mahkeme salonuna girdiği zaman “çalıştırılması gereken” bir ilke değildir. Bu ilke, özellikle zanlı ile ilk temasa geçen yetkilinin; yakaladığı bir kimsenin suçsuz olabileceğini düşünerek de hareket etmesidir. Kovuşturma makamlarının yani en temelde polisin, önyargı ile hareket etmesi veya Suçluluk Karinelerine dayanması bu hakkın ihlali anlamına gelir.

Kesin hükümle suçluluğu kesinleşene kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı ilkesi gereği  “kimse suçsuzluğunu ispatlamak” zorunda bırakılamaz, keza asıl olan kişinin suçsuz olduğunun kabulüdür. Kişinin suçlu olduğu ancak hukuka uygun delillerle yapılan yargılama sonucunda verilen hükmün kesinleşmesi ile kabul edilmektedir.  Kişinin suçlu olduğu her türlü şüpheden uzak kesin delillerle ispatlanmadıkça “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince kişi beraat edecektir. Kaldı ki ülkemizde “Gönüllü İfade” ile suçun kabulü bir kimsenin mahkum olması için maalesef yeterlidir.

Masumiyet karinesi birçok AİHM kararına konu olmuş ve bu ilkenin sadece yargı makamlarına ait bir sorumluluk olmadığı, basın, kovuşturma makamları ve hatta hükümet yetkililerinin dahi bu konuya hassasiyet göstermesi gerektiği ilkesi ortaya çıkmıştır.

Bu ilkenin ihlali bir kimseyi direkt olarak suçlu ilan etmek demek değildir. İhlal, sözkonusu kimsenin o suçu işlediğine dair algı yaratılmasına yardımcı olmaktır. O kimse üzerinde bu önyargıyı yaratmaktır.

Ülkemizde bu algı gerek polis gerekse basın yoluyla ciddi anlamda beslenmekte, henüz tutuklamanın ilk gününde dahi zanlı durumundaki insanlar toplum algısında suçlu ilan edilebilmektedir.

Ceza Muhakeme usulümüzde, Polis Soruşturma usullerinde birçok eksikliğin ve çağ dışılığın olduğu Meclis Raporlarında, mahkeme kararlarında yer almaktadır.

Aslında Masumiyet Karinesi’nin bizim gibi küçük ülkelerdeki tanımı LEKELENMEME HAKKI’dır. Basın eşliğinde yapılan yargılama süreçleri, gerek olmaması halde kelepçelenmiş zanlılar, Polis Teşkilatının yargı süreci içerisinde basına yapmakta olduğu detaylı açıklamalar, basının açık ve net olarak zanlıların isimlerini yayınlayarak,  yorum yaparak ve dikkat çekici manşetlerle suçlu ilan ederek yazması kişiler üzerinde toplumsal algıyı yönetmekte ve masum olabilecek olan insanlar üzerinde SUÇLU LEKE’sini bırakmakta ve en temel insan haklarını ihlal etmektedir.

Basit görünen ancak birçok insanın hayatını ciddi anlamda etkileyen bu ilkenin ülkemizde çok ciddi anlamda polis, basın, sosyal medya kullanıcıları ve birçok birim tarafından ihlal edildiği, bu sayede kişilerin isimlerinin ve artık lekelenmiş kimliklerinin kulaktan kulağa her sohbette konu edildiği de her gün yaşadığımız bir gerçektir.

Dergiler Haberleri