“…İki anne; biri benim, biri eşimin annesi… Benim annem 1990’larda, 30’lu yaşların başlarında bipolar (manik depresif bozukluk); eşimin annesi de 1980’lerde, 40’lı yaşların başında şizofren tanısı aldı. Barış Ruh’ta adlarına açılan dosyalar sarardı. Çeşitli tedavi süreçleri, ilaçlar. Değişen doktor isimleri…….
… Hepsi o yaş için çok fazlaydı. Aslında yaşla ilgili de değil, olanların hepsi hepimiz için çok fazlaydı. Ve sadece annem değil, 9 kardeşinin neredeyse hepsi psikiyatri hastası. Bir aile yakınının anlattığına göre nenem, dedemle nişanlıyken hasta oldu. Dönemin doktoru onlara ‘çocuk yapmayın’ dedi ama inadına 9 evlât. Kardeşlerden ikisi evlenmeden, diğerleri de evlendikten sonra rahatsızlandı… Bipolar olan dayım 20’li yaşların başında intihar etmişti. Yaklaşık 20 yıl geçti üzerinden……
… Bir genetik uzmanına soruyorum; ‘Annelerden biri bipolar, biri şizofren… Bebeğimiz olursa onda psikiyatrik hastalık görülme riski nedir?’ Tam bilemiyorlarmış……
… Peki devlet bu insanlar için ne yapıyor, kronik bir psikiyatri hastasını kim önemsiyor? Tek sorumluluk bu insanlara Engelliler Yasası tahtında maaş mı bağlamak! Barış Ruh’ta her gün dolup taşan salonu hangi yetkili farkında? Hastanede kaç psikiyatri uzmanı var…?”
Bu bir mektup, hikâye değil, gerçek. Bu topraklardan. 2020 yılında yazılmış. İsim yok, rumuzla yazılan mektuplardan.
Bu mektup yeni çıkan bir kitaptan. Bana bir göz atmayla travma yaşatan bir kitap. Yaşlı Hakları ve Ruh Sağlığı Derneği’nin “Sessiz Çığlıklardan Mektuplar” adlı kitabı. Geçtiğimiz hafta Mağusa’da, geçtiğimiz gün de Lefkoşa’da tanıtılan bir kitap.
64 mektup, tümünün ortak noktası ise çaresizlik…
Kitap, 2020’den beri 5 yıl üst üste düzenlenen mektup yarışmalarına katılan mektuplardan oluşuyor. Tümü yaşanmışlıklarla, hatta çoğu hâlâ yaşananlarla ilgili. Çoğu gerçek isimlerle, bazıları rumuzla yazılmış. Toplamda 64 mektup var. Kimi yalnızlığını yazmış, kimi huzurevi şartlarını anlatmış, kimi engelli annesi olmanın yaşattıklarını, kimi uyuşturucu kullanan evladıyla baş etmedeki sıkıntılarını, kimi de yukarıdaki gibi kronik psikiyatri sorunu yaşayan yakınlarıyla yaşadıklarını. Tümünün ortak noktası ise çaresizlik…
İşte onlardan biri daha, başka bir mektuptan kısa bir özet… Rumuzla değil, gerçek isimle yazılmış bu…
“… Şimdilerde sessiz bir evde, yalnızlıkla baş başa kalmış durumdayım. Gün geçtikçe etrafımdaki sesler azalıyor. Dostlarım birer birer göçtü gitti. Hatırlanmak için bir çığlık atmak istiyorum, ama sesim çıkmıyor. Bazen pencereden dışarı bakarken hayatın devam ettiğini görebiliyorum. İnsanlar koşuyor, gülüyor ama ben orada, bir kenarda sessizce izliyorum. İçimde biriken kelimeler, bir çığlık misali boğazıma kadar geliyor ama dışarı çıkamıyor…”
Bu da bir engelli çocuk annesinden, açık isimli mektuplardan…
“… Hangi ebeveyn ‘evladım benden sonraya kalmasın’ der ki! Bunu diyebiliyorsak, bu ülkede bir şeyler değil, çok şeyler eksik. Hatta hiç yok. Toplumun özel gereksinimli bireylerle arasına koyduğu kalın duvarlar, devletin bizleri yalnız bırakması, önümüze konan engeller, yetersizlikler, sağlıkta çektiğimiz sıkıntılar, ilâca erişimdeki zorluklar ve verilmesi gereken psikolojik destek……”
Kitabın önsözünde ifade edildiği gibi;
“… Yaşlı ve hasta bireylerin yakınları, en az onlar kadar yalnız, yük altında ve görünmez durumda. Her biri ayrı bir hayat, ayrı bir dram. Bu mektuplar sadece yaşlıların ve ruhsal rahatsızlıklara sahip bireylerin değil, onlara bakanların da ne denli sahipsiz bırakıldığını gösteren güçlü tanıklıklar…”