"Serbest bölge yerine 'düşük vergili bölge' düşünülmeli…"

Ekonomi eski Bakanı, iş insanı Derviş Kemal Deniz, Başbakan Ersan Saner’in gündeme taşıdığı “tüm ülke serbest bölge olacak” söyleminin  “içinin boş olduğunu”  ifade etti

Fayka Arseven KİŞİ

Ekonomi eski Bakanı, iş insanı Derviş Kemal Deniz, Başbakan Ersan Saner’in gündeme taşıdığı “tüm ülke serbest bölge olacak” söyleminin  “içinin boş olduğunu”  ifade etti, bu konudaki tespitlerini paylaştı.

Deniz, ülkenin tümüyle serbest bölge olması halinde “siyasi tanınmamışlığa bir de ticari tanınmamışlık ekleneceğini” kaydetti.

Deniz, “Serbest bölge yerine 'düşük vergili bölge' olma ile ilgili bir şeyler söylenseydi, ayakları yere basan bir açıklama olurdu. Böylesi bir adım, yani düşük vergili bölge adımı, hem kayıt dışının kayıt altına alınmasında hem de devletin kasasına daha çok para girmesinde önemi olacaktı” diye konuştu.

Bu hafta Ekonomi eski Bakanı Derviş Kemal Deniz ile hem “serbest bölge” konusunu hem de ekonomide neler yapılabileceğini konuştuk.

 

 “Tüm ülke serbest bölge olacak deniliyor. Bu içi boş bir söylemdir. Çünkü zaten biz kendi mevcut serbest bölgemizi uluslararası kurallara göre tanzim edemedik.”

 

  • YENİDÜZEN: Ülkenin serbest bölge olması yönünde söylemlerde bulunuldu. Nedir ülkenin serbest bölge olması?
  • Derviş KEMAL DENİZ: Dünyanın her yerinde olduğu gibi KKTC’de de bir 'serbest bölge' var. Serbest bölgedeki amaç; ülke içerisindeki mevcut yasa ve kurallara bağlı ticari kısıtlamalar olmadan rahatça ticaretin veya hizmetlerin yapılmasıdır.
    Dünyada bazı ülkelerde kaçakçılığa imkan vermesi nedeniyle serbest bölgeler finansal sistem içerisinde sorun yaratmaya başladı. Bundan dolayı birçok ülke serbest bölgeleri iyileştirme yönüne gitti.  Ülkeler 'kabul edebilecek' kurallar koyma yönünde adımlar atıyor şimdi.
    Hedef şu; siz serbest bölgede ticareti yaparsınız ama buradaki paraların da bankacılık sistemine girmesi gerekir.  Bankacılık sektörüne girebilmesi için de serbest bölgeler uluslararası teamüllere uymalıdır.

 

 “Şimdi bizim serbest bölgeye bakalım; iş yeri var mı? Hayır çoğu posta kutusudur. Çalışan var mı? Çalışan mecburiyeti yok. Vergiye de kayıtlıdır ama yurt dışı işlemler için vergi sıfırdır.

Diğer ülkeler yavaş yavaş serbest bölgeleri de vergilendirmeye başladı. Bizim ülkemizde de başlaması lazım.”
KKTC’deki sıkıntı mevcut serbest bölgedeki sıkıntı son zamanlarda dünyanın uygulamaya başladığı finansal sektörlerin olmasını artık zaruri kıldığı  3 önemli maddeyi içermemesidir. Bu 3 önemli madde Business Substance denilen “yerellik” zorunluluğunun içerikleridir. Bizde henüz yerellik kuralı iğle ilgili herhangi bir çalışma yok. Siz diyebilirsiniz ‘serbest bölge KKTC sınırları dışında bir yerdir. Hiçbir yasa ve kural burada geçerli değildir’. Ama serbest bölgedeki şirketlerle ticari ilişkiler içinde olan şirketlerin ve şahısların faaliyet gösterdiği ülke yönetimleri kendi sınırları içinde bu şirket ve şahısların  ticaret yapılan yerin kurallara uyup uymadığı hakkında da bilgilenmek ister.
Gelelim 3 önemli maddeye; iş yerinizin, çalışanınızın olması gerekir ve vergi sisteminde olmalısınız.
Şimdi bizim serbest bölgeye bakalım; iş yeri var mı? Hayır çoğu posta kutusudur. Çalışan var mı? Çalışan mecburiyeti yok. Vergiye de kayıtlıdır ama yurt dışı işlemler için vergi sıfırdır.
Diğer ülkeler yavaş yavaş serbest bölgeleri de vergilendirmeye başladı. Bizim ülkemizde de başlaması lazım.
Son günlerde duyduk ki ‘tüm ülke serbest bölge olsun’ denildi. Bu içi boş bir söylemdir. Çünkü zaten biz kendi mevcut serbest bölgemizi uluslararası kurallara göre tazmin edemedik. Bir de KKTC’yi tümden serbest bölge yaparsak siyasi olarak tanınmamışlığa bir de ticari tanınmamışlık eklenecek.
Oysa dolaylı olarak dünya, ticari ilişkiler bakımından KKTC’de yapılan birçok ticareti ‘içerikli faaliyeti’ kabul ediyor. Gümrükler kabul edilmese bile gümrüklerden mal geliyor, Yeşil Hat Tüzüğü ile satılan mallar var. Demek ki siyaseten tanınmamış bir ülkenin de uluslararası ticari ve finansal kurallar çerçevesinde uygulanan kuralları var. Aniden bunun dışına çıkıp ‘serbest bölge yapacağız’ mentalitesi ile ortaya çıkarsanız, bunun içi boştur. Çünkü siz bu kuralların dışında bir şey söylüyorsunuz ve ülkeyi daha da yalnızlaştırıyorsunuz.
Mağusa’daki serbest bölgeden ayrı bir sistem olacaksa ve burada sözü edildiği gibi tüm ülke serbest bölge olacaksa bunda da çok büyük tehlike var. Çünkü siz artık gümrüklerden vergi alamayacaksınız, doğru dürüst kayıt tutma mecburiyeti olmayacak. Yani her şey serbest olacak

"'Düşük vergili ülke', daha ayakları yere basan bir söylem”

 “Yanlış olan şu, serbest bölge fikri ortaya atılmayacaktı. Düşük vergili bölge denilseydi, ayakları yere basan bir söylem olurdu. Bu, hem kayıt dışının kayıt altına alınmasında hem de devletin kasasına daha çok para girmesinde önemli bir etken olacaktı.”

  • YENİDÜZEN: Tüm ülke serbest bölge olursa devletin kazancı ne olacak?
  • Derviş Kemal DENİZ:Devletin kazancı yok. Bazı gazeteciler fikirlerini yazıyor ‘Özal zamanında burayı serbest bölge yapacaktı ama bunu yaparken de ‘siz devletten para alamayacağınıza göre ben size parasını ödeyeceğim’ demiş.
    Başbakan TC’den geldikten sonra ‘ülkeyi serbest bölge yapalım’ dedi. TC hükümeti öyle bir taahhüt mü verdi? Bana göre  böyle bir şey olmaz. Eğer bağımsız bir devlet olduğunuzu iddia ederseniz kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomik sistem kurarsınız ve bu sistemin getireceği getiriler ile devlet maliyesini yönetip irade sahibi olursunuz.
    Bence çok yanlış davranılan konu şudur; serbest bölge olayı ortaya çıkmayacaktı. Düşük vergili bölge olayı söylenseydi ayakları yere basan bir konu olurdu. Hem kayıt dışının kayıt altına alınmasında hem de devletin kasasına daha çok para girmesinde önemi olacaktı.
    Eğer ekonomide gelişim yapmak ve ülkeyi daha refah bir düzeye getirmek niyetiniz olursa buna göre bir sistem geliştirip plan yaparsınız. Bu plana dayalı olarak  ekonomiye bir açılım sağlarsınız.  ekonomiyi açtığınız da dersiniz ki; ben ticareti daha liberal yapacağım, her şeyi açacağım ancak vergiler kurumlar için  yüzde 23.50  ben bundan sonra yüzde 10 alacağım diyeceksiniz. Artı yüzde 10’u kullanacak kişileri mecbur edeceksiniz personel çalıştırsın, bir iş yeri kursun.
    Ben burayı düşük vergili bir ülke yaparsam ve bütün işletmelere de yerellik kuralını getirirsem birden bire benim vergi gelirim azalacak, diğer vergilerim de azalacak. Vergi olarak 600 milyon TL toplarken ansızdan 200 milyon TL ye düşecek. O zaman 400 milyon TL  açığım olacak. Ama ülkede yüzde 65 vergi kaçağı var. Bu kadar vergi kaçağı olan bir ülkede siz sisteme yüzde 40 koyarsanız devlet bugün topladığından çok daha fazla para toplayacak. Bütün işletmeler şeffaf olacak, vergi kaçağı ve kayıt dışılık azalacak.
    Ama bizim Maliye Bakanlığında şöyle bir mentalite var geçmişten beri; ‘kaçıran tam kaçırır’ der. Ama sen kontrol ve sistemini geliştirdiğin zaman serbest bölgeyi düşük vergili ülke haline getirsin.
    Siz burayı serbest bölge yaparsınız ve kontrolsüzlük gelir, başka ülkelerden vergi kaçıranlar gelir o zaman başka ülkeler de üzerinize gelir. Türkiye dahi bunu görür. ‘Dikkat edin de o adada bir kaçakçılık var. Bundan sonra işletmelerinizin o adada iş yaptığını görürsem kapatırım sizi’ der. KKTC sevgisi diye bir şeyde kalmaz ülke  menfaatlerine ters düştüğünüz anda ülkeler bize yaptırım uygulamaya başlarlar ve biz de  baş başa kalırız.
    Oysa ki doğru düzgün politika ile doğru olan bir sistem  ortaya çıkarılmalıdır. Bu da irade ister. TC’yi ikna ister.
     
  • YENİDÜZEN: Bu kadar değişken hükümetler varken bu söylediğiniz olay nasıl gerçekleşir? Bu bir hayal olabilir mi?
  • Derviş Kemal DENİZ:Hayal değil, irade ister. 1.5 yılda bir hükümetler değişir. Birçok ülkede böyle olmaz. Ama hükümetlerin değişmesine takılmamak gerekir. Devletin devamlılığı esasından doğru olan politikaları yeni gelen hükümetler de uygulamalıdır. Geçmiş bir şey yapmadı ben bunu değiştirip doğruyu yapacağım söylemi ile doğru yapılan bir şeyi bozmak ülke insanı açısından çok tehlikeli ve zararlıdır.
    Geldiğimiz aşamada siyaset yapma noktasını aştık.
    Siyaset yapacaklar, seçime girecekler. Seçim bittikten sonra partiler oturacak ve bu ülkenin sıkıntılarını çözmek için çalışacak. Çünkü artık irade zamanı. Bu iradeyi yapmazsak, çok geri gitmeye başlayacağız.
    Dikkat ederseniz kişi başına düşen gelir azalmaya başladı. Güney ile olan farkımız daha da açılıyor. Gençler ülkemizden  umudunu kesmeye başladı. Onun için herkesin oturup bir irade göstermesi gerekiyor. Doğru ne ise de onun yapılması lazım.
    Toplum da artık; ben artık iş yapan, önümü açacak ve çocuklarımın bu ülkede kalmasını sağlayacak bir politika üretilmesini isterim demeli ve bunda ısrarcı olmalı . O nedenle vatandaşlar küçücük kişisel hesaplarımdan vazgeçiyorum diyebilmeli.
    İnsanlar küçük küçük hesaplar yine yapacak, sorununu çözecek ama 10 yıl sonra çocuklarının  karşılaşacağı sorunları çözmeyecek.
    Halbuki nasıl ki bir insan çocuğu için okusun, işi olsun, evi olsun, güzel bir hayatı olsun diye düşünürse o küçük menfaati aldığında bunları yapamayacağını da düşünmesi lazım. Çocuklarının eğer bunlara ulaşmasını istiyorsa bu iradenin gösterilmesini ve ülkenin zengin olmasını istemeli. O nedenle bu iradenin alınabilmesi için toplum baskısının da olması gerekiyor.
    Şimdi serbest liman konusu gündemde. Yarın başka bir şey gündeme gelebilir. Ama olmayacak şeylerin peşinden gidersek yıllarımız kaybolur.
    Biz böyle devam edersek 4-5 yıl sonra insanlar uçağa binip başka ülkeye gidecek parayı dahi bulamayacak. Gelirler o kadar bir gerileyecek ki toplumun tüm kesimi fakirleşecek.

 “KKTC’nin tümünü serbest bölge yaparsak siyasi tanınmamışlığa bir de ticari tanınmamışlık eklenecek.”

  • YENİDÜZEN: Avrupa finans sisteminden kaynak nasıl temin edilebilir?
  • Derviş Kemal DENİZ: Bu konu  sanırım 4’lü koalisyon sırasında gündeme geldi . AB dedi ki; sizi finansman sistemine koymamız için bankalarınızı uluslararası raporlama sistemi ile raporlayacaksınız ve göndereceksiniz.
    O zaman ‘aman bunu yaparsak gerçek durum ortaya çıkacak’ diyen kesimler oldu.
    Halbuki bu yapılması gerekirdi. Hala daha da geç değildir. Siz uluslararası finansmana göre bütün raporlarınızı hazırlarsınız, AB bunları kabul eder, AB Kalkınma Bankası bunu değerlendirir ve size kredi verir. Siz bu kredileri ülkenize ulaştırabilirseniz ve yüzde 20 faiz değil yüzde 2’lerden Euro bazında verirsiniz o zaman iş insanına çok büyük hizmet vermiş olursunuz.
    Ama bunları hazırlamamak, serbest bölge yapalım ama bunun da dışında kalalım gibi fikirlerle olmaz. Bu serbest bölge ile değil, düşük vergili ülke ama AB finans sistemine girecek bir çabayla da olması gerekir.
    Bunu yapmak kolay bir şey değil. Çok iyi organizasyon ve toplantılar ister. Yavaş yavaş siz bu finansmana eriştiğiniz anda zaten uluslararası firmalar da size gelmeye başlayacak. Uluslararası firmalar buraya gelemeye başlayınca da belki siyasi tanınmamışlığın devam edecek ama ticari tanınmışlığınız olacak.
    Topraklarımız üzerinde zaten biz eşit siyasal haklarımızı kullanıyoruz. Bunu ticaret ile daha da geliştirebilirsiniz. Rumların belki bunlar hoşuna gitmeyecek ama zengin bir topluma karşı Rumların da saygısı olacak. Sizinle anlaşma yapmak da isteyecek. Hatta TC de KKTC’nin kendi ayakları üzerinde durmasını isteyecektir.
    Bizim bankacılık sistemimiz TC Merkez Bankası’nın devamıdır. Bankaların kontrolleri de bu şekilde KKTC Merkez Bankası tarafından yapılır. Bankaların uluslararası finansmana ulaşımı imkansızdır. Türkiye bankalarından alabileceğimizi alırız.
    Yeşil Hat Tüzüğü var ve güneyle ticaret yapıyoruz. AB bizim toplumsal haklarımızı tanıyor. Her ne kadar devlet olarak tanımasa bile…
    Ama kendi bölgemiz içerisinde ürettiğimiz malı satabiliyorsak kendi finansman sistemimizi de Avrupa’dan finansman alabilecek duruma getirebiliriz.
     Bu bugün  bir hayal gibi görülebilir. Gerçekler ortadadır. Bu gerçeklere ulaşmak isterseniz siyaseti bir yana bırakırsınız ve doğru olanı yaparsınız.
    Eğer siz serbest bölge için ısrar ederseniz o Avrupa finans sistemine girme ve bankaların oradan belirli şeyleri alması ve kaynak bulmasının da önüne geçersiniz.

 “Bizim yapacağımız her hareket Türkiye’deki kurumsal yapıyı bozmayacak ve ürkütmeyecek şekilde olmalıdır. Bence serbest bölge olayı Türkiye’yi ürkütür. Mevcut kurumları bu konuya sıcak bakmaz.”

  • YENİDÜZEN: Başbakan serbest bölge fikrini ortaya attı, siz de bunun sakıncalarını dile getirdiniz. Türkiye bu fikre ne kadar sahip çıkar?
  • Derviş Kemal DENİZ:Bence TC ile bu konu detaylı bir şekilde tartışılmadı. Çünkü serbest bölge fikri olsa bile bunu TC Gelirler Dairesi’ne sorduğunuz zaman derler ki ‘bizim vergi Kıbrıs’a kaçacak’.
    Siyasette çok istikrarlı bir politika olmadığı için ve ‘biz 5 yılda buraya varacağız’ diyemediğimiz için kişilerin fikirleri geliyor ve siyasileri ikna ediyor ve o söylemler ortaya atılıyor. Serbest bölge konusu da böyledir.
    Ama bunun bir planı olduğunu sanmıyorum. Gündem yaratıp menfaat sağlama derdi var. Siyasilerin bu konuları düşünmeden konuşmaması lazım.  ‘Tamam güzel fikir bu ama alalım bunları uzmanlarla konuşalım’denilmiyor.
    O nedenle TC’deki bir siyasetçi de burası ile ilgili açıklama yapabilir ama oradaki devlet daireleri, Merkez Bankası, serbest bölge yetkilileri farklı konuşur. Çünkü her birinin kendine göre kuralları var. Bu kuralların dışına çıkacak bir bölge istenilmez. O nedenle siyasi konuşmalar farklıdır fiili uygulamalar farklıdır.
    Bizim yapacağımız her hareket Türkiye’deki kurumsal yapıyı bozmayacak ve ürkütmeyecek şekilde olması lazım. Serbest bölge olayı da TC’yi ürkütür.  Bu duruma da sıcak bakmazlar.
    Çok basit bir örnek; TC’ye KDV’siz, gümrüksüz mal ihraç etmemiz mümkün değil. Niçin? Mersin Limanı’nda memurun önündeki tabloda AB, Gümrük Birliği var. TC ve güney bu birliklerin içerisindedir. Oradaki memur kendine verilen göreve göre listesine bakar ve ‘KKTC listede yoktur’ der ve vergisini alır. TC de der ki; ‘alsın vergiyi ama biz size ödeyeceğiz.’
    Bu da göstermektedir ki , sizin burada yapacağınız uluslararası ticari normlar dışındaki her şey Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan uygulamaları ile uyumlu olmayabilir.. Siz burada bir şey yaparsanız Türkiye'nin uluslararası ilişkilerini de sıkıntıya sokmamanız gerekir. Sonuçta bugün itibarı ile KKTC'nin dünyaya açılış noktası temelde Türkiye’dir.
    Ancak TC her zaman yanımızdadır ama‘bunu destekledi, beni destekledi’ söylemleri ile gündeme getirmek sadece siyasete oynamaktır.
    Siyaset müessesi artık zümresel ve kişisel çıkarlar müessesi haline gelmeye başladı. Bu siyaset artık kabul edilmemeli ve toplumun siyasi kültürü değişmelidir.
    ‘Benim menfaatim toplumun zenginliğinden gelecektir’ denebilmelidir.
    Eğer şahsi menfaatler için hareket edilirse bugünü, yarını kurtarın ancak 10 yıl sonra çocukların şikayet eder.
    Genç nesil bir umut peşinde. Gençler bir şey bekliyor. Ama toplumda gördükleri kendilerini mutlu etmiyor. Bu memlekette yaşamak için bir yol görmek istiyorlar. Ancak bu gençlerin de zaman içerisinde morallerini kaybettiklerini görüyorum. Eğer bu gençleri ülkede tutabilecek politikaları yerleştirirsek ve insanlar da bu mentaliteyi alırsa bence siyaseti doğru yere yönlendirmiş oluruz.

 “Devlet tanınmaz olabilir ama ticari ilişkiler kurulabilir”

  • YENİDÜZEN:Toplumun büyük bir kısmı bu değişimlere açık değil ama?
  • Derviş Kemal DENİZ:Tanınmamışlık devletin tanınmamışlığıdır. Protokol 10’u geçirirken 2004 yılında Komisyon şöyle bir karar aldı; Kıbrıs’ın tümünü AB’ye aldık. Kıbrıs’ın kuzeyindeki müktesebat uygulanmayacak der. Ama adayı bir bütün olarak AB’ye alır.  Ve der ki; ‘yukarıda yazdığımız tüm maddeler kuzeyin ekonomik gelişmesiyle ilgili herhangi bir faaliyete engel teşkil etmez.’
    Bu madde alınıp daha da büyük girişimler yapılabilir.
    Önce toplumu zengin edersek bu çok önemli bir hareket olur. Eski Cumhurbaşkanı Rauf beye dedim ki; bazı olaylar vardır ki siz geri çekilirsiniz devreye Ticaret Odası, Merkez Bankası, kurumlar ortaya çıkar. Ama burada KKTC görünmez.. Siz devlete sahip çıkmayı KKTC’nin ön planda olmasını istersiniz. Ancak bunların ön plana çıkmasında toplum menfaat sağlayacak buna nasıl bakarsınız’.
    “Bu bize ne kadar menfaat sağlar” diye sordu ve ekledi; “toplum zenginleştikten sonra benim itirazım yok bunu kullanalım”dedi. Çünkü onun inancı şuydu; zengin bir toplum zengin bir devlettir.
    Ama bizde bunu kullanmak “TC ne der korkusuna” dönüştü.        
     
  • YENİDÜZEN: Bu sizin söylediğiniz AB finansmanlarına erişim veya farklı konularda lobicilik faaliyeti var mı?
  • Derviş Kemal DENİZ: Yeterli değil. Lobicilik faaliyetleri artırılmalıdır. Sırf gezmek için de bu lobicilik faaliyetleri yürütülmemelidir. Bu işi yapacak insanların gitmesi gerekmektedir.

 

Röportaj Haberleri