Şiir Gibi Futbol

Şiir Gibi Futbol


Rıdvan Arifoğlu
rarifoglu@yahoo.com

2008'de Avrupa Futbol Şampiyonası'ndaki kehanetleriyle ünlenen, ismi Şair Eşref, Mimar Sinan ya da Ahmet Bebek gibi isimleri çağrıştıran Ahtapot Paul bu ününü 2010 Dünya Kupası'nda da sürdürdü. Otoriteler 2014 Dünya Kupası'ndaki kâhin hayvanlardan hiç memnun kalmadılar. Bir tutturup bir ıskaladılar. Throwaway'in tahminleri bile daha iyiydi.. Bu kupada gündemde Almanya'nın bir fili, Brezilya'nın da goca kafalı bir kaplumbağası vardı. Ülkelerin futbol dışındaki güçlerine bakıldığında bu hayvanlar pek anlamlı.. Efendim bunlar yarı finalde kendi ülke takımlarının finale çıkacağını bildirmişler. Tabii yarı finalde Brezilya ile Almanya oynadığı için ancak biri tutturabildi. Araplar'ın devesi, Avustralya'nın kangurusu da tahminler yaptı. Çin şirin pandalarla bahislerde tahmin yürütecek dendi, Şamanlar ise boyalı kafataslarıyla. Şamanlar demiş ki finali Arjantin ile Brezilya oynayacak, Brezilya kupayı alacak.

             Ben üç kez final oynamasına rağmen kupayı alamamış Hollanda'nın bu defa şampiyon olmasını ister(d)im. 2010'da ise ya İspanya'nın ya Hollanda'nın almasını istemiştim.

             Bu arada yandaş Fısıltı Gazetesi'nin haberine göre Karpaz'ın hurma gözlü eşekleri "Kıbrıs" buyurmuşlar ama bunu bir tahmin olarak mı söylemişler yoksa "Ne olacak bu Kıbrıs'ın hali!?" diye dünyaya mesaj mı gönderdiler, anlayamadık. Sadece "Kıbrıs" diyorlar, başka birşey söyleyemiyorlar.

             Martılar da benden yanaydı; bu defa "Kayt, Kayt!" diyorlardı, Kadıköy'e giderken. Fenerbahçe'nin Hollandalı'sı Kuyt kupayı alsın ister(d)im. İngilizler Kayt'ı "caught" gibi söylüyorlar, TRT spikeri Koyt diye, "o"ya hafif bir "ö" esintisi vererek.. Başka yazıda genişletilecek bir konu bu... Çeşitli kanallarda, farklı spikerler "Kayt" demiş, "Koyt" demek doğru mu oluyor? O dildeki sesleri o dili konuşan insanlar telaffuz edebilir. Kayt da doğru değil Koyt da, Köyt de, Kauğt da, Höyt de aslında. Mesela şimdi bazı spikerler de Chelsea'ye "Çalsi" demeye başladılar, "a"ya bir "e" ruhu katarak. Bu, anadile göre bir algı meselesidir. Türkiyeliler'in "was"a "waz" demeleriyle dalga geçen Kıbrıslı Türkler'in "woz"a yakın birşey söylemeleri gibi. Hangisi doğru? Elbette dilbilimdeki karakterlerin bize söylediği. Burada ise algının kendisi doğrudur. Çeşitli Türkçeler konuşan spikerler ortalamada "Kayt" diye algılamışlarsa doğru olan odur. TRT'deki birkaç kişinin doğruculuğu genelin ortaya koyduğu doğal istatistikten daha değerli olamaz. Türkçe'ye "Kayt" daha iyi uyuyorsa odur. Bir de tabii karta kaçmış Türkçe'yle yeni sesleri algılamak zor olabilir, yani aynı ortamdaki farklı jenerasyonlar sesleri farklı algılıyor. Bu konuya koydum mim!  

             2014 Dünya Kupası finallerinde FIFA hakemlere kartlarını çok kullanmamaları yönünde telkinde bulunmuş. FIFA bunu kabul etmese de iddia doğru gibi görünüyor. Birkaç yıldız futbolcu kupayı tamamlayamadı. Kupalar biraz da bu yıldızların, bu yeteneklerin üzerine varsayımlar geliştirerek güzelleşir. Daha akıcı bir oyun uğruna böyle bir karar alınmasını pekçok futbolsever eleştirdi. FIFA'ya göre az sayıda futboldu sakatlandı ama Brezilya'nın yıldızı Neymar felç geçirme riski yaşadı. Turnuvaların düzenlenmesi değil, bunlar eleştirilmeli. İnsanlar bir şekilde kendilerine eğlence yaratacaklar. Bir taraftan da pekçok seyirci oynanan oyundan tatmin oldu. Onlar için oyun tatminkâr (fair) ama adil (fair) değil gibi görünüyor. Hele bazı sakatlanmanın veya sakatlanma riskinin yüksek olduğu pozisyonlarda faul verilmemesi veya pozisyonun sarı kartla geçiştirilmesi herkesi hayrete düşürdü.

             Bosna&Hersek-Nijerya maçında Edin Dzeko'nun attığı (buz gibi) gol ofsayt diye iptal edildi. Ardından 10 dakika geçmeden Emenike faul yaparak aldığı topu Odemwingie'ye verdi ve o da golü attı. Bosna Hersek'in gardı birkaç dakikada düştü ve gruplardan çıkamadı. Bu da futbolseverleri üzdü.

             İşte bu kupada da kafama takılan faullerden çok ofsayt pozisyonları oldu. Hani kadınların anlayışlarından nasibini alamamış kurallar bütünü.. Klişeleşmiş olarak kadınların anlamadığı iddia edilen kural.. Erkekler iyi anlıyor veya iyi yorumluyormuş gibi bir hava var. Oysa erkeklerin çoğu espriyle de olsa kadınları dışta bırakmak için bunu kullanıyor. Sanki kural zormuş da "Elinin hamuruyla sen karışma!" diyorlar. Herkes bilir ki ofsayt kuralının anlaşılmaz bir tarafı yoktur, sadece bunu saptamada zorluk vardır ama erkeklerin çoğu işi zorlaştırmak için ellerinden geleni yapıyor. Kuralın kendisinde zorluk olmaz, kural zaten pratikteki zorluğu gidermek içindir. Burada kuralın ne olduğunu da anlatmaya gerek yok. Matematiksel formülleri düşünmek yeter. Formülü ezberlemek yerine biraz uzun sürse de onu adım adım bulmaya çalışmak yeterli olacak, sonunda ofsayt kuralının olması gerektiği de ortaya çıkacaktır.

             Ofsayt paranın olduğu yerde olur. Seyircinin, taraftarın olduğu yerde oyunu güzelleştirmek, çeşitlendirmek için bu kural olmalıdır, yoksa niye saptanması bu kadar sorunlu bir kural konmuş olsun ki? Şimdi mesela çizgi teknolojisi kullanılıyor, top çizgiyi geçti mi geçmedi mi diye. Bu teknoloji uygulanabilir; hakem oyunu devam ettirip arada da yandan gelen uyarıya bakabilir. Ofsayt ise daha sorunlu görünüyor. Bakalım daha ne gibi teknolojiler kullanılacak…

             Ofsayt kuralı uygalanmasaydı elbet takım oyununu böyle hissedemezdik. Goller tektipleşirdi. Mesela güçlü takım gelir, güçsüz takım kalenin içine barikat kurar gibi dizilir, bam-güm topa vurulur, ya gol olur ya top geri dönerdi. Sonra gene aynı şey olur, takımlar arasında güç farkı çok belirginleşir, güçsüz takımın takım olarak bütünlüğü bu kadar değerli olmaz, akıl bu kadar kullanılmaz, zerafet de yerini iftar topu gibi gümbürdeyen atışlara bırakırdı. İki takım da şimdikinden daha çok gol atar ama genele baktığımızda gol farkı çoğalırdı. Mahalle veya halı saha maçlarında oyuncular kendi kendilerinin seyircileridir. Hakem de çoğunlukla yoktur. Saha da küçük olunca -saha biraz da bunun için küçüktür- organizasyonlara gerek kalmaz. Sinekler gibi topa üşüşen çocuklar ordan-oraya koşup durur. Hani bir teoriye göre İngilizler futbolu sinekli sömürge ülkelerinde, mesela Mısır'da, hem oyun oynayıp hem sinekleri kovmak için icat ettiler ya, sanki tersi oluyor. Mahalle maçlarında top sanki sineksavar gibi çevresindekileri püskürtmeye çalıştıkça çocuklar da sürekli topa doğru koşmaya çalışıyor.

             Futbolun içeriğiyle ilgili konuşmak çok kolaydır, sadece birazcık takip gerektirir. Ben çok da fazla konuşmayı sevmem, çünkü bazen konuşmaktan maçı seyredemez oluyoruz. Bu tip konuları ise seviyorum. Başka oyunlarla, başka konularla da ilgili olduğu için bunlara bakarım. Yoksa bu kurallar nedeniyle oyun niye sürekli dursun? İşte bu kupada da hakemler "şiir gibi" futbol oynatmaya çalıştılar ki seyirci oyundan soğumasın. Ortalama estetik görüşte "şiir gibi" her zaman "akıcı"nın yerine kullanılıyor. Akıcılık ise adalet pahasına olursa ortaya sorunlar çıkarıyor. İnsan, "Oyun varsın 'şiir gibi' olmasın da adaletli olsun!" diyor.

             Bir yorumcu Brezilya'nın şampiyon olmasını istediğini, çünkü Brezilya'da 200 milyondan fazla insan yaşadığını söylüyor. Benim Hollanda'nın şampiyon olmasını istemem elbette adaletli bir oyun olması şartıyladır, üstelik oyunla ilgilidir, savaşlarla veya bakkal hesaplarıyla ilgili değil. Bu yorumcunun mantığına göre aslında kupa filan düzenlenmemeli, Çin Halk Cumhuriyeti takımıyla Hür&Bağımsız KKTC gibi bir ülkenin takımı oynayıp sonunda Çin kazanmalı ki adalet yerini bulsun. Ne şiş yansın ne kebap, "az" olan üzülsün. Çok olanlar (daha da) "çok" olsun. Dünyanın bütün üzüntüsü futboldaki yenilginin üzüntüsüymüş gibi!

             Herkes yarı finalde Almanya'ya 7-1 yenilerek Ofsayt Osman durumuna düşen Brezilya'yı konuşuyor. İleride bu skor daha da tuhaf görünecektir. 1'e 500 veriyormuş. Londra'da 5 sterlin yatırıp 2500 sterlin kazanan işsiz bir adam varmış. Herhalde bu skor hangi ülkenin şampiyon olacağıyla ilgili tahminin verdiğinden bile daha yüksek bir oran veriyordu. Kupa tarihinin kazanılmış en yüksek oranı mı acaba?

             Meğer pandalar daha da azalmasınlar diye el-etek çektirilmişler. Kamera ışıkları ve kalabalık insan grupları pandalarda strese neden oluyormuş. Artık tahmin yürütmelerine izin verilmeyecekmiş. Bunun üzerine İsveçli (kobay) gine domuzu Madam Şiva devreye girmiş. Demek ki neymiş, azınlıklar her zaman "çok" olanlardan korunmalıymış, gerekirse kameralardan da. (Kelle gulumbura.)

Dergiler Haberleri