Sevginin ve cesaretin zamanı

Nemli bir Temmuz sıcağıdır yalnızlık… Ulu bir çınarın gölgesinden yoksunluktur… Karanlık bir çift gözdür, sözdür, işarettir… Gelir ilişir de bir yanımıza, kara bir yılan gibi soluğu karışır soluğumuza, /yüreği yüreğimize…

Hayat, nasıl da çarpıyor yüzümüze ağırlığını… Nasıl da duyuruyor bize yalnızlığımızı… Siz kuru kalabalıklara bakmayın… Kalabalıklar da yalnızlığımızdır, evlerimizin ışıkları da…

Sessizliğimiz de yalnızlığımızdır sesimiz de… Gecelerimiz de yalnızlığımızdır… Ama gündüzlerimiz de…

Yalnızlığın şiiri yazılır içimizde…

Kaç bin fersah altındayız kendi denizlerimizin, gemiler ve gemicilerimizin… Denizin tuzu kadar, dalgası da, yosunu kadar, mavisi de yalnızlığımız değil midir…

Kaç bin fersah uzağız sevdiklerimize…

Biz yine sevgileri sulamayı unutmayalım…

***

Her doğan günle çoğalıyor eksilerimiz artılardan… Çoğalıyor karalar beyazlardan… Tonlarca çoğalıyor…

***

Ölü doğan bir çocuktur yalnızlık…

Doğurur doğurur da doyuramaz, besleyemez, gömeriz onu yeniden ve yeniden küçücük tabutlara koyarak…

Nemli bir Temmuz sıcağıdır yalnızlık…

Ulu bir çınarın gölgesinden yoksunluktur… Karanlık bir çift gözdür, sözdür, işarettir… Gelir ilişir de bir yanımıza, kara bir yılan gibi soluğu karışır soluğumuza, /yüreği yüreğimize… Gelir ilişir de bir yanımıza, kara bir yılan gibi soluğu karışır soluğumuza / yüreği yüreğimize… O yüzden çıkmamız gereken o uzun yolculuklara çıkamayız. Yakmamız gereken ateşleri yakamayız. Doğurmamız gereken çocukları doğuramayız…

Ulu bir ağaca, bereketli bir toprağa, kuşa, çiçeğe, meyvaya dönüşemeyiz… Kuru, yanık, sarı benizli bir ısırgan otuna döneriz. Yalnızlığımız bizimdir… Yalnızlığımız herkesindir…

Üretemediğimiz, bölüşemediğimiz, çoğalamadığımız için…

Tek kişiliktir denir ya yalnızlıklar… İnanmayın…

Ne sevdalar ne kavgalar ve ne de ölüm tek kişiliktir…

Hep kalabalıktır yalnızlıklar…

(Herkes kendininkini yaşasa da…)

***

Sahi insan nedir…

Ya Tanrı…

Hangisi daha yalnızdır…

Var mıdır bunun yanıtı…

Ne diyor, Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran’da…

Ya o kıyısızlığı iç denizlerimizin…

Ya uykusuzluklarımızın…

Düşlerimizin, özlemlerimizin…

Uçurumlarımızın…

Susuşlarımızın…

Kaleme ve silaha susuşlarımızın…

Cesetler ve cesaretler içinde…

***

Ama, yine de

Şimdi, sevginin ve cesaretin zamanı…

Hade hep birlikte… Mutlu bir toplum yaratmaya…

HADE…

 


 

DÜĞÜM

Adem ile Havva bağladı
Bu düğümü… İçinde kaldık
Halbuki biz şimdi
Kristal dalların arasından
Ebedi gündüzü seyredecektik
Çekmeyecektik bu cefayı yeryüzünde…
Yemeseydi dedelerimiz
Bir çürük elma parçasını…
Ne yaşamak isteği
Ne de ölüm korkusu kalacaktı…
Cennetten dedelerimiz kovulmasaydı!

Bir labirentteyiz ki Rabbim
Ölüm kurtarır bizi…
Neden isteyelim bu ikinci dünyayı
Madem ki duymazlar sesimizi…

Bir düğüm ki karışık
Başlangıcına kadın değmiş
Nasıl çözülür artık bu düğüm
Bu, esrardan başka…
Bir şey değilmiş…
                            Taner Fikret Baybars

Dergiler Haberleri