Piyanoda Bir Duayen Rauf Kasimov

Piyanoda Bir Duayen Rauf Kasimov

 

Filiz Uzun

Önceki hayatlarımdan birinde dünyaya bir alet olarak gelmişsem mutlaka bunun bir müzik aleti olduğunu düşünüyorum. Bu enstrümanın ne olduğunu soracak olursanız kesinlikle piyano derim. Piyano sevgim ve piyano sesine hayranlığım çok eski değil maalesef. Geç tanışmış olsak da ruhumu yansıtan bir enstrüman olduğunu söyleyebilirim. Piyano sesini dinlerken kendimden geçiyorum adeta.
Evimizde piyanonun sesini duymayalı epeyi zaman olmuştu. Doğrusunu söylemek gerekirse profesyonel bir ses olmasa da özlemiştim. Kızımın müziğe olan ilgisini o henüz çok küçücük bir çocukken fark etmiştim. Piyanoya da öyle. Ders almaya başladığında çıkardığı seslerin sonra ilerledikçe birleşmesi ve bir melodiye dönüşmesini defalarca dinlemiştim kızımdan. Bir süre evimizde piyanonun sesi susmuştu bazı nedenlerden dolayı. Tekrardan derslere başlamaya karar verdiğimizde sevgili Ersen Sururi önermişti bize Rauf Kasimov’u. Tekrar kızımın piyano dersine başlaması demek evde piyanonun sesinin de başlaması demekti. Dersler ilerledikçe farkı görmek beni mutlu ediyor.

Müzik bizim evde olmazsa olmazdır. Umarım ne müzik ne de piyanonun sesi hiçbir zaman kesilmez. Rauf bey kızımın piyano öğretmeni olduğundan, birkaç aydır tanışıyoruz. Müzik bilgisi, piyano konusundaki deneyimlerinden yararlanmak en az kızım kadar beni de heyecanlandırıyor. Kısa süredir Kıbrıs’ta yaşıyor olmasına rağmen yetiştirdiği öğrencilerini her yıl yaptığı Ballapais konserleri ile halkın karşısına çıkarıp bizlere piyano ziyafeti sunuyor.

Bu yıl da 17 Kasım akşamı Ballapais Manastırı’nda müthiş bir konser hazırlamışlar bizler için. 6.5 yaşındaki öğrencisi de sahnede olacak, yıllardır ders verdiği 15 yaşındaki öğrencisi de. Öğrencileri ile birlikte Rauf Kasimov’u da dinleyebileceğiz bu akşam. Tarihi Ballapais Manastırı’nın harika akustiğindeki bu konseri kaçırmamanızı ümit ederim. Ne de olsa böyle konserler her gün düzenlenmiyor ülkemizde. Sevgili Rauf Kasimov’a ülkemizde müziğe farklı bir bakış açısı getirdiğinden dolayı teşekkür ederim. Hem kendisinin hem de yetiştirdiği öğrencilerinin üstün başarılar kazanmalarını dilerim. Çünkü onlar başardıkça Kıbrıs’ta müzik de kazanacaktır.

PİYANO MODAYDI

F.U: Bize kendinizi tanıtır mısınız?
R.K:
1954 yılında Bakü’de doğdum. Bakü, Azerbaycan o dönemler Sovyetler Birliğine bağlıydı. O dönemlerde ailemizde hiç müzisyen olmamasına rağmen evimizde piyano vardı. O zamanlar her evde piyano olması modaydı. Annem Avukat, babamsa iş adamıydı. 4-5 yaşlarımdayken piyano ilgimi çekti ve duyduğum parçaların notalarını piyanoda çıkarmaya başladım. Bir akrabamız bize geldiği bir gün beni fark etti ve müzik kulağımın olduğunu bu konuda yönlendirilmem gerektiğini söyledi.

F.U: Aileniz bu konuda ne düşündü?
R.K:
Annem benimle ilgilenmeye başladı. Annem buna sıcak baktı. Ve yeteneğim varsa bu alanda geliştirilebileceğimi düşündü. O dönemlerde çok fazla sanatsal faaliyetler yoktu. Sinema ve tiyatro vardı. O dönemlerde 1930’lu yıllarda Moskova’da açılan Üstün Yetenekli Çocuklar için eğitim veren bir okul vardı. Bütün ülkeden 6-7 yaşındaki çocukları sınavla seçip bu okulda eğitiyorlardı. Bu konuda uzman yaşlı hocalar sınava girer bu çocukları seçerlerdi. Daha sonraki yıllarda bu okulun şubeleri diğer şehirlerde de açıldı. Bakü’de, Tiflis’te, Taşken’te.

F.U: Siz de bu sınava girdiniz mi?
R.K:
Evet. Annem beni bu sınava götürdü. Bu okula giriş sınavında jürinin önünde yeteneğini sergiliyordun. Belki bir gün gelecek Kıbrıs’taki üstün yetenekli çocukları da belirleyecek okullar açılacaktır. Girdiğim sınava 150 öğrenci başvurduk ve alınacak maksimum sayı 30’du. Benim sınavım çok iyi geçti. Ben 6 yaşında olmama rağmen kendime güvenim çoktu. 4 yaşında okumaya başlamıştım. Konuşma cesaretim de vardı. Bu okulda 11 yıl eğitim aldım. Daha sonra 5 yıl Konservatuar okudum. 2 yıl da üst eğitimle doktoramı tamamladım. 18 yıl müzik ve piyano eğitiminden sonra kendimi geliştirmeye devam ettim.

CAN MI MÜZİK Mİ?

F.U: Eğitimleriniz bittikten sonra ne yaptınız?
R.K:
Moskova’ya gittim. Eğitimimi tamamlamış olabilirdim ancak öğrenme devam ediyor. Moskova’da güzel bir başlangıç yaptım. Konserler, yarışmalar. Ancak 30’lu yaşlarıma geldiğimde Sovyetler Birliğinde bir gerileme başladı. Hareket durdu. İmparatorluğu idare eden değişim istemeyen yaşlı heyete karşı ayaklanmalar başladı. Arkasından savaş ve çok fazla insan hayatını kaybetti. Bir müzisyen olarak orada kalamadım çünkü savaş bana göre değil. 1991 yılında Bakü’ye döndüm. Azerbaycan ve Ermenistan arasında da savaş vardı. Neticede doğduğum ve büyüdüğüm yerde de bana hayat yoktu. Herkes can derdindeyken müziği ne yapsın. Tekrar Moskova’ya döndüm ve 13 sene de tekrar orda yaşadım.

F.U: Uluslar arası ödülleriniz?
R.K:
1977’de Tiflis’de ve 1984’de İspanya’da Paloma O’Shea Uluslararası Yarışma’sında birincilik ödülleri kazandım. 1880’de Barcelona’da Uluslararası M.Canals Piyano Yarışması’nda onur ödülü  kazandım. 1980-1991 yılları arasında Bakü Devlet Konservatuvarı’nda piyano hocası olarak görev yaptım. Kuzey Kıbrıs, Türkiye ve pekçok ülkede konserler verdim. Nisan 2009’da Deniz Temiz Derneği’nin marşını besteledim.  Eylül 2011’de Bulgaristan’ın Dobrich kentinde 17.si düzenlenen Uluslararası Piyano Yarışması’nda öğrencim Görsev Tepe ile öğrenci-öğretmen dört el yarışmasında  birincilik ödülünü kazandık. 

BİLGİYE AÇ BİR TOPLUM

F.U: Kıbrıs’a ne zaman geldiniz?
R.K
: 2005 yılında bir konser vermek üzere davetli olarak geldim. Geldiğim andan itibaren çok beğendim. Doğal ve bilgiye aç bir yer olarak geldi bana. Tarihini, doğasını, mimarisini de çok sevdim. Bir de hiç bilinmeyen bir yerdi benim için ve sürpriz gibi geldi bana burayı görmek, insanlarını tanımak. Havası, denizi, insanları çok sıcak geldi bana. Burada zaman geçirdikten sonra burada da sorunlar olduğunu gördüm. Fakat benim yaşadığım yerde akşam eve sağ salim dönebilecek miyim korkusu vardı en azından. İnsanlar için en güvenli yer hayatta kalabilecekleri yerdir bana göre.

F.U: Burada kalmayı o zaman mı düşündünüz?
R.K
: Buranın sakinliği ve güvenli oluşu hoşuma gitti tabii ki. Ayrıca müzik anlamında da çok şey yapılabileceğini düşündüm burada. Ama her insan gibi ben de önce kendimi güvene almak istedim.

F.U: Hemen buraya yerleştiniz mi?
R.K
: 4 sene boyunca gidip geldim Kıbrıs’a. Burada çalışacağım bir yerim vardı. Şartlar çok uygun olmasa da daha iyi olacağını düşündüm hep. Daha sonra şu an eşim olan Ayla hanımla tanıştık ve yabancı olduğumuz halde çok iyi anlaşmaya başladık. Ve evlendik. Evlilik nedeniyle vatandaşlık aldım ve çalışma şartlarım açısından daha kolay oldu. Çalışma izni, oturma izni aldım ve daha özgürce çalışmaya başladım. Kıbrıs konumu nedeniyle Avrupa’nın Asya’nın merkezinde olduğu için geleceği çok iyi görüyorum.

ÖĞRENCİ SEÇME ŞANSI

F.U: Kıbrıs’a yerleştikten sonra müzik anlamında neler yaptınız?
R.K:
Benim Kıbrıs’taki hedefim farklı oldu.  Gençlik yıllarımı geride bıraktım. O dönemlerde kendi adıma bir şeyler yapmaktı hedefim ama bu yaşlarda müzik anlamında eğitimci olmayı tercih ettim. Çünkü konserler, yarışmalar, başarılar Moskova’da yaptığım şeylerdi. Şimdi bilgi ve piyano konusundaki becerimi gençlerle paylaşmak ve onların başardıklarını görmek istiyorum. Bu nedenle öğrenci yetiştirmeye başladım.  Öğrencilerimi seçme şansı kazandım. Ve gerçekten yetenekli ve piyanoyu öğrenmek isteyen çocukları tercih ediyorum. Daha sakin bir hayat yaşıyorum.

F.U: Yakın Doğu Üniversitesinde de Müzik bölümü açılmış ve sanırım orada ders vermek için göreve başladınız?
R.K:
Geçen Mayıs ayında bir yarışmada jüride görev almıştım, İstanbul’da. Orada iken Yakın Doğu Üniversite’sinden bir arkadaşım arayıp tebrik etti beni ve işe alındığımı söyledi. Çok şaşırdım çünkü yıllar önce değerlendirilir umuduyla buradaki Üniversitelere CV’mi bırakmıştım. Yakın Doğu yeni bir bölüm açtı ve beni de göreve davet etti. Bölümün başkanı Yrd.Doç.Dr. Ethem Nalbantoğlu önderliğinde çok güzel bir bölüm kuruldu. İyi bir ekip oluşturuldu. Yeni müzisyenler yetiştirecek olmamız beni çok heyecanlandırıyor. Özgürlüğüm biraz kısıtlanmış olsa da bir müzisyen olarak öğrenci yetiştirmek çok istediğim bir şeydi.

BELLAPAİS’TE KONSER

F.U: Bu arada özel yetiştirdiğiniz öğrencileriniz var. Onlarla da devam ediyor musunuz?
R.K:
7-8 yaşından beri piyano dersi verdiğim öğrencilerim var. Şimdi 15-16 yaşına geldiler. Ben onlara sadece piyano dersi vermiyorum. Gözümün önünde büyüyorlar ve çok mutlu oluyorum. Ders verdiğim öğrencilerimle her yıl Ballapais Manastırı’nda konser veriyoruz birlikte. Onlar neler öğrendiklerini sergiliyorlar. Sahneye çıkmanın verdiği heyecanı yaşıyorlar. Aileler ve piyano severler de harika bir mekânda, akustiği güzel olan bir yerde piyano resitali dinliyorlar.

F.U: Sizin öğrencileriniz arasında üstün yetenekli çocuklarla karşılaştınız mı?
R.K:
Bence Kıbrıs’ta da diğer ülkelerde olduğu gibi çok fazla yetenekli çocuk vardır ancak keşfedilmiyorlar. Doğru yönlendirilmiyorlar. Benim öğrencilerimden Görsev Tepe mesela üstün yetenekli bir çocuktur. 7.5 yaşından beri her yıl konserler vermeye başladı. 12 yaşında ama 6 kez uluslar arası ödül kazanmış bir öğrencimdir. Annesi ile birlikte Bulgaristan’a, İstanbul’a gittik, yarışmalara her gittiği yerden de ödüller alarak döndü.

F.U: Şu anda ne yapıyor?
R.K:
Şu anda13 yaşında ve Amerika’da Long Island adındaki bir konservatuarda eğitim görüyor. Orada çalışan benim bir Rus arkadaşım var profesör. İstanbul’daki bir yarışmada Görsev ile orada tanıştırdım onu. Ve Ankara’da bir sınava girdi. Başarılı olarak Amerika’ya eğitim almaya gitti. 

PİYANO VE ZEKÂ

F.U: Şu an 17 Kasım’daki Bellapais’teki konsere hazırlanıyorsunuz değil mi?
R.K:
Evet. Ders verdiğim öğrencilerimle 17 Kasım’da Ballapais’ta bir konserimiz var. Hazırlıklar tamam. Şu anda eğitim verdiğim 6.5 yaşında bir öğrencim de var ve o da sahneye çıkacak. Bence o da Görsev ablası gibi üstün yetenekli bir çocuk ve çok çalışıyor. Annesi de bana yardımcı oluyor. Kendi de disiplinli ve ne olacaksın dediğimizde Piyanist diyor. Erol Emmioğlu var o da çok yetenekli. 15 yaşında. O da iki kez İstanbul’da ödül kazanmış bir piyanist. Diğer öğrencilerim de çok yetenekli ama meslek olarak hepsi piyanist olmayacak.

F.U: Piyano çalmanın beyni de çalıştırdığı ve zekânın da geliştiği söyleniyor doğru mu?
R.K:
Evet doğrudur. Çünkü beynin iki ayrı bölümü var ve çapraz çalışıyorlar. Piyano çalarken her iki el de ayrı çalıştığı için beynin her iki lobu da geliştiriliyor.

F.U: Aileler genelde çocuklarının bir müzik aleti çalmasını ister ve çocuklarını zorla derse götürmek isterler ne düşünüyorsunuz bu konuda?
R.K:
Aileler müzik dersi alması için çocuklarını bir öğretmene emanet ederler ancak yıllar içinde neler öğrendiklerini denetlemez. Sadece sorarlar nasıl gidiyor? Öğretmen de çok güzel, süper der. Oysa çocuk hiçbir gelişim göstermemiştir. Ya da isteksiz olduğundan çalışmıyordur. Çünkü istediğiniz kadar yetenekli olun çalışılmadığı sürece yol kat edemezsiniz. Aileye çok görev düşüyor burada sorgulamaları gerekir. Ne öğrendi bu çocuk, ne çalabiliyor. Bir de eğitime yollamadan önce iyi araştırmaları gerekir. Her meslekte olduğu gibi iyiler de var şarlatanlar da.

ÖĞRENCLERLE BİRLİKTE 4 EL

F.U: Sizin öğrencilerinizle konser vermekteki amacınız bu mu?
R.K:
Evet. Bir neden de budur. Çocuklar bir yıl boyunca ne öğrendiler ne çalabiliyorlar aileler de görsün kendileri de. Aile niçin para ödediğini görsün. Bir de çocuklar sahneyi deneyimlesin istiyorum. Bir de çocuklar solo çalacaklar. Bir de 4 el parçalar seçiyorum. Ve onlarla birlikte ben de çalıyorum. Öğretmenleriyle birlikte çalmanın keyfini yaşıyorlar, bir de ses daha güçlü ve güzel duyuluyor.

F.U: Rauf Kasimov tek başına konserler veriyor mu?
R.K:
Çok ender. Konser vermek ayrı bir iştir ona hazırlanmak gerekir. Organizasyon ise çok daha farklıdır. Onlarla uğraşırken çalışmaya ve diğer işlere zaman kalmıyor. Sürekli sistematik olarak konser vermek çok zordur Kıbrıs’ta. En son Şubat ayında birlikte eğitim aldığımız iki arkadaşım Kıbrıs’a beni ziyarete geldi. Onlarla birlikte Bellapais’ta iki  konser verdik. Ancak yurt dışından davet gelirse programımı ayarlayıp gidiyorum. En son Mayıs ayında İstanbul’da Pera Güzel Sanatlar Uluslar arası piyano yarışması çerçevesinde bir konser verdim. Eğer bana yurtdışından bir konser dizisi teklifi gelse ve ücreti de bana uygun olsa buradaki işlerimi planlar bir süre izin alır, çalışmaya başlarım konser hazırlığı için. Çünkü konser için en az günde 6-7 saat çalışmam gerekir.

F.U: Son olarak ne söylemek istersiniz?
R.K: Ailelere
söylemek istediğim tek şey, baskı yapmayınız. Çocuk kendi istemeli. Zorla hiçbir şey yaptırılmaz. Bir de 17 Kasım’daki konsere gelsinler özellikle çocuklarını getirsinler. Orada sanatsal bir show yapılacak ve kaçırmasınlar. Çünkü bu tür etkinlikler çok sık yapılmıyor Kıbrıs’ta.

Dergiler Haberleri